Kıymetli dostlar;
İnsan, sandığından daha az görür; daha çok yorumlar. Karşısındakini olduğu gibi anlamaya çalışmaktan ziyade, kendi iç dünyasının renkleriyle boyar.Kendi niyetini başkasına yükler, kendi korkularını başkasında arar, kendi hesabını başkasının hesabı sanır.
Belki de bu yüzden insanı tanımak kadar, insan tarafından doğru tanınmak da zordur.
Hepimiz biraz görünmek, biraz bilinmek isteriz. Bir çift gözde yer edinmeyi, bir gönülde iz bırakmayı arzularız.Çünkü insan yalnızca yaşadığı kadar değil, hatırlandığı kadar da vardır.
Fakat hayatın sessiz bir gerçeği vardır: Insanlar çoğu zaman seni olduğun gibi değil, tanıdıkları kadar bilirler.Hatta bazen tanıdıkları kadar da değil; görmek istedikleri kadar…
Bu yüzden insanın kaderinde yalnızca yaptıkları değil, hakkında oluşan kanaatler de söz sahibidir. Merhametli diye bilinen birinin kusuru hoş görülürken, kötü diye etiketlenen birinin iyiliği bile şüpheyle karşılanabilir.Dünya çoğu zaman hakikate değil, hakikat hakkındaki kanaate bakar.
Oysa insanın gerçek görünüşü yüzünde değil; tavrında, vicdanında ve taşıdığı manadadır. Bazen bir bakışta, bazen bir susuşta, bazen de kimsenin görmedigi bir yerde yaptığı tercihte saklıdır insanın özü.
Ve zaman geçtikçe anlıyor insan…
Asıl mesele insanların seni nasıl gördüğü değil; senin neyi temsil ettiğindir. Çünkü isimler unutulur, yüzler silinir, sözler dağılır. Ama bir insanın kalplerde bıraktığı his uzun süre yaşamaya devam eder.
Neticede insan, ardında bıraktığı iz kadar hatırlanır. Ve belki de ömrün en büyük başarısı; dünyadan geçip giderken birkaç gönülde güzel bir hatıra olarak kalabilmektir.
Hatıramız kaldıysa ne mutlu bize …