Baharın mis gibi kokusunu içime çekiyorum. Karşıdan Güneşin yansımalarında denizin cezbedici albenisi.
Gözlerim karşıdaki binaya kayıyor. Balkon duvarlarını boyayan zayıf, çelimsiz bir genç dikkatimi çekti. Kararmış ince vücuduyla tavana uzanmaya çalışıp işini en iyi şekilde uygulamaya çalışıyor. İnce ama güçlü kolları onun kendine olan güvenini, işini sahiplendiğini gösteriyor.
Beynimdeki dalgalar yıllar önceki hayallere kaydı. Beynimdeki kelebekler, kuşlar etrafta uçmaya başladı. İçim yandı. Kalbime bir bıçak saplandı.
Hayallerimde uçuşan kuşlar yüksek binaların üzerinde çalışan işçilere ulaştı. Başlarında koruma şapkaları 10.uncu, 20.inc.,katlarda çalışmaya çalışıyorlardı.
Ne zaman İstanbul’a gitsem Mecidiye Köy, Başak Şehir, v.b. gibi yüksek binaların üzerinde çalışan işçilere bakar, oturduğu yerde ekmek parası kazanıp şikâyet eden diğer insanlara çok kızardım. Hala da kızıyorum…
Bir bölgede yaşamak zorunda olup, terörden, fakirlikten kaçmak zorunda kalıp, çalışmak zorunda olan insanların yaşayabilmek için her türlü tehlikeyi göze alması ve kazandıklarını çoluğuna çocuğuna göndermesi insanın duygularında meltemli rüzgârlar estiriyor.
Sonra aklıma değerlim, bir arkadaşım, dostum geldi. Bodrum da bir asfalt işi bulmuştu. İşten döndüğünde başlında kovboy şapkası ile gülerek gelir, ayaklarını ve çoraplarını su olmadığından deniz suyunda yıkar, yine gülerek bembeyaz dişleriyle bir bardak çayla ve elindeki
sigarasıyla mutlu olurdu. Yaz sıcağında o asfaltın derecesi ayakkabılarını yakmaz mı diye düşünür, üzülürdüm. Zayıf, ince kollarıyla, eline aldığı tırmıkla sıcak asfaltı yola dağıtırken görmüş, “asfaltın sıcak dumanında nasıl yanmıyor?” diye düşünmüştüm.
Bazıları alıştıkları zorluklarda işim var diye en kötü işte bile mutlu oluyor, işsiz kalma korkularını yüksek katlardaki işlerde yeniyorlardı.
İşsiz kalma korkusu, evet, Korona Kapanı şimdi herkese bu korkuyu aşılamıştı. Eskiden sadece belli bir zümrenin yaşadığı bu korkuyu artık tüm Türkiye’de gençler, orta yaşlılar, kadınlar ve özürlüler yaşıyordu.
İşsiz kalmaktan korkmak, eve ekmek götürememek ne demek? Aç kalmak ne demek biliyor musunuz?
Siz hiç sokakta kaldınız mı? İnsan olarak kimliğinize tecavüz edildi mi?
Hayata koca bir üzengi ile başlamak ne demek biliyor musunuz?
Birde kırsalda yaşıyorsanız, PKK’da sizin hakkınızı koruyorum diyerek sizi baskı altına alıyorsa, hayatınız bilinmeyen taraflarda baskı altındaysa ne yapacağınızı bilemiyorsanız…..
Hep bu korkular içinde yaşamanın psikolojinize verdiği zararlar o kadar çok ki…
Ve o koca göbekli aç göz patronlar, devletten aldıkları kredileri hibeye çevirip ödemezken, kibarca gülerek devletin bankası ile alay ederken ülkenin borcu altında ezilen bizler, üzülen bizler birde işsizlik korkusu altında
yokluk duygularında canhıraş feryatlarda yarınımızı düşünüyorduk.
Bu patronlar Korona Kapanını fırsata çevirip, işçiyi ezdikçe ezmeye, mesailerini kesmek için neden aramaya devam ederken, bizler elimizdeki işleri kaybetmemek için gizli tacize seyirci kalıyor, boynumuzu büküp çalışmaya devam ediyorduk.
Esaretimiz ne zamana kadar devam edecekti? Korona Kapanını dahi kullanıp, kul hakkı yiyenler ne zamana kadar kaçırabildikleriyle geviş getireceklerdi? Bilinmez.
Lakin Kurban bayramı geldiğinde geviş getirerek kesilen kurbanlıklar bizlerin fidyeleri olacak…
Sizlerin fidyeleri ise verdiğinizi sandığınız katlarda, kul hakkını yiyenler o kullar tarafından affedilmediği müddetçe boynunuza bağlı altın takılarda kalacak.
Eminim uzun müddet daha birçok işçinin, annenin, kızın, özürlünün hakkını geveleyeceksiniz.
Ama bir yerde bir gün gelecek, o yetimlerin, masumların acıları sizi de karmaşık fırtınalarda boğacak.
Hak ve adalet eninde sonunda hakka ulaşacaktır.
Araş./Yazar
Strateji Planlama Danışmanı
Kalkınma Ajansı Bağımsız Değerlendirici
Gülay KARAOĞLU / AVRUPAPRESS
AVRUPA
16 avril 2026AVRUPA
16 avril 2026AVRUPA
16 avril 2026AVRUPA
16 avril 2026AVRUPA
16 avril 2026AVRUPA
16 avril 2026AVRUPA
16 avril 2026