DOLAR 44,8560 0.22%
EURO 53,0531 0.33%
ALTIN
BIST %
BITCOIN 34947235,44%
Ankara
18°

HAFİF YAĞMUR

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

m/main/wp-content/uploads/2025/05/Aydin-Saglam-Sigorta-2-scaled.jpg">
​Sadakat mi, Kırık Bir Miras mı?
1415 okunma

​Sadakat mi, Kırık Bir Miras mı?

ABONE OL
septembre 22, 2025 16:23
​Sadakat mi, Kırık Bir Miras mı?
1

BEĞENDİM

ABONE OL
Sadakat mi, Kırık Bir Miras mı? 
Geçtiğimiz günlerde denk geldiğim bir yazı, içime bir taş gibi oturdu. Hani bazı cümleler vardır ya, okurken değil, bitirdikten sonra yankılanır; işte öyle bir yazıydı bu. Başlığı zaten yeterince çarpıcıydı: “Sadakat mi, Kırık Bir Miras mı?”
Yazı, çocukluk sofralarında büyüyen sessiz acılardan, bir çocuğun anne ve babasının tutarsız davranışlarından öğrendiği çarpık sevgiden bahsediyordu. Okurken kendimi sadece bir okuyucu değil, aynı zamanda o hikâyenin bir parçası gibi hissettim. Çünkü bu hikâye, çoğumuzun büyürken öğrendiği ‘aile içi denge’ adı altındaki dengesizliklerin kısa bir özeti gibiydi.
Bir çocuk için « kalmak », « katlanmak », « idare etmek », sevginin bir parçası sanılıyor önce. Annesi babasından şikâyet ederken duydukları, sonra birlikte izlenen bir filmle, edilen bir kahkahayla sıfırlanıyor. Ve çocuk o anda öğreniyor: Kırılabilirsin ama gitmemelisin.
Bu, öyle derin bir kodlama ki… Yıllar geçiyor, çocuk büyüyor, ilişkiler kuruyor, dostluklar yaşıyor ama davranışlar değişmiyor. Hep kalıyor. Hep idare ediyor. Hep kendi hislerini ikinci plana atıyor. Çünkü başka türlüsünü hiç görmedi.
Yazının en vurucu cümlesi ise belki de şuydu:
“Canını yakan bir şeye ‘aşk’ demeyi öğreniyoruz.”
İşte tam da bu yüzden, bugün pek çok insan sevgiyle sadakati, sadakatle sessizliği, sessizlikle yok sayılmayı birbirine karıştırıyor. Sırf « aile böyleydi », « annem böyleydi », « biz böyle gördük » diye kırık dökük ilişkilerde kalmayı marifet sayıyoruz. Halbuki bu bir bağlılık değil; bu, aktarılmış bir korku. Bir miras belki, ama kırık bir miras.
Ve işin en zor tarafı şu:
Bu mirası reddetmek kolay değil. Çünkü geçmişimizle yüzleşmek, kaçınılmaz olarak kendimizle yüzleşmeyi gerektiriyor. « Neden sustum? », « Neden gitmedim? » sorularının cevapları sadece bugünü değil, çocukluğumuzu da kurcalıyor.
Ama yazının sonunda verilen mesaj umut vericiydi:
“Kendini iyileştirmek cesaret ister. Bazen en büyük cesaret, artık tekrarlamamakta gizlidir.”
Gerçekten de, o masadan kalkmak, o sessizliği terk etmek, artık susmamak… Bunların hepsi bir tür iyileşme eylemi. Zor, ama mümkün. Sadakatten değil, farkındalıktan doğan bir iyileşme.
Bazen bir yazı, yıllardır içimizde sessizce bekleyen bir duyguyu gün yüzüne çıkarır. Bu yazı da benim için öyleydi.
Kendi hikâyemi yeniden okumamı sağladı.
Belki sizin için de öyledir, kim bilir?
Halime Önen      /       AVRUPAPRESS

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP