Uzm. Hemşire Mehtap Tekin
Dahili ve Acil Bilimler Hemşireliği,
İstanbul Medipol Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü,
Sağlık Hukuku Anabilim Dalı, Sağlık Hukuku Doktora Öğrencisi
Hak Kavramı
Türk Dil Kurumunun Güncel Türkçe Sözlük’üne göre hak kelimesinin anlamı ‘adalet’, ‘davada veya iddiada gerçeğe uygunluk, doğruluk’, ‘verilmiş emekten doğan manevi yetki’, ‘pay’, ‘emek karşılığı ücret’, ‘doğru, gerçek’ ve ‘adaletin, hukukun gerektirdiği veya birine ayırdığı şey, kazanç’ olarak belirtilmiştir. 1
Hak kavramı yaşamımızda sıkça kullanılmaktadır; ‘Hakkımı istiyorum (pay).’, ‘Hakkım olan bu değil! (emek karşılığı ücret).’, ‘Hak ile batıl bir arada olmaz! (doğru, gerçek)’, ‘İadesini istemek bizim hakkımızdır (adaletin, hukukun gerektirdiği veya birine ayırdığı şey, kazanç).’, ‘Ana hakkı ödenmez (verilmiş emekten doğan manevi yetki).’, ‘Bahsettiğin konuda haklılık payı var (dava veya iddiada gerçeğe uygunluk, doğruluk).’, ‘Hak yerini bulmalıdır (adalet).’ Hak kelimesinin farklı anlamlarına ilişkin olarak pek çok örnek verilebilir.
‘Hak doğrunun yardımcısıdır.’ cümlesinde ise hak kavramı, ‘Allah (c.c.)’ isminin yerine kullanılmıştır. 2 Görülüyor ki söz konusu kavram farklı anlamlarıyla, yaşamın her alanında ve sıklıkla yerini almış olan bir sözcüktür zira hak kavramı bilinci, yaşantımızın belki de hemen her anına dahil edilmeden – nedenlerini birazdan aşağıda örneklerle açıklayacağımız – toplumda güvenli ve huzurlu bir yaşamdan daha da ötesi, bir var olmadan, söz edilemeyecektir.
…
Çalışmalarımızda hak kavramı, bir hukuk terimi olarak kullanılacak ve açıklanacaktır. Güncel tanımıyla hak, hukukun koruduğu, söz konusu korumadan da hakkın sahibine yararlanma yetkisi tanıdığı menfaat olarak ifade edilmektedir. 3 Hak kavramı, hukukun temelinde yer alır, önemli unsurlarındandır ve varlık sebeplerinden birisidir. Hak, hukukun kişiler için belirlediği, öngördüğü, çizdiği bir sınırdır ve ayrıntısını daha sonra ele alacağımız hukuk sistemi, ilgili sınırların aşılmasını korumadığı gibi gerektiğinde de buna doğrudan engel olur, müsaade etmez, bazen de hakkın sahibi kişinin talebi sonucu, sınırların aşılmasına müdahalede bulunur ve gereğini yerine getirir.
Her ne kadar ‘kişiler için belirlediği…’ şeklinde ifade edilse de günümüzde – bizim de katıldığımız bir görüş – hayvan hakları konusu da dile getirilmekte ve tartışılmaktadır. 4 Çevremizdeki insan dışı diğer canlılar daha da ötesi cansız varlıklar da mevcuttur ve mevcudiyetleri sebebiyle en azından zarar görmemeleri gerekir. Hemen her konuda olduğu gibi, elbette bu konuda da istisna durumları söz konusu olabilecektir. Şimdilik bu kadarını ifade etmekle yetinelim, konuya özgü olarak akademik alanda başkaca çalışmalarımız da olacaktır. İlgili çalışmalarda kullanılacak olan ‘hak’ ibaresine, genişçe yer verilecektir.
Söz konusu sınırlarda haddin aşılması (hak ihlali) – yine, hukukun belirlediği diğer unsurların da varlığıyla – kural olarak, bir haksızlığın doğmasına neden olur. Böylelikle adalet dengesi bozulur ve bozulan bu dengeden etkilenen toplumun yapıtaşı olan bireyin dolayısıyla kamunun, huzur ve güvenliğinin sağlanabilmesi için yeniden eski haline getirilmesi veya telafi edilmesine yönelik eylemlerde bulunulması gerekir. İşte burada uzlaşma sağlanamazsa, ilerleyen konularda ele alacağımız yargı sistemi devreye girer. Hukukun belirlediği ‘diğer unsurlar’ ayrı bir başlıkta, ayrıca belirtilecektir.
…
4271 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 32. maddesine göre, ölüm tehlikesi içinde kaybolan veya kendisinden uzun zamandan beri haber alınamayan bir kimsenin ölümü hakkında kuvvetli olasılık varsa, hakları bu ölüme bağlı olanların (örneğin eşinin, çocuğunun) başvurusu üzerine mahkeme, başına ilgili haller gelen kişinin gaipliğine karar verebilir. 5 Söz konusu örnekte hukuk, gaipliğine karar verilecek kişinin eşine, çocuğuna veya diğer ilgililere bir hak tanımış ve ilgili hakkı elde etmeleri için kendilerine, yararlanma yetkisini de vermiştir.
Aynı Kanun’un 26. maddesine göre, isminin kullanılması çekişmeli olan kişinin, hakkının tespitini dava edebileceği belirtilmiştir. Maddenin devamında da adı haksız olarak kullanılan söz konusu kişinin talep edebileceği diğer hakları sıralanmıştır. Hukuk kişinin ismini koruma altına alıyor, korumayı tanıyor ve söz konusu kişinin, sahip olduğu hakkından yararlanması için ona yetki veriyor ve imkan sunuyor. Özel Hukuk alanına dahil olan hakların büyük bir çoğunluğu talep etmek koşuluyla elde edilir, ilgili kişinin hakkını talep etmesi gerekir dolayısıyla her ne kadar zarar meydana gelse de taraflar kendi aralarında anlaşırlarsa/ uzlaşırlarsa konu, yargı sistemine taşınmayacaktır.
Genel olarak ifade edilecek olunursa bir kişi, hukuka aykırı bir şekilde ve kasıtlı olarak bir başkasının vücut bütünlüğünüze zarar verirse, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda 6 bunun bir karşılığı bulunmaktadır. Söz konusu Kanun, az önce ifade edilen eylemi tanımlamış (m. 86) ve eyleme maruz kalan kişiye, ilgili tanımadan yararlanması için bir hak tanımış ve ona yetki vermiştir. Yalnız ifade edelim ki burada verilen hak, kişinin talep etmesiyle değil, olayın tespitiyle birlikte karşılığını bulacaktır. Vücut dokunulmazlığına karşı suçlar, Türk Ceza Kanunu’nda tanımlanmıştır, Türk Ceza Kanunu, Kamu Hukuku’nun bir dalıdır ve kamu güvenliği söz konusu olduğu için söz konusu hak, kişilerin talebine göre uygulanmaz. Kamu Hukuku alanına dahil olan hükümlerin büyük bir çoğunluğu bu kurala tabidir.
Hukuka uygun olarak kasıtlı bir şekilde zarar vermeyi, bir hemşirenin hastasına, onun rızasıyla uyguladığı enjeksiyon örnek olarak verilebilir. 7 Elbette, kurallara uygun olarak gerçekleştirilen enjeksiyon uygulamasını hukuk dışı kullanımda bizler, zarar verici bir eylem olarak nitelendirmemekteyiz. Söz konusu uygulama ve benzerleri birer istisnadır, istisna olmaları nedeniyle hukuka uygun hale gelir, kural olarak ise hukuken yasaktır ve bu şekilde ifade edilir.
Diğer bir örnek; polis, kendisine veya ilgili Kanun’da 8 sayılan kişilere, mekanlara karşı molotof, patlayıcı, yanıcı, yakıcı, boğucu, yaralayıcı ve bunun gibi silahlarla saldıran veya buna teşebbüs eden kişilere yönelik olarak, saldırıyı etkisiz kılacak ölçüde silah kullanabilir. Burada da hukuka uygun olarak, kasıtlı bir şekilde zarar verme durumu söz konusudur.
5326 Sayılı Kabahatler Kanunu’nun ‘Gürültü’ başlıklı 36. maddesine göre, başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde gürültüye neden olan kişiye, belirli bir miktar idari para cezası verileceği belirtilmiştir. Aynı maddenin devamında da idari para cezasıyla sonuçlanabilecek
gürültüye ilişkin olarak diğer durumlar öngörülmüştür. 9 İdari yaptırımlarda amaç, kamu düzenini sağlamaktır. Durum tespit edildiğinde ilgili yaptırım derhal uygulanır, talep edilmesi gerekmez. Kamu düzeninin sağlanması için idari birimlere bir yetki verilmiştir amaç, toplumun güvenliğini sağlamaktır. İlgili kişiye/ kişilere söz konusu yaptırımın uygulanması toplumun hakkıdır. Hukukun temel kavramları ele alındıktan sonra çeşitli haklardan daha sonra bahsedilecektir.
Haklarımızı bilmek, hem söz konusu haklardan gerektiğinde yararlanabilme hem de sınırlarımızın farkında olma dolayısıyla bir başkasına zarar vermeme, haddi aşmama ve sonucunda da çeşitli yaptırımlara maruz kalmama açısından önem arz etmektedir. Yaptırım türleri üzerinde ayrıca durulacaktır.
…
Hak kavramı yalnızca hukukun temel yapı taşlarından biri değildir aynı zamanda, toplumu düzenleyen diğer kurallar açısından da temel olma özelliğini korumaktadır. Bir insanın yaşamının şekillenmesinde, düzenlemesinde çok önemli bir etken olan dinlerden islam dinine göre haklar temel olarak; Allah (c.c.) hakları ve kul hakları olarak ikiye ayrılmış, kul hakları aynı zamanda Allah (c.c.) haklarının içinde görülmüş ve söz konusu hakların yerine getirilmesi, Allah’ın (c.c.) emrine saygı olarak nitelendirilmiştir. 10 Allah’ın (c.c.) ‘habibim’ diye kendisine hitap ettiği Hz. Muhammed; Allah’ın (c.c.) huzuruna, üzerinde hiç kimsenin her hangi bir hakkı olmadan ulaşmayı istediğini ifade ederek kul hakkı ihlallerine karşı hassasiyeti ortaya koymuştur. 11
…
‘Sen bunu hak ettin.’ cümlesinde olduğu gibi hak kavramı, bir yaptırımı hak olarak görme, yaptırıma layık olma anlamında da kullanılabilmektedir ancak belirtelim ki hukuk alanında söz konusu ibare, her türlü yaptırımda karşılığını bulacaktır. Bir yaptırım hak edilebilir mi, hak olarak değerlendirilebilir mi? Kanaatimizce, çok önemli olan bu hususun üzerinde biraz duralım.
Hukukun tanıdığı, öngördüğü bir hakkın ihlali gerçekleştiğinde ve söz konusu ihlalden dolayı bir zarar meydana geldiğinde, diğer unsurlar da mevcut ise, kural olarak ilgili zararın sebep olan tarafından karşılanması gerekir. Aslına bakıldığında durum, eski haline getirme, telafi etme konusunda hukuk sistemi tarafından, zararın tam karşılığı olacak şekilde uygulanması hedeflenen, zarar veren kişinin kendisine sunulan bir fırsattır. Bu açıdan değerlendirildiğinde yaptırım, telafi etmeye yönelik zarar verene sunulan bir hak olarak görülebilecektir zira zarar gören, hakkını kendi eliyle elde etmesi durumunda yine, sınır aşılabilecektir. Dolayısıyla zarar verenin de menfaati söz konudur.
Bir hakkı elinde olmadan/ istemeden ihlal eden ve sonucunda başkasına zarar veren ancak bu zararı telafi etmek isteyen veya kasten (bilerek ve isteyerek) zarar verici bir eylemde bulunan ve sonucunda başkasına zarar veren ancak bundan pişmanlık duyan kişiler için söz konusu yaptırım, hak olarak görülebilecektir zira bu kişilerin ilgili haklardan yararlanmalarında, manevi açıdan (vicdanen) menfaatleri bulunmaktadır. Bahsi edilen kişiler, niyetlerinin bir göstergesi olarak gerçekleştirdikleri zarar verici eylemden sonra ilgili kurumlara/ kuruluşlara bizzat kendileri teslim olabilirler veya zararı karşılamak amacıyla doğrudan ilgili kişilerin yanına varabilir ve onlardan, sebep oldukları zararı gidermeyi talep edebilirler. Son durumda; yaşanan zarar verici olayla ilgili olarak, uzlaşma sağlanırsa konu yargı sistemine taşınmaz.
Sonuç olarak, iki tarafın da menfaatinin bulunduğu haklar söz konusu olur. Yaptırımın hak edebilmesi için hukukun belirlediği diğer unsurların da varlığı, elbette gereklidir. Yaptırıma, yukarıda ifade edilen belirli durumlarda menfaat açısından da (hak) bakılabileceği kanısındayız.
Hak kavramının bilincine erişmiş bireyler, bir zarara sebep olduklarında söz konusu telafiyi; rahatlamak, huzura ermek için bizzat kendileri talep edeceklerdir, vicdanları onları, bunu istemeye zorlayacaktır. İşte hak kavramının temelini aslında bu bilinç oluşturmalıdır. Bozulan dengenin yeniden sağlanması için gerekenin bir an önce yapılmasının, zarara sebep olan tarafından istenmesidir.
Özellikle de farklılıkların fazlaca olduğu toplumlarda; barışın sağlanabilmesi, huzur ve refahın hüküm sürebilmesi için söz konusu bilincin hakim olması ve her yerde varlığı hissettirmesi zorunludur. Hukuk sistemi yaptırımın ölçüsünü, en uygun ve tam karşılığı olacak şekilde ayarlamayı hedefler, nitekim birçok kanun hükmünde ‘zararı giderme’ ibaresi (örneğin, Türk Borçlar Kanunu m. 49, m. 66, m. 67, m. 69) bulunmaktadır yine, Temyiz Mahkemesi bir kararında ‘…manevi tazminatın miktarı bir taraf için zenginleşme aracı, diğer taraf için de yıkım olmamalıdır.’ ifadesini kullanmıştır. 12 Amaç, zararın karşılanmasıdır.
‘Ben varım, varlığımın bir sonucu olarak benim haklarım var, başkaları da var dolayısıyla bu nedenle onların da hakları vardır. Benim haklarım başkalarına bazı yükümlülükler yükleyebilir, başkalarının hakları da bana bazı yükümlülükler yükleyebilir. Bir denge söz konusudur. Yükümlülüklerimi gereği gibi yerine getirmezsem bunu telafi etmeliyim, başkaları bunu yapmazsa gereğini yapmalıdır.’
Bir arada dostça ve barış içinde yaşamak için söz konusu farkındalık; her bireyde, bireyin ilk olarak yetiştiği her ailede, bireyin gelişiminde çok önemli bir ortam olan her okulda, idari/ özel kurum ve kuruluşlarda, hastanede, pazarda, sokakta, çarşıda, hapishanede, işverende, işçide/ çalışanda, karakolda, adliyede, bankada, stadyumda, eczanede, denizde, havada, karada özetle, her yerde oluşturulmalıdır. Hak kavramı bilinci her ortamda varlığını hissettirmelidir. Bu bilince sahip olmak için hepimiz üzerimize düşeni yapmak zorundayız. Aksi halde maalesef bir gün, ya zarar veren ya da zarar gören konumunda olacağız ve sonuçta bundan her iki taraf da zarar görecek, topluma da olumsuz olarak yansıyacaktır zira toplumun yapıtaşı bireydir birey, toplum içinde var olur. Buna ilişkin olarak önerilerimizi ileride paylaşacağız.
Ebeveynin çocuklarına karşı bakım, eğitim ve destek olma yükümlülüğü (Türk Ceza Kanunu m. 233, 1), eşlerin birlikte yaşama, birbirlerine sadık kalma ve yardımcı olma (Türk Medeni Kanunu m. 185) yükümlülükleri, bir satış sözleşmesinde taraflardan birinin borcunu gereği gibi ifa etmesi yükümlülüğü (Türk Borçlar Kanunu m. 112), ortak kullanım alanlarına fütursuzca tükürmeme veya çöpleri ilgili alan yerine yine ortak kullanım alanlarına atmama yükümlülüğü (Kabahatler Kanunu m. 41), trafikte kırmızı ışık yandığı halde durma yükümlülüğü (Karayolları Trafik Kanunu m. 47 13 ), işçinin ücretini işveren tarafından zamanında (İş Kanunu m. 34 14 ) ödeme yükümlülüğü, satıcının malı satış sözleşmesine uygun olarak tüketiciye teslim etme yükümlülüğü (Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m. 9 15), çevreyi geliştirme, çevre sağlığını koruma ve çevre kirlenmesini önleme (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 56 16) yükümlülükleri her zaman bir hakkın karşılığıdır, hakkın iadesidir. Her hak beraberinde bir yükümlülüğü/ yükümlülükleri de getirir. 17
Hak sahipleri haklarını elde ettikçe mevcut denge korunacak veya bozulan denge yeniden sağlanacak, vicdanlar rahatlayacak ve mağdur olanların yükleri hafifleyecektir. Aksi halde
herkes hakkını, kendi eliyle elde etmeye çalışacak, bunu yaparken de ölçüyü kaçırıp sınırı aşabilecek, karşı taraf da aşılan sınırın karşılığını elde etmek isteyecek ve öç alma istemiyle sonu gelmeyen bir süreç devam edecektir böylelikle, güvensizlik ortamı içinde toplumda yoğun bir şekilde şiddet baş gösterecektir. Hukuk sistemi bunun önüne geçmek için vardır dolayısıyla hukuk sistemindeki aksaklıklar, sorunlar da aynı sonucu doğuracaktır. Bu konu üzerinde yoğun bir şekilde durulacaktır.
Ancak belirtelim ki hukuk sistemi, yalnızca uyuşmazlık durumlarında (yargı/ dava sürecinde) varlığını göstermez, ‘Hukuk Kavramı’ başlığında da belirtileceği gibi çok daha evvelinden, en başlangıcından itibaren vardır. Asıl olan ise söz konusu evvelin sosyal yaşama yansımasının gerekliliği, dahası zorunluluğudur, buna yönelik olarak önerilerimizi paylaşacağız.
KAYNAKÇA 1. ‘Güncel Türkçe Sözlük’, https://sozluk.gov.tr/ (05.02.2023).
2. ‘Vikisözlük’, https://tr.wiktionary.org/wiki/Hak_do%C4%9Frunun_yard%C4%B1mc%C4%B1s%C4%B1d%C4%B1r#:~:text=%5B1%5D%20%22Tanr%C4%B1%2Cdo%C4%9Fru,ba%C5%9Far%C4%B1ya%20ula%C5%9Facaklard%C4%B1r%22%20anlam%C4%B1nda%20bir%20s%C3%B6z. (10.02.23).
3. M. Kemal Oğuzman, Nami Barlas, Medeni Hukuk, 23. Bası, İstanbul, 2017, s. 139.
4. ‘Hayvan Hakları’, https://tr.wikipedia.org/wiki/Hayvan_haklar%C4%B1#:~:text=Hayvan%20haklar%C4%B1%2C%20insan%20harici%20hayvanlar%C4%B1n,gibi%20korunmas%C4%B1%20gerekti%C4%9Fini%20savunan%20fikirdir. (05.03.23); Filiz Kıroğlu, ‘Türkiye’de Hayvanlara Yönelik Şiddetin Hayvan Hakları Koruma Kanunu Kapsamında Değerlendirilmesi’, Meyad Akademi, 2(2), 2021, s. 172.
5. Saibe Oktay – Özdemir, Gülçin Elçin – Grassinger, Türk Medeni Kanunu & Borçlar Kanunu, 5. Baskı, İstanbul, 2017, s. 14.
6. Mehmet Emin Artuk, Ahmet Gökçen, Gerekçeli Ceza Kanunları, 17. Baskı, Ankara, 2016, s. 111, 112.
7. Hemşirelik Kanunu, 1954.
8. Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu, 1934.
9. Kabahatler Kanunu, 2005. 10. ‘Kul Hakkı’, https://islamansiklopedisi.org.tr/kul-hakki (20.03.23).
11. Mehmet Çimen, ‘Hadislerde Kul Hakkı İhlalleri (Mezalim) ve Çözüm Yolları’, Bartın Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dergisi, 15, 2021, s. 65, 66.
12. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı, 23.06.2004, E. 13 – 291, K. 370.
13. Karayolları Trafik Kanunu, 1983.
14. İş Kanunu, 2003.
15. Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, 2013.
16. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 1982.
17. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 24. Baskı, Ankara, 2019, s. 27.
![]()
Uzm. Hemşire Mehtap Tekin / AVRUPAPRESS
AVRUPA
28 avril 2026AVRUPA
28 avril 2026AVRUPA
28 avril 2026AVRUPA
28 avril 2026AVRUPA
28 avril 2026AVRUPA
28 avril 2026AVRUPA
28 avril 2026