DOLAR 44,9306 0.1%
EURO 52,6338 -0.33%
ALTIN
BIST %
BITCOIN 35631474,75%
Ankara
13°

ORTA ŞİDDETLİ YAĞMUR

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

m/main/wp-content/uploads/2025/05/Aydin-Saglam-Sigorta-2-scaled.jpg">
GÜLMEK YAŞAMAKSA!..
1029 okunma

GÜLMEK YAŞAMAKSA!..

ABONE OL
décembre 2, 2023 20:20
GÜLMEK YAŞAMAKSA!..
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Arzu KÖK  AVRUPAPRESS

“Bir keşiş araştırma yapmak için bir köye gitmişti. Önce köyün mezarlığına girdi. Çünkü
kültürlerin, yaşam felsefesinin böyle yerlerde gizli olduğuna inanıyordu. Gözleri birden mezar
taşlarının üzerindeki sayılara takıldı. Mezar taşlarında 5, 867, 900, 20003, 4979, 7, 421 gibi birbiriyle
hiçbir bağlantısı olmayan sayılar yazıyordu. Uzun uzun düşündü, fakat bu sayıların anlamını bir
türlü çözemedi. Köyün en bilge kişisine gitti, sordu; “Nedir bu sayıların sırrı Allah aşkına?” dedi. “Bu
sayıların gösterdikleri ay mıdır, yıl mıdır, saat midir?”
Gülümsedi bilge kişi; “Bizler bebeklerimiz doğduğu zaman, bellerine bir ip bağlarız. Yaşamı boyunca
her güldüğü an, o ipe bir düğüm atarız. Öldükten sonra o düğümleri sayar, düğümün sayısını yazarız
mezar taşına.” Bilge kişi karşısındakinin hiçbir şey anlamadığını görünce açıklamasını sürdürdü;
“Böylece onun ne kadar yaşamış olduğunu anlarız.”

Bu kısa yaşanmış öyküyü duyduğumda bir an durup düşündüm. Acaba böyle bir gelenek bizim
yaşadığımız topraklarda olsaydı mezar taşlarına yazılan sayılar ne olurdu diye. Sonra kendim
cevapladım soruyu yine. Çünkü bu topraklarda gözlerini dünyaya açanlarının çoğunun kaderi hemen
hemen birbirine benzerdi ve çoğu bir kere bile doyasıya gülemeden çekip gidiyordu bu dünyadan.
Yoksulluk, hele de beyin yoksulluğu, acı, zevksizlik, kendi anadilini bile doğru dürüst yazıp çizememek,
ezilmek, horlanmak, kandırılmak girdabında gelip geçer ömürlerimiz bu topraklarda. Çoğu güzellikleri
yaşayamadan göçüp gideriz.
Milyonlarca insanımız hayatı boyunca bir kitap bile okumadan, farklı bir yaşamı tanımadan teslim
ediyor ruhunu. Korkusuzca, içten gelen kahkahaları atamadan veriyor son nefesini. Devletin
karşısında tümüyle savunmasız, yarınından endişelidir çoğu insanımız.
Şöyle bir akşam vakti hareketli bir caddede, deniz kenarında, salaş bir meyhanede sevdikleriyle hayatı
ve kendilerini konuşmadan konuşamadan göçüp giderler. Yoksulluk bir gölge gibi sürekli takip eder
onları, gittikleri her yerde adım adım. Çaresizlik diz boyudur bu topraklarda. Hükümetler de çare
olmaz, belki de olmak istemez bu topraklarda.
Beyin yoksulu olarak yaşamak zorunda bırakılan milyonlar, sırtlarını dönerler sanata, sanatçıya. Bir
şeyi yaratmanın nasıl bir süreç olduğunu bilmez bizim insanımız. Milyonlarca anne, baba asla
anlayamaz çocuğunun neden ressam, edebiyatçı, müzisyen olmak istediğini. Çünkü bu ülkede sanata
tükürenler vardır.
Daha çok küçük yaşlarda yalan hayatın bir gerçeği olarak sokulur maalesef çocukların hayatına. Ve
hayat yalansız yaşanamaz hale gelirler büyüdükçe çocuklar. Kadın erkeği elinde tutabilmek için hileye,
erkek kadını elinde tutabilmek için güce ve paranın kudretine başvurur. Böylece birliktelikler bile adi
birer şirkete dönüşür bu ülkede.
Kendisini tanıma zahmetine katlanamayan insanımız, zamanla ustalaşır tanımadığı başkalarının
hayatını karartma sanatında. Beyin zenginliği, ruh güzelliği ve kendine güvenin yerini markalar ve para
alır bu topraklarda.
Yeteneklerinin geliştirilmesine izin verilmeyen milyonlar, akılları yerine daha çok dürtüleriyle olaylara
tavır alıp sayısız dramların kahramanı olup çıkıverirler. Hayatın nasıl yaşanması gerektiği öğretilmediği
için, ölüm korkusuyla geçer yaşamları. Bu korku yüzünden de hata üstüne hata yaparlar.

Durum böyle olunca da birkaç akıllıya kalır meydan. Ortamı nasıl kullanabileceğini bilenlere kalır. Ve o
insanlar milyonları yoksulluğa mahkûm ederler bu topraklarda. Böylece de milyonlar sefalet içinde bir
kere bile gülemeden sonlandırırlar yaşamlarını. Yani o köyün bilgesinin deyimiyle hiç yaşamadan
ölürler. Yani gülmek yaşamaksa bu ülkede milyonlar yaşamadan ölürler.

 

Arzu KÖK  AVRUPAPRESS

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP