DOLAR 44,9263 0.09%
EURO 52,6106 -0.38%
ALTIN
BIST %
BITCOIN 35500854,58%
Ankara

HAFİF YAĞMUR

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

m/main/wp-content/uploads/2025/05/Aydin-Saglam-Sigorta-2-scaled.jpg">
UTANIP HAYA ETMEK….
788 okunma

UTANIP HAYA ETMEK….

ABONE OL
avril 22, 2026 17:47
UTANIP HAYA ETMEK….
0

BEĞENDİM

ABONE OL

UTANIP HAYA ETMEK
“Utanmayı unutanlar, bilinmeli ki ahlaklı yaşamayı da unutanlardır.” Davut İzol
Utanma haya duygusu, insanın iç dünyasındaki en güçlü pusulası sayılabilir. Bu kavramsal olarak sadece
toplumu bağlayan ve ilgilendiren bir kuralmış gibi görünmemeli. Aynı zamanda kişinin vicdanıyla
duygusal olarak kurduğu bağın farklı bir adıdır.
Utanma duygusu, korkaklığın çekingenliğin sebebi olarak görülmemeli. Sanılmamalı ki bu tip insanlar
da özgüven eksikliği olduğunun göstergesidir. Aksine kişinin kendine olan saygınlığını açık bir
yansımasıdır. Kişi kendisine saygı duyuyorsa, kimsenin yanında olmasına gerek kalmadan da
hareketlerini kontrol altına alarak, her an birisinin gelip kendisini istenmeyen bir şekilde göreceğini
düşünür. Eskiden kamu kurumlarında çalışan (ast-üst) memurlar, işe giderken akşamdan kravatını,
ceketini, gömleğini, pantolonunu ütülü ayakkabısını boyanmış şekilde hazırlar sabahta tıraş olurdu ki
vatandaşa karşı mahcubiyet duymamak için. Vatandaş memurun giyimine, konuşma şekline, tıraşına hal
ve hareketlerine göre saygıyla önünü ilikleyerek içeriye girdikten sonra naif bir üslup kullanır ve
mesafesini ona göre ayarlardı. Amiri mi? O kendisi kurallar çerçevesinde hareket ettiği için memurunun
da aynı üslup ve tarzla hareket etmesini isterdi. Kimi zaman odaları gezerek elamanlarının disiplinli
davranıp davranmadığını kontrol ettikten sonra, kurallara uymayanlar için disiplin cezası veya yevmiye
kesimine gidildiğini duymuştum. Memurlardan sakal tıraşı olmayan ve elbisesi ütüsüz gelenler o gün
amirine görünmemeye gayret ederdi. Aslında kendisine saygılı olan her insan muhatabını göz önüne
getirdiğinde kendisinin davranışlarını otomatikman çekidüzen verme gereği duyar. Buna göre vatandaş
sabah köyünden çıkarken uğrayacağı kamu kurumu olduğunu düşünerek hareketle o da tıraşını olur,
güzelce giyinip yeni ayakkabılarını giyerek ayağına giderdi. Ağzı kokmasın diye de akşam soğan
sarımsak yemezdi ki ağzım kokmasında memura karşı saygısızlık olması diye düşünürdü. Kendisine
duyduğu saygı onu gerektirdiğini düşünerek davranışını kontrol altına alır. Bu özel hayatta da böyledir.
Maalesef ki bizim toplum daha ne yazık ki uyum nedir, nasıl giyinir, diş fırçalamanın önemini,
konuşurken ve gülerken küçük dilimizi göstermememiz gerektiğinin bilincinde olmadığından her
ortamda aynı davranışı sergilemekten utanıp haya etmemekte. Özellikle kalabalık ortamlarda yemek
yerken veya bir şey içerken şapırdatarak, yanağımızı şişirerek ve de ağzının kenarındaki yemek lekesi
ve ekmek kırıntılarının karşı tarafı rahatsız edeceğini düşünmeden davranış sergileriz: bunun adına da
doğallık deriz. Ter kokusu Türk insanın yüceliğini gösterdiğini savunuruz. Allah’tan cuma günü yıkanıp
paklanması gerektiğini Allah’ın emri olarak gördüğü için perşembe akşamı cima yaptıktan sonra uykusu
ona yıkanma dese de cenabet ölüm korkusu yüzünden yıkanıp öyle yatağa gireriz. Bu aylarda yaşanan
hava değişikliği hepimizin malumları, gribal enfeksiyonlar yakınlaşmayla bulaştığını herkes bilir. Buna
rağmen insanların ağzının içine girecek şekilde yaklaşırız. Son yıllarda okullar da serbest giyinme şekli
çocuklarımızın disiplin yönünde demoralize olduklarına kendi adıma tanıklık etmekteyim. Bana katılır
mısınız bilmem, ilk başlarda alım gücü zayıf insanların bütçelerini konsolide etmek adına başlayan
serbest giyim, zamanla çocukların utanmayı haya etmeyi bırakıp gereğinden fazla özgüvene sahip
olmalarına neden oldu. Giyim tarzı ve saç kesim şekliyle birey olduğunu ve bu yüzden çevresindeki
herkesi kontrolü altına almaya başladığını gördük. Yeri geldiğinde kızlara ve çevresindeki erkek
arkadaşlarına hava atmak için okul müdürüne, dersine giren hocasına karşı her türlü terbiyesizliği
yapmayı kendisinde bir hakmış gibi görmeye başladı. Peki geçmişte yani kravatlı lacivert takım elbisesi,
siyah önlüğü, boyalı ayakkabılarıyla okula giderken orasının eğitim yuvası olduğunu tıpkı dini
vecibelerin yerine getirildiği mescitler gibi görüp saygılı olmak zorunluluğunu duyduğu utançla
hissediyordu. Şimdi geldiğimiz noktada ahlak, utanma haya tekrar tartışılır olmaya başladı okullarda.
Utanıp haya eden eziliyor, şer odağı güdense taktir görüyor! Unutmadan okullardaki bu durum geçmişte
gençlerin, çocukların büyükleriyle iletişim kurmasında da öncülük ediyordu. Saygı içinde herkes yerini
bilerek davranıyordu. Şimdi geldiğimiz noktada enseye tokat vurulmaya başlandığını görüyoruz. Bu
birey olup iş alanlarına yerleşen insanların hal ve hareketlerini de olumsuz yönde etkilemekte. Çalıştığı
yer de her türlü ahlaksızlığı kendisine reva görenler ülkesine en çok zarar verenler olmaktalar. Bugün
dünya siyasetinde boy gösterenlere bakın ahlaklı insan vicdan sahibi olduğundan haksızlığı kabul
etmezken, hırsına, nefsine yenilenler ise neredeyse dünyayı azman gibi yutma telaşındalar. Eskiden hak
hukuk adalet vardı ülkeler arasında. Bugün gelinen noktada hep bana Rabbena diyenlerin utanmazlık
yapıp her yaptığı kötülüğü doğruymuş gibi gösterdiğine şahit olmaktayız. Ülkeye zarar veren ülkedeki
liyakatsizliktir, ülkeleri yıkan ise utanmazlıktır. Bugün Trump ve Netanyahu iş birliği ile yapılana alkış
tutmak sanırım utanmazlığa göz yummak ve korkakça davranış olur. Ama dik durarak safını doğrudan
yana kullanmaksa omurgalı bir duruş olur. Saygı sevgiyle kalın…

 

Davut Izol          /         AVRUPAPRESS

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP