Dile kolay… 100 yıl.. Öyle bir millet ki, araştırıp, inceleyince, köklerinin ne kadar derinlere gittiğini görmek, tarihinin büyüklüğünün farkına varmak insanı ciddi olarak hayrete düşürüyor. Türkiye Cumhuriyeti ilan edilinceye kadar hangi aşamalardan geçti, nasıl bir yolculuk yaşadı. Bu konular, ne bu yazıya sığar, ne de 2-3 saatlik konuşmalara. Türk milletinin tarihini, nereden geldiğini, karakterini, nasıl bir yapıya sahip olduğunu okumak, araştırmak, incelemek ve anlamak gerekiyor. Okudukça standartlarda aldığınız bilgilerin ne kadar yüzeysel, aslolandan ne kadar farklı olduğunu farkediyorsunuz. Daha çok araştırmak, gerçeğin ne olduğunu ciddi şekilde öğrenmek istiyorsunuz.
Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, okul sıralarında öğrendiğimiz askeri ve siyasi yönünün dışında çok daha farklı niteliklere ve karaktere sahip bir insandı. Duruşu, mağrur oluşu, hassasiyetiyle kendisine hayran olan ve derin saygı besleyenlerin yanında, düşman olanlar da vardı. Kendisi de bunların farkında olan bir kişiydi, ancak strateji dehası ve zekasıyla, milletine ve topraklarına olan aşkı nedeniyle, her alanda araştırmalarını en ince detaylarıyla birlikte yaparak, planlarını o şekilde geliştirmiş ve adımlarını ona göre atmıştır. Öyle bir zamanda, cumhuriyet düşüncesine sahip olabilmek, onu kurabilecek safhalara adım adım gidebilmek, stratejileri geliştirebilmek… bunların hiçbirisi aniden gelişen, birden bire ortaya çıkan ve ‘ben yaptım oldu’ denilebilecek olaylar değil. Okumayı, ama her alanda, her konuyu, her açıdan okumayı, okumakla yetinmeyip araştırmayı, araştırmaları öylece bırakmayarak incelemeyi ve tüm bunları harmanlayarak olacak olayları anlayabilmeyi, kestirim yapmayı, ona göre strayeji geliştirebilmeyi ve daha birçok detayı gerektiriyor. Mustafa Kemal Atatürk işte böyle derin ve farklı bir karakterdi. O, Türk Milletindeki, inancı, ruhu, azmi gördü. Kendisi de Türk Milletinin içinden geldiği için tüm bu adımları atabileceğine, milletine önderlik edebileceğine inandı ve yola çıktı. Kendisine inanan yol arkadaşlarını yanına alarak çalışmaya başladı. İnişleri- çıkışları, dikenlerle dolu yol olduğunu çok iyi biliyordu ama Türk Milleti’ni artık yeni bir yönetimin ayakta tutacağını ve öyle olması gerektiğini gördü.
Bilinmelidir ki, Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğu’ndan gelen devlet anlayışı, deneyim ve tecrüblerle harmanlanmış bir yönetimdir. Osmanlı İmparatorluğu’ndan koparılmış bir ülke değildir. Zamanın ve koşulların değişmesi, Osmanlı İmparatorluğunda yönetimin ister istemez zayıflaması, Türk Milleti için cumhuriyeti vazgeçilmez bir ihtiyaç haline getirmiştir.
Cumhuriyet, halkın kendi kendine karar alabilmesidir, inancını istediği şekilde yaşama hakkına sahip olmasıdır. Kendi kendini eğitme, geliştirme, kültürüne sahip olma ve yaşayabilme, geleneklerini yaşayarak yaşatabilme özgürlüğüne sahip olmaktır. Aile birliğinin korunduğu, kadınların her alanda söz sahibi olabildiği, kendini olduğu gibi ifade edebildiği bir yönetimdir. Birbirine saygı, sevgi ve anlayış gösterek birarada yaşama, bir bütün olmak demektir.
Geçmişte olduğu gibi bugün de Türk Milletine ve Türkiye Cumhuriyetine karşı olanlar vardır. Millet olarak her daim, her koşulda meyve veren, üreten, geliştiren bir yapıya sahip olduğumuz için dünya döndükçe karşı olmaya da devam edeceklerdir. Ülkece yaşadığımız olayları düşünecek olursak, dimdik ayakta olup, birlik içinde hareket etmemizden çıkarmamız gereken sonuç, millet olarak ne denli güçlü karakter ve yapıya sahip olduğumuzdur. Bu nedenledir ki Türkiye Cumhuriyeti, gölgesinde herkesi kucaklayan, birleştiren özelliğinden kaynaklı ulu bir çınar gibi ilelebet yaşayacaktır.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız Kutlu olsun. Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün en anlamlı emanetini daha nice 100 yıllara taşıma sözüyle, kendisini, silah arkadaşlarını ve tüm şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
Meserret Funda ŞALK / AVRUPAPRESS
AVRUPA
27 juin 2026AVRUPA
27 juin 2026AVRUPA
27 juin 2026AVRUPA
27 juin 2026AVRUPA
27 juin 2026AVRUPA
27 juin 2026AVRUPA
27 juin 2026