İktisat literatüründe birçok farklı, hatta yaratıcı sayılabilecek olgu, olay ve politika tanımlaması ile karşılaşabilirsiniz. Bazı iktisadi olaylar ve politikaları tanımlamak için ilginç kavramlar kullanılmıştır. Bunlardan belki de en bilinenleri; Mahkûm İkilemi (Prisoner Dilemma), Soğuk Hindi Politikası (ColdTurkey), Hollanda Hastalığı (DutchDisease) vb… Bu yazıda Hollanda Hastalığı konusunu ele alacağız ve günümüzde de güncel tartışmalarda önemli bir yer edindiğini temaşa etmiş olacağız.
Hollanda Hastalığı, örneğin İspanyol Gribi gibi tıp literatüründe kullanılan ve oraya ait bir terim ya da adlandırma değildir. Hollanda Hastalığı tıp literatüründe değil iktisat literatüründe kullanılan bir adlandırmadır. Aslında ekonomide ortaya çıkan olumsuz bir durumu, bir hastalık gibi görerek üzerinde durulması ve düzeltilmesi gereken bir süreç olarak ortaya koymak için seçilmiş dikkat çekici bir kavramsal adlandırmadır. Şöyle düşünülebilir; aslında son dönemde tüm dünyanın karşı karşıya kaldığı Covid-19 pandemisi ve onun yarattığı küresel ekonomik bozulma gibi bir dönem ortaya çıkan bir ekonomik sürecin yarattığı olumsuz durumun adıdır Hollanda Hastalığı.
İlk olarak 1977 yılında The Economist dergisi tarafından ortaya atılmış ve günümüzde hâlâ öyle anılmaya devam etmektedir. Dergide bu durumun ele alınmasının önemli nedenlerinden biri de 1970’li yıllardaki petrol krizinin etkilerinin hafızalarda taze olmasından kaynaklandığını vurgulamak yanlış olmayacaktır. 1977 yılında Hollanda’da Kuzey Denizinde keşfedilen yüksek gaz rezervinin ekonomi üzerinde yarattığı, başta olumlu ancak sonradan olumsuz etkilerin ortaya çıkması üzerine kaleme alınmış bir makalenin başlığıdır.
Bir başka deyişle adından anlaşılacağı üzere Hollanda ekonomisinde yaşanan olumlu bir ekonomik sürecin ardından tecrübe edilmiş kötü bir ekonomik periyodun, yani olumsuzluğun adlandırılmasıdır. Bazı yerlerde kaynakların laneti veya bolluk laneti (resourcecurse) olarak tanımlanmaktadır.
Hollanda Hastalığı, doğal kaynaklara bağlı olarak belirli bir sektördeki gelişmenin sağladığı gelirden dolayı para biriminin agresif bir biçimde değer kazanması sonucu birçok alanda ortaya çıkan negatif ekonomik gelişmeleri ifade eder. Ayrıca bazı kaynaklarda, doğal kaynak keşfinin imalat sanayinde ortaya çıkardığı dramatik düşüş durumu olarak da anılmaktadır.
Hollanda’da ortaya çıkan çok olumlu pozitif bir ekonomik süreç, bunu takiben ortaya çıkan ekonomik olumsuzluklar ve bu olumsuz etkilerin yarattığı zararların olması; bu durumun bir hastalık olarak tanımlanmasına, bu hastalığın başka ülkelerde de ortaya çıkabileceğini ortaya koyma noktasında çarpıcıdır. ‘Hastalık’ olarak tanımlanan olumsuz ekonomik sürecin nedeni, Hollanda’da 1959 yılında Kuzey Denizi’nde büyük doğalgaz rezervlerinin keşfedilmesi ve bunların ekonomik aktiviteyi domine ederek oransal olarak oldukça büyük yer etmesindendir. Hollanda’nın keşfettiği doğalgaz rezervlerinin ihracından dolayı ekonomide büyük gelirler elde etmiş ve ülke ekonomisi âdeta bir bahar dönemi yaşamıştır. Doğal gaz rezervi kaynaklı gelir artışı ile artan döviz girdisi sonucunda ulusal para aşırı değerlenmiş, aynı zamanda mal ve hizmet fiyatları dengesinde de değişimler yaşanmıştır. Gelir artışı tüketimin yadsınamayacak ölçüde artış göstermesine neden olmuştur. Tüketim harcamalarının büyük kısmı yurt dışı ürünlere kaymıştır. Bunun nedeni doğal gaz rezervlerinde ortaya çıkan keşif ve bu sektördeki yüksek getiri hem işgücünü hem de sermayeyi bu
sektöre ve ona bağlantılı alanlara kaydırmıştır. Bu noktada diğer sektörlerdeki üretim azalmakta ve hem sermaye hem de emek doğal kaynakla ilgili üretim yapan yeni alanlara kaymaktadır. Bu yaşanan bolluk dönemindeki tüketim artışı, Hollanda ekonomisinin ithalatının dramatik bir biçimde artması ile âdeta bir ithalat ülkesi haline gelmesi ve ithalata bağlı hale gelmesi sonucunu ortaya çıkarmıştır. İthalatın artmasının temel nedeni doğal kaynak temelli gelir artışına bağlı döviz bolluğu yaşanmasındadır. Bu süreçte doğal kaynak fiyatlarının yüksek seyretmesi ve yüksek gelirler elde edilmesinin rolü büyüktür. Ancak doğal kaynakların fiyatlarındaki gerilemeler ülkenin ithalat gücünü azaltacak ve diğer üretimlerde yetersiz olduğundan o ülke ekonomisi bir süre sonra krize girecektir.
Doğal kaynaklardan elde edilen gelirlerin yüksek olması ve bu alana olan ilginin artması sadece yurt içi yerleşiklerin değil aynı zamanda doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının da bu alanlara kaymasına neden olmaktadır. Diğer sektörler ve sanayi üretimi giderek azalır ve ülkenin bu alanlardaki rekabet gücünü kaybetmesi durumu ortaya çıkar. Yani doğal kaynakların keşfedilmesi ekonomideki kaynakların sektörel olarak yeniden dağılmasını sağlar iken bu dağılım etkinsiz bir dağılımın ortaya çıkmasına neden olur. Hem emek hem de sermayenin doğal kaynakla ilgili alanlara kayması sonucu, imalat sanayi ve diğer sektörlerde maliyetler artacak, etkinsizlik ortaya çıkacak ve bunların sonucunda bu sektörler rekabet edebilme güçlerini kaybedeceklerdir. Bunun sonucunda toplam üretimde bir azalma meydana gelmesi kaçınılmazdır. Nihayetinde doğal kaynakların keşfi ile yaşanan gelir bolluğu diğer sektörlerin daralması ve ekonomiden dışlanması sonucunu doğurmaktadır. Bu durumun bir diğer sonucu ise sanayisizleşme olgusudur. Yukarıda da vurgulandığı üzere doğal kaynaklarınız ne kadar bol olursa olsun onların da bir çıkarılma maliyeti vardır. Eğer uluslararası piyasalarda bu kaynakların fiyatlarında düşüş yaşanırsa ülkenin elde ettiği gelirler de düşecektir. Doğal kaynaklardan elde edilen gelirlerin azalması, ithalat yapılmasını güçleştirecek ve doğal kaynağın yarattığı yalancı baharın etkisi ile diğer sektörlerin üretimleri de azalacağından dramatik bir ekonomik kriz ortaya çıkacaktır.
Hollanda Hastalığı, bir ülkeyi zenginleştirecek ve ekonomik açıdan olumlu katkı sağlayabilecek bir gelişmenin doğru yönetilmediği takdirde dezavantaj sağlayan ve ekonomiye zarar veren bir duruma dönüşeceğini tanımlayan bir kavramdır. Mahfi Eğilmez: “Bu hastalığa yakalanmamanın yolu ise bu değişimin yaşandığı dönemde harcamaları artırmayıp fazla gelirleri bir fonda toplamaktan geçiyor” diyerek bu sorunun üstesinden gelinmesi noktasında önemli bir öneride bulunmuştur. Yani ekonominin doğal kaynaklardan sağlanan gelire bağımlı hâle gelmesinin önüne geçilmesi gerektiği açıktır.
Norveç bu konuda başarılı bir ülke örneği olarak karşımıza çıkmaktadır. Norveç, doğal kaynak gelirlerinin artmasının yarattığı Hollanda Hastalığı sorununun üstesinden gelmek için Petrol Fonu’nu kurmuştur. Petrol gelirlerinin bu fonda toplanması sağlanmış, bu gelirleri daha çok yatırım amaçlı ve özellikle dış yatırımlara kanalize etmiştir. Norveç’in, doğal kaynak gelirlerinin kullanımı için belirlediği önemli politik uygulamalardan biri de bu fonların kamu tarafından kullanılmasını sınırlamak olmuştur. Dolayısıyla bu fonların yurt dışı yatırımların finansmanında kullanılması sayesinde buradan elde edilen faiz geliri ile bu fon daha da büyüyerek sorun yaratılmasından ziyade sorun çözücü bir fon halini almıştır. Bu uygulama, cari fazla veren Japonya’nın bu fazla geliri borç verme uygulaması ile benzerlikler taşımaktadır. Ayrıca Norveç, doğal kaynak ve onunla bağlantılı sektörler dışında sektörlerde yüksek ücret uygulanmasını sağlayarak diğer sektörlerin de zarar görmesini engelleyerek kaynak dağılımındaki bozulmayı önleyebilmiştir.
Günümüzde Hollanda Hastalığı olarak literatürde yer alan kavram, doğal kaynaklardan elde edilen gelirin artmasına bağlı ortaya çıkan ekonomik olumsuzluklar olarak ele alınmakta ise de artık birçok farklı durumdan kaynaklanan döviz girdisinin artması ile ortaya çıkan sorunların geneli için de kullanılmaktadır. Hatta sektörel bazı örnekler için mesela turizm sektöründen elde edilen yüksek döviz girdisinin Hollanda Hastalığı durumu ortaya çıkardığı görülmekte ve bu durum MairoHolzner tarafından Plaj hastalığı (BeachDisease) olarak ifade edilmiştir. Benzer bir durum kredi bolluğu ve sermaye akımları ile gelişmekte olan ülkelerde yaşanan sıcak para kaynaklı yerel paraların değerlenmesi ile de görülmektedir. Doğal kaynak ve onunla ilgili sektörlerin büyümesi sonucunda sermayenin yanında emeğin de bu sektöre kayması sonucu özellikle ticareti yapılamayan mal ve hizmet sektöründe fiyatların aşırı artmasına neden olmaktadır. Bunlardan en önemlilerinden bir tanesi inşaat sektörüdür. Özellikle sıcak para veya sermaye akımlarının ve kredi bolluğunun yaşaması ile ortaya çıkan doğal kaynak zenginliği ile benzer durumda inşaat sektörüyü büyümekte ve konut fiyatları artarak orada balon oluşabilmektedir. Bunun sonucunda yine farklı dinamiklerle oluşan Hollanda Hastalığı etkileri ekonomik krizlerin tetikleyicisi olabilmektedir.
Sonuçta, eğer doğal kaynakların keşfi ve buradan gelecek gelirler doğru politikalar ile yönetilmez ise ekonomide yaşanacak dalgalanmalar, doğal kaynak gelirlerine bağlı olarak seyretme eğilimine girecektir. Başlangıçta sevindirici bir gelişme olarak algılansa da doğru yönetilmediğinde bir hastalık veya lanet olarak anılacak bir süreç ortaya çıkması kaçınılmazdır. Dolayısıyla doğal kaynaklara sahip olmak bir lütuf iken lanete dönüşebilmektedir.
Doc .Dr.Can Yardımcı / AVRUPAPRESS
AVRUPA
06 août 2026AVRUPA
06 août 2026AVRUPA
06 août 2026AVRUPA
06 août 2026AVRUPA
06 août 2026AVRUPA
06 août 2026AVRUPA
06 août 2026