Benim için Bayat’ın kalbi Çarşı Camii’dir.
Hükümet konağının az aşağısında, çarşının gürültüsüyle ezan sesinin birbirine karıştığı yerde…
Ne zaman Bayat’a insem, önce gözüm minareyi arar.
Minareyi gördüm mü, “Tamam” derim içimden, “memleketteyim”
Çocukluğumun Caminin Gölgesinde Geçen Günleri
Ben, Hamam Mahallesi’nin tozunu yutmuş bir çocuğum.
Sekkaşı yokuşunu nefes nefese tırmanıp, sonra kendimi çarşıya atanlardan…
Cuma günleri babam tıraş olur, en temiz gömleğini giyer, elimi sıkıca tutardı:
“Haydi, Çarşı Camii’ne gidelim, cemaatin içine karışalım,” derdi.
Caminin önüne vardığımızda önce ayakkabılara bakardım:
Lastik ayakkabılar, çamurlu çizmeler, parlayan iskarpinler… Hepsi aynı kapının önünde yan yana dururdu.
İçeride de herkes yan yana dururdu zaten; zengin–fakir, genç–ihtiyar fark etmezdi.
Son cemaat yerinin camekânlarından içeri süzülen ışık taş duvarlara vururdu.
Ben o ışığın altında kendimi başka bir dünyada hissederdim.
Ahşap sütunlar gözümde göğe uzanan ağaçlara benzerdi.
Tavandaki süslü göbek, sanki caminin kalbiymiş gibi ritim tutardı içimde.
Mihraptaki çinilere uzun uzun bakardım; çocuk aklımla bana uzaktan yıldız gibi görünürlerdi.
Minbere ise “hikâye merdiveni” derdim içimden. Çünkü bilirdim ki imam o merdivenlerden ne kadar yukarı çıkarsa, anlatacağı sözler o kadar yüreğe dokunacaktı.
Bayram Sabahlarım Çarşı Camii’nde Başladı
Bayram sabahları benim için önce su, sonra yol, sonra Çarşı Camii demekti.
Sabaha karşı, sokaklar daha uykudayken biz çarşıya doğru yürürdük.
Yolda tanıdık tanımadık kim varsa, hiç sormazdık “Nereye gidiyorsun?” diye; bilirdik, herkesin hedefi aynı: Çarşı Camii.
Camiyi her bayram dolu görürdüm:
İlçeden, köylerden, gurbette çalışıp bayrama yetişenlerden…
Askere gidip dönmüş delikanlılardan, elinden torun tutan dedelere kadar herkes oradaydı.
İçeride saf bulamazsan dışarıda dururdun; caminin merdivenlerinde, kaldırımlarında, karşı dükkânların önünde…
Ama yine de kendini “içeride” hissederdin.
Namaz bitince imam dua eder, biz arka arkaya “Âmin” derdik.
O an, sanki sadece caminin içinde değil, bütün Bayat’ta tek bir kalp atıyormuş gibi gelirdi bana.
Sonra sarılmalar başlardı:
“Hoş geldin.”
“Hoş bulduk.”
“Tanıyamadım, büyümüşsün.”
“Sen hâlâ gençsin be ağabey!”
O sahneleri izlerken içimden şunu geçirirdim:
“Meğer Bayat’ın bayramı, Çarşı Camii’nin önünde kuruluyormuş.”
Babamı Çarşı Camii’nden Uğurladığım Gün
Çarşı Camii yıllarca çocukluğumun ve bayramlarımın mekânıydı;
sonra bir gün geldi, hayatımın en ağır gününün de mekânı oldu:
Babamın cenazesini Çarşı Camii’nin avlusundan kaldırdık.
O gün camiye doğru yürürken ayaklarım gitmek istemedi.
Yıllarca babamın elini tutup gittiğim o yoldan, bu kez onsuz, ama onu son yolculuğuna uğurlamak için yürüyordum.
Caminin avlusuna girdiğimde, yıllarca beraber saf tuttuğumuz insanlar birer birer toplandı.
Kimisi sessizce omzuma dokundu, kimisi “Başın sağ olsun” diyebildi sadece.
Ama en çok şunu hissettim:
Babam yalnız gitmiyordu; Bayat da onunla vedalaşıyordu.
Tabut, Çarşı Camii’nin avlusunda yere konduğunda gözüm istemsizce minareye kaydı.
Bir zamanlar babamla birlikte ezanı dinlediğimiz o minare, bu defa sanki babam için göğe açılan bir kapı gibiydi.
Hoca, her cenazede sorduğu soruyu yine sordu:
“Merhuma hakkınızı helal ediyor musunuz?”
Cemaat hep bir ağızdan cevap verdi:
“Helal olsun.”
O anda içimden şunu geçirdim:
“Ben de helal ediyorum babam… Bana öğrettiğin her şey, elimden tuttuğun her yol, sustuğun yerler, kızdığın anlar… Hepsine helal olsun. Senin hakkın bana geçmiştir asıl…”
O gün Çarşı Camii benim için bambaşka bir anlam kazandı.
Artık oradan her geçişimde, sadece taş duvarı, minareyi, şadırvanı görmüyorum;
Babamın tabutunu, omuzlarda taşınışını, avluda yükselen duaları, göğe karışan “El-Fatiha” sesini duyuyorum.
Çocukken babamın elinden tutup gittiğim camiden, büyüdüğümde babamı dualarla uğurladım.
Belki de o yüzden Çarşı Camii, benim için sadece bir cami değil;
Babamla aramdaki son vedanın, son bakışın, son duanın saklandığı yer.
Gurbetten Dönen Gözlerimin İlk Aradığı Minare
Yıllar geçti.
Ben büyüdüm, okudum, farklı şehirlerde yaşadım.
Ama ne zaman Bayat’a geri dönsem, minibüsten iner inmez önce kafamı kaldırıp minareyi aradım.
Minaresini gördüğüm an içimden hep şu cümle geçti:
“Geç kaldım belki ama döndüm işte.”
Çarşı Camii, benim için bir adres gibi oldu.
Nüfus cüzdanımda yazan yer değil, yüreğimin yazdığı adres:
“Bayat – Çarşı Camii’nin yanı.”
Taşların ve Sessiz Duaların Sırrı
Bugün Çarşı Camii’nin önünden geçerken, sadece taş duvar görmüyorum.
Orada saklanan yüzlerce hikâye görüyorum:
Son cemaat yerinde başörtüsünün ucuyla gözyaşını silen nineleri,
Minarenin iç merdivenlerinde ilk ezanını okumaya hazırlanan heyecanlı müezzini,
Mihrapta “İlk defa saf tutuyorum, Allah’ım dualarımı duy” diyen çocukluğumu…
Belki başkaları için sıradan bir ilçe camisi…
Ama benim için Çarşı Camii şunu fısıldayan yerdir:
“Ne kadar uzaklaşırsan uzaklaş, döndüğünde seni tanıyacak bir yerin var.
Adım Çarşı Camii, adresim Bayat’ın kalbi…
Senin de kalbinin bir köşesi.
Mustafa ARI / AVRUPAPRESS