Nevzat Laleli / AVRUPAPRESS
Otuz üç sene de peyderpey inen ayetlerle Kur’an-ı Kerim tamamlanmış son ayetle de
“Dininizi kemale erdirdim, üzerinizde ki nimetimi tamamladım ve din olarak sizin
İslam’a bağlanmasına razı oldum”(Maide suresi:3) buyuran Rabbimiz, artık dinde eksik –
fazla bir şey kalmadığını beyan buyurmuştur.
Bu ayetin inmesiyle, Asr-ı saadet Müslümanlarında hem bir sevinç ve hem de bir
üzüntü hâsıl olmuştur. Sevinmişlerdir, artık dinleri tamamlanmıştır ve kendilerine lazım olan
her şeyi dinlerinden alabileceklerdir. Üzülmüşlerdir, “din tamamlandığına göre
Peygamberimiz Hazreti Muhammed’in de görevi tamamlanmış demektir. O halde onun
hayata veda etmesi yakındır. Onsuz bu hayat nasıl geçecektir?”
DİN NASIL ANLANMALIDIR
Ülkemiz de “din”deyince hemen akla iman gelmektedir. Bu da gayet doğaldır.
Çünkü milletimize yüz yıldır “İslam’ın denince iman anlatılmış, iman ve insan ilişkisi üzerinde durulmuştur.Hâlbuki din bir bütündür ve Peygamberimizin bir Mekke dönemi bir de Medine dönemi bulunmaktadır.Ancak burada ki ince nokta; “tebliğ etmede
(dini yaymada)” kesinlikle şiddet ve
cebir kullanılmaması, ikna metodunun uygulanması emredilmiş ve “Din de zorlama yoktur”buyrularak, sistem açıklanmıştır.
Bir Müslüman bir başka din mensubuna iyi davranmakla ve dürüst hareket etmekle
yükümlüdür. “Bu adam başka bir dine mensuptur” diyerek onun hakkına tecavüz etmesi, onu
kandırması ve aldatması mümkün de değildir.
DİN NEDİR?
Genel anlamda din;“İnsanın hayatında uyguladığı ölçüler manzumesidir.”Bir
insan yerken – içerken, otururken – gezerken, çalışırken – dinlenirken, bekârken – evliyken
velhasıl bütün hallerinde kendi için uyguladığı ölçüler, o insan için dini oluşturur.
Müslüman, Allah’ın kendi mutluluğu için gönderilmiş bulunan İslam’ı, hayatında
tatbik etmeye çalışırken, İslam dışı fikir ve ideolojilere inanan bir takım insanlarda, o ölçüleri
kendi hayatlarında uygularlar. Hatta “Ben dinsizim” diyen adamın da inandığı bir takım batıl
fikirler vardır ki o da onun dinidir. Bu adama“Dinsizliği kendine din edinmiş”denilir.
Dindar demek, dinine düşkün insan demektir. Yani hayatta uyguladığı ölçüleri bir
oradan bir buradan alan değil hepsini kendi inançları içinden devşiren adam demektir.
Ateş yakar, su boğar, zehir öldürür… Bunların etkilerini bilen bir insan elini ateşin
içine sokabilir mi? Suya girer mi? Zehri içe bilir mi? İşte iman da bunun gibi olmalıdır.
Bir başka ifadeyle;ifadeyle; “Din, karada yaşayan canlıların havası, suda yaşayan
canlıların suyudur”Karada yaşayanlardan havayı, suda yaşayanlardan suyu kaldırırsanız o
canlının artık yaşayamadığını ve öldüğünü görürsünüz. İşte bir Müslüman için de din bu
kadar elzemdir. Onsuz, Müslüman hayatta kalamaz hatta onsuz insan hayatta kalamaz ölür
veya öldürülür. İşte yeryüzündeki savaşların, katliamların da özeti de budur.
Bazıları, “Ben Müslüman’ım” derken, yaşayışında İslam’a ait çizgileri pek
göremezsiniz. Mesela Namazlarını düzenli kılmaz. Belki cuma namazlarına gider, diğer
namazlarını kılmaz. Sorarsınız bu adama;
“Kardeşim cuma namazına niçin gidiyorsun?” O cevap verir.
“Allah emrettiği için…”
Peki dersiniz, demek ki Allah emrettiği için cuma namazına gidiyorsun. Hâlbuki
Allah;“belli zamanlarda Allah’ı anın, rukû ve sucut yapın”emrini verirken ve
Peygamberimiz bize beş vakit namaz kılmamızı, kendisi de kılarak gösterirken sen diğer
namazlarını niçin kılmıyorsun?
Bu adam aslında, din diye inandığı ölçüler manzumesinde eksiklikler var, imanı
zayıf ta onun için ibadetlerin biri var, biri yoktur.
DİN OYUNCAK DEĞİLDİR
Günde beş vakit namaz bir Müslüman için vazgeçilmezdir veya öyle olması gerekir.
Eğer bu adamın ibadetlerde bir zafiyet (eksiklik) varsa bu zafiyet, İmanda ki zafiyetinden
kaynaklanmaktadır.
Adam Müslüman’dır, ama içki içmektedir. Faizcilik yapmakta, kumar oynamakta,
hırsızlık yapmakta, zina etmekte, başkasının hakkını zimmetine geçirmektedir, rüşvet almakta
bu ve benzeri İslam dışı hareketler, o adamın inancında ki zafiyetini göstermektedir.
Bu yanlış hareketlerin bir kötü tarafı da, İslam’ı bu adamın şahsında gören bir takım
art niyetliler, bu adamın eksikliklerini görerek, İslam’ı tenkit etmelerine sebep olmasıdır.
İslam’ı inceleyerek İslam dinini kabul eden yabancılar, öyle bir arayış içerisine
giriyorlar ki İslam hangi sahada ne istemiş, ne emretmişse hepsini yapabilmenin gayreti içine
girmektedirler. Ve temennileri;“İyi ki biz İslam’ı inceleyerek kabul ettik. Sizin
hareketlerini görerek kabul etmeye kalkışsaydık, İslam’a dönmezdik”demektedirler.
Bu ihtida edenlerin (İslam’a dönen) haykırdığı gerçek, belki birçok İslam’a dönmek
isteyenlerin önünde bizler birer kötü örnek olduğumuzu ve onların hidayete erişmelerini
engellediğimizi bilmeli ve bu büyük vebalden kurtulabilmek için “küçük menfaatlerimize
(çıkarlarımıza) dinimizi satamam…”demeliyiz.
Bu yazımın sonunda bütün okurlarıma tembihatım şu olacaktır.“İslam’ı; otomobilinizde bir stepne lastiği gibi görmekten ve lazım olduğunda
belki kullanırım, diye düşünmekten…”düşünmekten…” Siz İslam’a yani Allah’ın dinine ne kadar ilgi ve
alaka gösterirseniz, Allah da dünyada ve ahirette size o kadar ilgi ve alaka gösterecektir.
Dininiz, asla vazgeçemeyeceğiniz, otomobilinizin kendisi gibi olmalıdır.
Nevzat Laleli / AVRUPAPRESS
AVRUPA
22 avril 2026AVRUPA
22 avril 2026AVRUPA
22 avril 2026AVRUPA
22 avril 2026AVRUPA
22 avril 2026AVRUPA
22 avril 2026AVRUPA
22 avril 2026