Gazetecilik, bir toplumun hafızasıdır. Kalemini halk için oynatmak, halkın vicdanı olmak büyük sorumluluk ister. Bu sorumluluğun gereğini yıllardır hem Belçika’da hem Türkiye’de büyük bir özveriyle yerine getirdim. Ancak bu meslek hayatımda yaşadığım bazı acı tecrübeleri, bugün dile getirmem gerekiyor. Çünkü bazı defterlerin açık kalması, geçmişte yaşanmış haksızlıkların üzerinin kapanmaması, mesleki duruş ve kamu vicdanı adına önemlidir.
2003 ile 2005 yılları arasında Arif Yağcı ile birlikte 60 sayfalık, renkli kuşe kâğıda basılmış A4 ebadında bir dergi çıkardık. 1000 adet bastırdık. Bu derginin hem içerik hazırlığı hem dağıtımı hem de tanıtımı tarafımdan büyük emeklerle yürütüldü. Arif Yağcı, dergi başına bana 2500 Euro masraf olduğunu söyledi. Ancak ilerleyen süreçte gerçekler bir bir ortaya çıkacaktı.
Brüksel Büyükelçiliği Eğitim Müşavirliği de aynı formatta bir dergi çıkardığında, onlara maliyeti sorduğumda 800 Euro cevabını aldım. Bu da bende büyük bir şüphe uyandırdı. Türkiye’de matbaaya ulaştım. Aynı özellikte dergiyi 500 Euro’ya basabildiklerini söylediler. Aradaki bu büyük fark beni hem maddi hem manevi olarak derinden sarstı.
Arif Yağcı’yı arayıp bu durumu sorduğumda yaşadığımız tartışmanın ardından yollarımızı ayırdım. Kendisine açıkça şunu söyledim:
“Beni kandırdın. Ben seninle ortaklık yapmam. Hakkım haram olsun.”
Ben projeden çekildikten sonra, daha önce hazırlıklarını benim yaptığım derginin bir sayısını Mustafa (Yerlibucak) Çavuşoğlu ile birlikte çıkardılar. Derginin ilk sayfasında büyük puntolarla şu ifadeye yer verdiler:
“Bilgin Özcifci’nin dergimizle hiçbir ilişkisi kalmamıştır. Üçüncü şahıslara duyurulur.”
Bu cümleyle birlikte hakkımda türlü iftiralar başladı:
« Bizi dolandırdı, paramızı vermedi » gibi dayanaksız suçlamalarla kamuoyunu yanıltmaya çalıştılar.
Ancak İlahi adalet yerini buldu. O dergiden sadece bir sayı çıkarabildiler. Devamı gelmedi.
Aylar sonra Arif Yağcı beni arayıp özür diledi, hakkını helal et dedi. Ben de açıkça söyledim:
“Helal etmiyorum.”
Bugün hâlâ aynı telefon numarasını kullanıyorum. 25 yıldır Belçika’da yaşıyorum. Türkiye’ye her yaz alnımın akıyla gelip tatilimi yapıyorum. Eğer bir kişiyi dolandırmış olsaydım, ne Afyon’da elimi kolumu sallayarak dolaşabilirdim, ne de kamuya açık hiçbir organizasyonda yer bulabilirdim.
Gazetecilik kariyerim boyunca:
GençTürk Haber Sitesi ve Gazetesi,
Bruxelleskorner Haber Sitesi ve Gazetesi,
AvrupaPress Haber Sitesi ve Gazetesi gibi yayınları hayata geçirdim.
Ayrıca:
Türkiye Gazeteciler Federasyonu Belçika Temsilciliği’ni yürüttüm.
TİGAD Avrupa Başkanı olarak yurtiçinde ve yurtdışında birçok çalıştaya katıldım.
Afyonkarahisar ve Çankırı çalıştaylarında yer aldım. Göz önündeydim, şeffaftım, alnım açıktı.
Bugün Arif Yağcı’nın vefat haberini sosyal medyada gördüm.
Arkasından dua edecek hâlim yok.
Benim ona hakkım haramdır.
Zıkkım olsun.
Ahirette iki elim yakasında olacaktır.
Çünkü ben sadece maddi olarak değil, aynı zamanda mesleki itibarım ve insan onurumla da sınandım. Bu yazı bir kin değil, bir hesaplaşma değil; bir duruş yazısıdır.
Bilen bilsin. Bilmek istemeyen kendi vicdanıyla yüzleşsin…..
AVRUPA
13 octobre 2026AVRUPA
13 octobre 2026AVRUPA
13 octobre 2026AVRUPA
13 octobre 2026AVRUPA
13 octobre 2026AVRUPA
13 octobre 2026AVRUPA
13 octobre 2026