Kat’iyyen bil ki: Bu beş Remiz’de ve beş İşaret’te gösterilen parlak hakikat-i âliye, nur-u Kur’an ile görünür ve imanın kuvvetiyle sahib olunabilir. Yoksa o hakikat-i bâkiye yerine, gayet müdhiş bir zulümat geçer. Ehl-i dalalet için dünya, firaklar ve zevaller ile dolu ve ademler ile mâlâmâldir. Kâinat, onun için manevî bir Cehennem hükmüne geçer. Herşey onun için âni bir vücud ile, hadsiz bir adem ihata ediyor. Bütün mazi ve müstakbel, zulümat-ı ademle memlûdür; yalnız kısacık bir zaman-ı halde, bir hazîn nur-u vücud bulabilir. Fakat sırr-ı Kur’an ve nur-u iman ile, ezelden ebede kadar bir nur-u vücud görünür; ona alâkadar olur ve onunla saadet-i ebediyesini temin eder.
Elhasıl:
Bir Şâir-i Mısrî’nin tarzında deriz:
Derya olunca nefes Parelenince kafes Tâ kesilince bu ses
Çağırırım: Yâ Hak! Yâ Mevcud! Yâ Hayy! Yâ Mabud! Yâ Hakîm! Yâ Maksud! Yâ Rahîm! Yâ Vedud!..
Mektubat – 296
Sevket Hoca / AVRUPAPRESS