Yaratıldığı ilk andan itibaren yeryüzünde var olduğundan itibaren kadın toplum da var olabilmek ve söz sahibi olabilmek için mücadele etmiştir.
Antik Çağ’da ve Orta Çağ öncesinde kadınlar için akademide eğitim görmek ve çalışmak aslında bazı istisnai durumlar dışında sık rastladığımız bir durum değildi. Orta Çağ’ın feodal toplumunda okullar ve üniversiteler giderek kilisenin talimatlarına uymaya başladıktan sonra, kadınların eğitim görebilmeleri neredeyse asırlar sonra, aileleri bir manastıra para yardımı ya da herhangi bir mal devrettikleri takdirde mümkün olmuştur. Yine Batı toplumlarında Aydınlanma Çağı’yla birlikte devlet okulu ve genel zorunlu eğitim düşüncesi yayılmaya başladığında, kızların bu zorunlu eğitime dâhil edilip edilmemesi tartışmasının başlaması fazla uzun sürmemiştir. Bu zamana kadar kızlar ve genç kadınlar için diploma alabilmek sadece yüksek kız okulunu bitirmekle mümkündü. Bu okullarda kızlar ev kadını ve ev yönetimindeki hayatlarına hazırlık yapıyorlardı. Müfredatta güzel sanatların yanı sıra el sanatları ve ev ekonomisi dersleri de bulunuyordu. O zamanki toplumlarda kızların daha fazla konu hakkında bilgi sahibi olmalarına izin verilmiyordu. Kadınlar için vatandaşlık hakkının istenmesinden sonra, ilk kadın hareketlerinin talepleriyle birlikte o zamana kadar sadece erkeklerin yararlandığı mesleki eğitime, kadınların da gidebilmeleri talep edilmiş. Özellikle kadınların üniversitede eğitim görebilmeleri bir asır boyu tartışılmış ancak uygun görüşmemiştir. İzin verilmeden önce kadınların fiziksel yapıları ve düşünsel yetilerinin böyle bir eğitim için yeterli ve uygun olup olmadığı tartışma konusu olmuştur.
18. yüzyılda başlayan Kadın Hareketleri’nin uzun mücadelesi kadınların seçme hakkını elde etmesinden önce başlamıştır. Fransız Devrimi sırasında Kadın ve Kadın Yurttaş Hakları Bildirgesi’nin yayınlayan ve sonra da yayınladığı bir yazının kralcı görülmesi nedeniyle de idam edilen Olympe de Gouges kadınların seçme hakkı için mücadele veren ilk modern savunucudur. Kadınlar ilk olarak 1776 yılında Amerika’nın New Jersey eyaletinde seçme hakkını elde ettiler; ancak bu hak 1807 yılında geri alındı. Güney Pasifik’te bir adada İngiliz kolonisi Pitcairn’de ilk olarak 1838 yılında kalıcı kadın hakları elde edildi.
İlk modern devlet olarak da Amerika Birleşik Devletleri’nin Wyoming eyaleti 1869 yılında kadın haklarını tanıdı. 1871 yılında da Paris kadın haklarını tanıdı.
1 Haziran 1906 tarihli eyalet meclisi tüzüğü ile Finlandiya kadın haklarını kabul eden ilk Avrupa ülkesi olmuştur. Finlandiya o zamanlar Rusya’ya bağlı bir beylik idi. 1915 yılında Danimarka anayasasının değişmesi ile de kadınların seçme hakkı Danimarka’da kabul edilmiştir.
Amerika’da kadınlar 1920 yılında 19. anayasa değişikliğinin ardından ülke çapında tam bir seçim hakkı elde etmişlerdir. İngiltere’de ise kadınlar 1919 yılında kısıtlı bir şekilde bazı özel durumlarda oy kullanabilme hakkını elde etmişlerdir. Daha sonra ise tam oy hakkını 2 Temmuz 1928 tarihinde elde etmişlerdir. Türkiye’de kadınlar 1930 yılında aktif, 1934 yılında da pasif seçme hakkını elde etmişlerdir. Fransa 1944 yılında Alman ordusunun müttefikleri sayesinde özgürlüğüne kavuştuğunda Fransa’daki kadınlar, 1944 yılında da Belçika’daki kadınlar ve hatta aynı yıl İtalya’daki kadınlar seçim hakkını elde etmişlerdir. (İtalya’daki kadınlar daha önce 1925 yılında genel seçim hakkını elde etmişlerdi.) Hindistan’da da kadınlar seçme hakkına 1950 yılında ulaşmışlardır.
İsviçreli kadınlar ülke çapında bir seçim hakkı için 2 Şubat 1971 tarihine kadar beklemek zorunda kalmışlardır. 1984 yılında Lichtenstein, 2003 yılında da Afganistan bu hakkı kabul etmiştir. 2005 yılında da Kuveyt’teki kadınlar hem aktif hem pasif seçme hakkına sahip olmuştur. Dünya çapındaki farklı ülkelerin son 230 yıl boyunca kadın haklarını elde etmelerinin kronolojik tablosu bulunmaktadır.
Bu ülkeler arasında tek mücadele etmeden kadın haklarını elde eden Türkiye’dir adeta Mustafa Kemal Atatürk tarafından Türk kadınına armağan edilmiştir. Kendimi herseyden önce bir kadın olarak bu kadar ileri görüşlü ve modern bir insanın benim ülkemin kurucusu olduğu için şanslı hissediyorum
Sene 2021 Türkiye’nin geldiği nokta metro da bir kadına bıçakla saldırılıyor. Yine metro da bir kadın giydiği kıyafet yüzünden tacize uğruyor. Benim ülkem ne yazık ki 1900’lü yıllarda Avrupa
kadınlarının verdiği kadın hakları mücadelesini toplumda var olma mücadelesini 2000’li yıllarda yaşıyor. Bize aramağan edilen haklarımızı savunmak ve korumak için mücadele ediyoruz. Bunu başarmaya çalışan toplumu geri atmaya çalışan o zihniyet şunu iyi bilmelidir ki ‘’kadınlarını geri de bırakmaya çalışan toplumlar geri de kalmaya mahkumdur ‘’ M.Kemal Atatürk Kadın tacizlerini,tecavüzlerini cinayetlerini konuşmadığımız daha aydın bir Türkiye görmek dileğiyle…
Dilan Karatas / AVRUPAPRESS
AVRUPA
17 avril 2026AVRUPA
17 avril 2026AVRUPA
17 avril 2026AVRUPA
17 avril 2026AVRUPA
17 avril 2026AVRUPA
17 avril 2026AVRUPA
17 avril 2026