Dijital Mahkemelerin Hâkimi Kim?
Bildiğiniz üzere, günümüz dünyasında mahkeme sayılarında ciddi bir artış yaşanıyor. Bu artışın arkasında ise dikkat çekici bir gerçek yatıyor: Artan mahkemelerin bir kısmı, bizim bildiğimiz fiziksel mahkemelerden oldukça farklı. Bahsettiğim yapı, dijital çağın bir ürünü olan dijital mahkemeler.
Bugünün dünyasında, « linç kültürü » dediğimiz toplumsal refleks özellikle sosyal medya platformlarında( Instagram, Twitter, Tiktok vb.) giderek yerini sağlamlaştırıyor. Herkes, her konuda görüşlerini hiçbir ilkeye bağlı kalmadan, mantık filtresinden geçirmeden, saygı sınırlarını aşarak ifade ediyor. Bir kurban belirleniyor ve o kurban hakkında sınırlı bilgiye dayalı, tek yönlü ve çoğunlukla önyargılı şekilde; adil yargılanma ilkesinin dinlenme ve dinlenilme unsurları hiçe sayılarak başlıyor dijital mahkememizin dijital duruşmaları.
Ancak burada, bildiğimiz HMK usulü işletilmiyor. Ne delil sunma hakkı var, ne savunma hakkı, ne de tarafsız bir yargıç bulunuyor. İlginçtir ki HMK’nın temel ilkelerinden biri olan “basitlik ve ucuzluk” prensibi, bu dijital mahkemelerde en çarpık hâliyle vücut buluyor. Oysa kanun koyucu bu ilkeleri, adalete erişimi kolaylaştırmak amacıyla getirmişti. Kim bilebilirdi ki bir gün sosyal medya “bilirkişileri” bu ilkeleri kendi linç düzenlerine alet edecek; allayıp pullayarak adalet kılığına sokup uygulayacak?
Üstelik, mahkemelerde yargılamayı yapan hâkimin de tarafsız olması gerekir.
HMK madde 34–36 hükümlerine göre, hakimin tarafsız davranamayacağına dair kesin bir şüphe varsa hakim o davadan çekinmek zorundadır ve aynı zamanda hâkimin tarafsızlığından şüpheyi gerektiren önemli bir sebebin bulunması hâlinde hakimin reddi talep edilebilir.
Oysa dijital mahkemelerde bu kurumlar tümüyle askıdadır. Yargıç rolüne bürünen kullanıcılar, yargıladıkları kişiyle ilgili geçmişten gelen önyargılara sahip olabilir; şahsi husumet taşıyabilir veya yalnızca topluluk içinde görünür olmak için linçlere katılabilir.
Gerçek hayatta hâkim böyle bir durumda davadan el çekerken, sosyal medyada “hâkimler” yargılamalarını sekteye uğratmadan devam ederler. Yani hem yasaklı hem taraflı bir yargıçla, hem de savunma hakkı tanınmadan yapılan bir “duruşma” ile karşı karşıyayız.
Ayrıca, HMK’da yargılamanın taraflarca getirilen vakıalara dayandığı ve hâkimin kendiliğinden delil toplayamayacağı açıkça belirtilmiştir (madde 25 – Taraflarca Getirilme İlkesi). Oysa sosyal medyada insanlar aynı anda hem savcı, hem hâkim, hem tanık hem de infaz koruma memuru rolüne bürünüyor.
Ve bu rolü oynarken dürüst davranma yükümlülüğüne (madde 29) uyulmuyor. Gerçek dışı bilgiler, çarpıtılmış ifadeler, aldatıcı kurgular ve ekran görüntüleriyle insanlar “yargılanıyor”.
Son olarak, fiziksel mahkemelerde duruşmalar alenidir ancak gerektiğinde gizlilik kararı alınabilir.
HMK madde 28 uyarınca, bu gizlilik kamu güvenliği ve kişilik haklarını koruma amacı taşır.
Fakat dijital mahkemelerde aleniyet ilkesi istismar edilmekte; kişisel veriler teşhir edilmekte, bazen özel hayat ifşa edilerek ceza değil, kalıcı bir toplumsal damgalama yaratılmaktadır.
Aslında sorulması gereken şudur:
Gerçekten adaleti mi arıyoruz, yoksa yalnızca bir günah keçisi mi?
Ikra Ayhan / AVRUPAPRESS