Bazen etrafımızdaki insanlar gitmek ister, ama biz onları tutmak için kendimizi yorarız. Sevgiyle, iyi niyetle, fedakârlıkla çabalarız. Fakat bazen, onlar yine de kalmak istemezler. İşte o anlarda en çok kendimizi sorgularız: “Acaba ben mi yetemedim?” Bu soru kafamızda dönüp durur. Ama unutmayalım ki bazen gitmek isteyenin bahanesi çoktur, kalmak isteyenin ise bahaneye ihtiyacı yoktur.
Geçenlerde bir yerde okumuştum, « Vitrindeki pırlantaya parası yetmeyen müşteri, onu almaktan vazgeçtiğinde pırlanta kendini değersiz hissetmez. Ama müşteri kendini yetersiz hisseder. »
Ne kadar doğru değil mi? Biz bazen değerimizi, bizi tercih etmeyenlere göre ölçeriz. Oysa onlar sadece bize sahip çıkacak güce veya niyete sahip değillerdir. Belki cesaretleri yoktur, belki sevgileri eksiktir. Belki de yürekleri, oldukları yerden ileri gitmeye yetmez.
O yüzden bırakın gitsinler. Üzerinizde size ait olmayan yetersizlik duygularını bırakın ve kapılarını nazikçe kapatın. Siz kendi değerinizi bilin. Parıltınız, bir başkasının bakışındaki ışıltıyla ölçülmez.
Unutmayın, gitmek bazen bir tercihtir ama o gidiş size biçilen değer değildir. Siz hâlâ oradasınız; güçlü, değerli ve kendi ışığınızla parıldayan.
Ve en güzeli ne biliyor musunuz? Gidecek olanlar sadece kendilerini değil, kendi yetersizliklerini de alıp giderler.
Kalın güzel insanlar, kalın kendiniz gibi.
Halime Önen / AVRUPAPRESS