Öz kültürümü, dinden bağımsız, sanki halen HORASAN’ da yaşıyormuşuz gibi hissederim…
Müslümanlık öncesi haliyle, dinlerden uzak, dinsiz, ALİ’ SİZ ve DEDESİZ!
Dedeler olmadan da semah dönülebilmelidir ve bir DEDE’ nin dinsel ritüelleştirmesine ihtiyaç da ve gerek de yok, diye düşünüyorum…
İnsanın toplandığı her yer Cem mekanıdır, ölümlerde de semah dönülebilir. İnsana ulaşmak, hakka ulaşmaktır; her insan bir hak olduğu için!
Alevi de olsa bir insanın dayatmacısı, tabulaştıranı, biatkarı, tebaalaştıranı, muhafazakar-ı, ‘YOBAZ’ sıfatı taşır.
Horasan’ dan gelip, ayrı ayrı topluluklar halinde, Anadolu’ nun yüksek yerlerine yerleşmiş, toplumlara, Horasan’ daki kültürümüzün özünü unutturmamakla görevli kılınan DEDELER, bu günkü haliyle üretimden kopan, ekmek elden, su gölden yaşayan kişiler haline gelip, toplum sömürücüleri durumuna dönüştürülüyor…
Dersim ve Tunceli’ yi görmedim ama sürekli gözlemlerim… Üretim ve yaşam şekliyle Horasan Kültürümüz’ ün yaşatıldığını izlerim… Çünkü o bölgeye Horasan’ dan gelip yerleşenler, birbirlerine daha yakın bölgelerde yaşıyor ve aracı DEDELER olmadan da yoğun haberleşebiliyor. Kendilerini bile koruma amaçlı savaşmak istemeyen bu toplumun, Cumhuriyet sonrası, genç erkeklerini asker vermek istememesini de anlamak zor değil! Nispeten kültürel özümüz, Tunceli ve Dersim Bölgesi’ nde, daha özgün korunuyor.
Akıl ön planda tutulduğunda, öz kültürümüzle ilgili tüm tabulaşma, tabulaştırma, yüz sürme vb kavramlar, bana çok uzak! Özünde düzgün insan olmak isteyen, bunlara gerek olmadan saygılı da olabilir, sevgili de davranabilir…
İlahlaştırıp, tabulaştırmak ise saygı duyma değil, bir çeşit yasak koyma anlamı taşıyor!
Bu yasakçı zihniyeti, sadece akılla görebilmemiz mümkün!
Özetle: Öz kültürümüzle ilgili herkesin birşey söylediğini gözlemledim! Her söyleneni, peşin peşin kabul etmedim ve her denilene yapılana inanmadım! Önce öz kültürümüze uygunluğunu anlamaya çalıştım, nedenlerini düşünerek algıladım, sonuçlarından emin oldum ve aklımla hayatıma uyguladım! Neyi, neden yaptığımı, önce kendim anlayıp, bildim!
Her canlıya saygı duyalım tabii ama akıl yolu ile neden-sonuç ilişkisini, önce kendimize açıklayalım!
Bu iyilik kültürümüzü tabu haline dönüştürmeden, özümüze bağlı kalıp, birbirimize aktaralım…
Pilot olma sevdasındaki Oğlum, Anadolu Lisesi’ ni bırakıp, Maltepe Askeri Lisesi’ ne başladığında, üst sınıf öğrencilerinin, kaşı, gözü, selamı bahane edip, yeni öğrencileri dövdüklerini anlattı. Oysa ben oğluma, hep sorgulaması gerektiğini öğrettiğimden, bu okul sana göre değil, demiş ama dinletememiştim. Sorun çıkaran biri hiç olmadı ama itaatkar da olmayınca, sıkıntılarının biri bitti, biri başladı, rahat edemedi!
Binbaşısı ise çok iyi bir çocuk yetiştirdiğim için beni kutladı, ‘Buradakilerin, sadece üçte biri oğlunuz gibi yetiştirilseydi, ben burada hiç sorun yaşamazdım!’ deyince, Osmanlı’ nın Yeniçeri Devşirme oğlanlarını, niye ilk önce Hacıbektaş’ a gönderdiği aklıma geldi. Koskoca Osmanlı bile bir Bektaşileri güvenilir bulmuş, bir de bağlılık açısından Çerkesleri!
Bir üst sınıfa çıktığı o yaz oğluma, yeni kaydolan hiç bir öğrenciye neden bir fiske dahi vurmaması gerektiğini anlattım, dinledi…
Hacıbektaş-ı Veli’ den öğrendiğim, iyilik dolu kültürümüze sahip çıkıldığında, görecektik ki düzgün insanlar olarak yaşayacağız! Bireyler arasında, hak da olacak, adalet de olacak, eşitlik de olacak!
Zengin ve zenginlik olmayacak! Canlıya kötülük getirecek her durum, tüm toplumca reddedilecek!
Bu akıllı toplumlarda; silah, savaş, para, vatan, ülke, bayrak, sınır, mülkiyet olmaz, dil, din, kadın ve erkek ayrımı olamaz! Mevki, makam, sınıf farkı oluşmadan, sosyal ve mutlu yaşanabilir!
Ben bu nedenlerle BEKTAŞİ KÜLTÜRÜMÜZ’ ün özündeki türkülerimizi, semahlarımızı, değer yargılarımızı, bir dinsel yapıya bağlamadan severim…
Horasan’da Müslümanlık öncesi yaşayan atalarımız gibi dinsiz, ALİ’ siz, Müslümanlığa bulaşmamış şekliyle değerli bulurum…
İki uçlu olmasıyla ne güzel kafa kesiyor, ne çok insan öldürüyor -ki Bedir savaşında, kafa kesmekten yorulup, ALİ’ nin kolunu dinlendirdiğinin anlatımları var.- diyerek bir kılıca hayran olmam, kolye yapıp boynumda taşımam! Aksini söyleyenlerin, YETİŞ YA ALİ deyip türküler yaktığı, arslan ve güçlü adam diye övdüğü kişiye, inananların inancı, zaten benim inancım olamaz!
Başka bazı tebaa insanlarının söylemi olan: Sarı Saçlım, Mavi Gözlüm, Samsun dan bir daha gel bizi kurtar diyen -ki o tarihlerde iliklenen yanlış düğmelerin, ülkeyi bugünkü durumuna getirdiğini göremeyip- biz düzeltemiyoruz, gel sen düzelt arayışındaki aciz ve biatkar yapılı insanların inanışını da kesinlikle benimseyemem!
Herkes neden sonuç ilişkisini kendisi sorgulamalı, düşünüp, aklını kullanmalı! Ülke olarak bizim, düşünen insanlara ihtiyacımız var!
Başkasının düşüncesine inanıp, iman eden, inançlı kişiler; durum değerlendirmesi yapamadığı için gün geçtikçe daha da keskin yobazlaşıyor…
Düşüncesine inandığı kişileri ve onların düşüncesini, daha savunan, daha koruyan bir muhafazakâr, dayatan bir zorba, cana kasıt eden zalim, biat edip inandığı için saldırgan canavar sürüsü haline dönüşebiliyor, katlediyor…
Hoşgörünün öncelikli tutulduğu, Bektaşilik öz kültürüne ulaşmada ise çözümler; yine akılla bulunuyor!
Horasan topluluklarında, akılla kurulan yaşam sisteminin, herkesin faydasına göre yapılandırıldığı görülüyor! Çünkü
aklın kullanılmadığı her alanda, hoş görüsüzlüklere rastlanıyor…
Anadolu’ ya giden Horasan Göçmenleri’ nde, Müslümanlık nedeniyle bir yozlaşma olmasın, akılcı ve dengeli toplumsal sistem bozulmasın diye; çok sonraları, Horasan’ dan Anadolu’ ya gönderilen öncülerle o düzgün kültürün özü, yeniden hatırlatılmaya uğraşılıyor…
Bugün dünyadan Merih Gezegeni’ ne insan kolonisi gönderilse, gidenler bozulmasın diye, toplumsal sistem için belki yine aynı yöntem benimsenecek!
Hacıbektaş – ı Veli ve Horasan’ dan Anadolu’ ya, sonradan gelen ya da gönderilen bu önderler, oradaki yaşam kültürünün özünü, Hacıbektaş’ taki gibi kominan toplumlar kurarak, yeni nesillere aktarıyor…
Bu öz kültürümüzün, Bektaşi Gençlerin de katıldığı Osmanlı Seferleri sayesinde, Bulgaristan ve Atnavutluk’ a kadar taşındığı görülüyor!
Öncülerin, kültürü hatırlatması için Anadolu’ nun ücra yerlerine gönderdikleri, DEDE sıfatlı kişiler ise zamanla tamamen üretimden kopuyor, ekmek elden, su gölden mantığı içinde birer sömürücüye dönüşüyor…
Üretmeyen, köy köy, belde belde gezip duran, bu DEDELERİN din katkılı, birbirini tutmayan öğretilerini de kabul etmiyorum.
İletişim çağında, bugün için TUNCELİ ve DERSİM’ in yaşam çizgisini prensip almamızın ise bize yetebileceğini düşünüyorum!
TÜLAY SÜKÜN / AVRUPAPRESS
AVRUPA
18 avril 2026AVRUPA
18 avril 2026AVRUPA
18 avril 2026AVRUPA
18 avril 2026AVRUPA
18 avril 2026AVRUPA
18 avril 2026AVRUPA
18 avril 2026