Örümcek kafa nedir bilir misiniz kimlere denir? Ömrünüzde bir defa da olsa kullandınız mı bu sözcüğü? Kullandıysanız kime, neden kullandınız? Öylesine mi çıktı ağzınızdan yoksa enine boyuna düşündünüz mü?
Gerçek bir örümcekten ya da kuyruğu örümcek olan, avlarını bu şekilde yakalayan bir yılandan (örümcek kuyruklu engerek yılanı) bahsetmiyorum. Bu soyut bir kavram. Elle tutulmaz gözle görülmez. Ara ara bazı insanlar kullanır bu söz öbeğini. Hatta kullanan insanları görürseniz iyice bakın, iyice gözlemleyin! Muhakkak, bir örümcek görürsünüz kafalarında. Çünkü ancak bir insanı; fikirleriyle, giydikleriyle, inancıyla yargılayan ve aşağılayan birinin kafasında örümcekler ağ kurabilir.
Yaklaşık on dört yaşlarındayken bir sınava girmiştim. Sınavda biri kadın biri erkek olmak üzere iki tane gözetmen vardı. Bu iki gözetmen kendince aydınlık, kendince medeni, kendince gelişmiş insanlardı. Ailesinden almış oldukları, insanı insandan ayıran gözlem kabiliyeti ve sözcükleri vardı. Küçük de değillerdi, yaşları kırkın üzerindeydi. Sınavın başlamasına biraz vardı. Birbirleriyle konuşacak birşey arıyorlar, belli ki bir ortak paydada buluşmak istiyorlardı. Kısa süre içinde birbirlerinin görüşünü anlamalı ve ona göre evrilmeliydi muhabbet. Entelektüel bakış açısından yoksun, birbirine yaranacak konuşmalar yapacak bir zaman dilimine sahiptiler. Köksüz, karaktersiz konuşmalar… O sayede bir tik alacaklardı birbirlerinden. Ne kadar zeki olduklarını kanıtlamak için arkasında durdukları ya da sürekli veriştirdikleri kendi büyük insanlarını! konuşmalı, günün sonunda aynı cephede olmanın ve birçok insanı gereksiz ve hadsizce yargılamanın gururuyla evlerinin yolunu tutmalıydılar.
Şöyle bir süzdüler sınıfı, bir gurur gözlerinde. Sonra başladılar yıllarca unutamayacağım o konuşmayı yapmaya: « Hocam bu sene çok şanslıyız öğrencilerimiz pırıl pırıl, örümcek kafalılar yok, sadece bir tane deyip bir bakış attılar arka sıraya. Sınav henüz başlamamıştı. Döndüm sınıftakilere baktım kimden bahsediyorlar diye. Arkada oturan başını örtmüş bir öğrenci vardı. Kafasını yere eğmiş, sanki bir hata yapmışcasina ezilmiş duruyordu. Bir müddet konsantre olamadım sorulara, bu cümleyi düşünmekle geçti uzunca bir sürem. Nasıl yaniiii!
Düşüncesinin gerektirdiği giyiminden dolayı yargılanan bir insan hatta çocuk vardı sınavda.
Böyle bir şuur, böyle bir algı beni darmadağın etmişti. Kimbilir o küçük yaştaki hayatının baharındaki kız öğrenciye ne yapmıştı? Neydi bu acılara tutunmak, bu dram.. Eskilerin nefretini, eskilerin siyasetini sürdürmek neydi? Kendilerine ya da atalarına yapılan haksızlığı, zulmü, cahilliği ilk kez gördükleri insanlar üzerinden kusmak da neydi? Ne farkı vardı ne büyük cahillik diye ayıplanan kan davalarından? Ne farkı vardı mini etek giyen kızlara karışan cahil insan topluluğundan.. Eşitlik savunurken diğerlerinin hakkını gözetmemek, ona düşmanlık beslemek neydi?
Asıl ben size anlatayım örümcek kafalı neydi:
İşin özünde kendi gibi düşünmeyen insanları yargılayan ve eleştiren tüm herkesti örümcek kafalı. Bu kişi, din maskesi takmış bir imam olabileceği gibi bazen mini etekli bir kadın; bazen Allah/Kurân diyerek halkı sömüren bir idareci ya da siyasetçi, bazen birkaç tane üniversite bitirmiş çağdaş görünümlü bir işletmeci, bazen ilkokul okumamiş bir esnaf; bazen bir Afrikalı, bazen bir Avrupalı; bazen yanlış yetiştirilen bir genç, bazen de eli yüzü düzgün bir ihtiyardır. Yani bir örümcek kafalıyı eğitim derecesi ve dış görünüşe göre ayırt etmek imkansız olmakla birlikte ortak özellikleri « benim bildiğim ve inandığım haricinde herşey yanlıştır » düşüncesidir. Daha iyi anlaşılması için aşağıda güncel örümcek kafalı insan tiplerini sizin için derledim.
-İnsanların giydiğine karışmayı ve yargılamayı severler.
– Tasdiklemedikleri ve anlamadıkları kitapları okuyanları sevmezler.
– Kendi dininden olmayanların cehenneme gideceğini düşünürler.
– Bilinçli düzeyde, yargısızca araştırma yapmadan atasının, ailesinin partisine oy verirler.
– Doğduğu cinsiyeti sonradan değiştirenleri sevmez ve saygı duymazlar.
– Hayvanları kendilerine hizmet için var edildi sanırlar.
– Çocuklarının ilgi ve yeteneklerinin olduğu bölüm yerine; gösteriş için, bir ünvan için okuturlar.
– İnandık dedikleri dini anlamadan yaşar, ibadetlerini ise kalitesiz ve şaşalı yaparlar. Bunun sonucunda çoğunlukla dindar görünümlü içsel inançsızlık çeken bireyler yetiştirirler.
– Sadece bilimci geçinenleri de bulunur. Hayatında tek bir tane bile makale okumamış olmasına rağmen gördüğü her beyaz önlüklüye inandığı gibi bilim anlayışı TV haberinden öteye gitmemiştir. Bu sayede kendini medeni, aydın insan kategorisinde hisseder.
– İçinde bulunduğu coğrafyaya bir faydası dokunmaz, sürekli şikayet eder, bir taşın altına elini koymadan dünyanın düzelebileceği kanaatindedir. Sürekli bir dram, bize engel oluyorlar diye mızmızlanır dururlar.
Bu konuda İ.Melih Yurduseven’in çok beğendiğim bir yazısıyla karşılaştım ve bu denli aklı başında özeleştiri yapan bir yazı okumadığımı itiraf etmeliyim. Meraklıları için linki buraya bırakıyorum. http://www.edirnetv.com/mobil/yazi/899/turkiyede-en-tembel-kesim-ataturkculer.html
Genel olarak her yazımda belirttiğim gibi, ister Atatürk’ün ister peygamberin ister kendine seçtiğin herhangi bir önderin izinde ol; çalışmadan, uğruna savaşlar çıkarılan kitapların dilini bilmeden hoşgörüyü hayatımıza katmadan ne inandık diyen inanmış olur ne izindeyiz diyen izinde olur. Sadece gruplar içinde ağzımıza sakız ettiğimiz bir tekerlemeden öteye gidemez inandıklarımız. Hal böyleyken kafalarda tilkiler, örümcekler herzaman olmaya devam eder.
Son söz olarak; sevdiğim ünlü fizikçi Albert Einstein’ın dediği gibi ‘İnancı dışlayan bilim topal, bilimi dışlayan din kördür…’
Ayse Alemli // AVRUPAPRESS