11 Eylül saldırıları öncesinde Batı da maddeciliğin ön planda olduğu, maneviyatın kaybolduğu bir süreç vardı. Artık kiliseler halklarının gönlünü kazanamıyordu. Kiliseye gelmeleri için piyangolar düzenlenip çekilişler yapıldığını duymuştu. Kiliselerin itibarını kazanması için bir takım illegal terör örgütleriyle el ele veren bazı Amerikan üst düzey yetkilileri yaptıkları planla 11 Eylül de sözde İslami terör adı altın varlıklarını sürdürmek isteyen illegal terör örgütlerini kullanarak ikiz kulelere saldırı düzenlenmişti. Sonrasında da Müslüman topluluğuna karşı karalama kampanyaları yapılırken, Amerika İngiltere’yle beraber Avrupa da İslamiyeti kötülemeye başladı. Utanmadan mukaddes kitabımız Kuranı-kerimi yakmaya kadar durumu ileri götürme cüretinde bulunacak kadar hadsizlik yapmıştı Batı dünyası. Medeniyet beşiği olduğundan vurgu yaparak, İnsan Haklarından söz eden Batılılar, kendi
ülkesindeki Müslüman halkı dışlamakla kalmadı, yeri geldi darp edip işkence de yaptı. Yahudiler de şöyle bir yaklaşım vardır kendi halkından önemli bir talep de bulunurken; “Siz yaptıklarınızdan ve yapacaklarınızdan sorumlu değilsiniz. Sizin bu yüzden gocunup utanmanıza gerek yok. Çünkü söz konusu olan büyük İsrail İmparatorluğunu kurmaktır. Siz rahat huzur içinde sizden isteneni yapabilirsiniz” denmesidir. Demek ki Hırıstiyan dünyası da bu düsturla artık hareket etmeye karar vermiş olmalı ki hiç beklenmedik bir anda 11 Eylül de uçaklarla teröristler kamikaze yaptılar. Bu da Amerika ve Avrupa’daki Müslümanların, kimi zaman polis kontrolüne takıldıkları sırada insanlık dışı muameleye maruz bırakıldılar. Sokakta korkarak gezmek zorunda kaldılar. Alışverişlerini herhangi bir markete gidip yapmak istediklerinde (görsel ve yazılı basından o zaman duyduklarımdan yolla çıkarak yazıyorum bunları.) alışveriş yapmaları engellendi. Şimdi bu söylediklerim
de mantık arayabilirsiniz. Ama yapılan eylemler başlı başına mantıksızdı. Neticede Müslümanlardan söz edecekleri zaman; “Hani bunlar adam öldürmeyi günah sayıyorlardı, ne oldu da bunlar canavarlaşıp insan katliamları yapıyor” denmeye başlandı. Çünkü o kulelere saldıran terör örgütü İslami terör örgütü olarak anılıyordu. Ülkemizde onlara benzeyen terör örgütlerinin, benzer domuz bağları cinayetiyle ünlü Hizbullah terör örgütünün varlığını unutmamak gerekiyor. Peki Madımak Otel’i yakanların canavarca hislerle acımadan oteldeki insanları yakmış olması kabul edilir gibi değil. Bunu yapanları Müslüman demenin neresi doğru? Ama olanları İslamiyet gibi değerli bir dine mal etmek bana göre körü körüne karanlığa doğru yürümek gibi görebilirsiniz. Sevgi saygı dini olan İslamiyet; kadın ve çocuklara verdiği değerle diğer dinlerden rahatlıkla ayırmak en doğrusu olur. Dinlerin tarihi karanlık suikastlarla doluyken, İslamiyet sevgi dilini kullanmıştır. Bunun belki de nedeni olarak “Sabrı önermiş
olmasıdır belki de” peygamber efendimizdeki sabır olmasaydı Kureyş ailesiyle anlaşma yapılır mıydı? Bugün İslamiyetin yükselişine tanıklık ediyorsak bunu sabırla düşmanlarına yaklaşan Hazreti Muhammed’in çabası olarak görmek gerekir. Yakın zamanda, Amerika da New-York eyaletinde belediye başkanlığı seçimleri yapıldı. Bu seçimler yapılırken aralarında bir de Müslüman aday vardı. Zohran Mamdani adında Uganda da dünyaya gelmiş Hint asıllı 34 yaşında genç Sosyalist bir siyasetçi olarak sahneye çıktığında, Trump ona komünist dese de o kendini sosyal demokrat olarak atfediyordu. Bağımsız olarak girdiği seçimi %56,4 gibi yüksek bir oy alarak seçim başarısı göstermişti. Üstelik Yahudi toplumunun yoğun yaşadığı New-York eyaletinde. Yahudilerden %30 civarında oy aldığı söylersek haksızlık etmemiş olurum sanırım. Demek ki başarılı olmak için insanlara şirinlik yapmaya gerek yokmuş. Üstelik Filistin halkını desteklediğini de alenen söylediği halde New-York halkının
teveccühüne mazhar kalmıştı. Müslüman kimliğine sahip çıkan Mamdani, sosyalist olmasının yanı sıra hip-hop müzik türündeki prodüksiyonları Amerikan futbolu Beyzbol hayranlığıyla da klasik ABD’li siyasetçilerden farklı bir profil çizmiş olması ilginç bir figür olduğunu ortaya koyuyor. Konuyu fazla uzatmayacağım, hayatınıza yön verecekseniz doğru biçimde özgüveninizi kaybetmeyin. Belki kazanmayabilirsiniz, ama “Beni kim ne yapsın” demeyin. Sağlıklı düşündükten sonra hayat her zaman yüzünüzzü güldürecektir. Saygılarla…
![]()
Davut Izol / AVRUPAPRESS
AVRUPA
22 avril 2026AVRUPA
22 avril 2026AVRUPA
22 avril 2026AVRUPA
22 avril 2026AVRUPA
22 avril 2026AVRUPA
22 avril 2026AVRUPA
22 avril 2026