DOLAR 44,8950 0.23%
EURO 52,8913 -0.09%
ALTIN
BIST %
BITCOIN 3393504-2,15%
Ankara

KAPALI

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Rümeysa Özçelik

Rümeysa Özçelik

07 juin 2022 mardi

MÜKEMMELİYETÇİLİK….

MÜKEMMELİYETÇİLİK….
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Mükemmeliyetçilik Nedir?

Genel anlamı itibariyle kişinin kendisine koyduğu yüksek hedef ve beklentilerdir. Ve bunlara ulaşmak konusunda endişe duyması sonucu kendine aşırı yüklenerek eleştirel bir yaklaşım sergilemesidir diyebiliriz. Diğer yandan “dört dörtlük olmak” “kusursuz olmak” olarak da tanımlayabiliriz. Bu yaklaşımı benimsemiş kişilerde genel olarak başarısızlık büyük hayal kırıklığı olarak görülür. Hata işlemekten korktukları için çok fazla kaygı, stres ve sıkıntı yaşarlar. Başarısızlıklarına odaklandıkları için başarılarını görmezden gelme eğilimi vardır.

Mükemmeliyetçilik İyi Bir Özellik Olabilir mi?

Bu konuda önde gelen bilim adamlarından biri olan Hewitt, mükemmeliyetçiliğin diğer başarı istekleri ile karıştırılmaması gerektiğini vurgular ve aslında mükemmeliyetçi davranışın olumlu bir yanının bulunmadığını söyler. Her ne kadar bizlere küçüklüğümüzden bu yana iyi bir özellik olduğu söylenilse de insanı fiziksel ve mental açıdan yıpratan bir süreci barındırır. İyi bir özellik olarak görülmesinin sebeplerinden biri ise başarılı olma arzusu ve üstün olma çabasıdır.

Toplumumuzda yüksek standartlara önem verilmesi, ailelerin çocuklarına küçük yaşlardan beri mükemmel olmalarını beklemesi durumlarından dolayı insanların sürekli bir yüksek performans sergilemeye çalışması ve bu duygu baskılarına maruz kalmasına neden oluyor. Bu baskılar neticesinde bazı insanlar kendi kapasite ve sınırlarının üstüne çıkmaya çalışarak ‘en iyi’ ye odaklanıyor. Ve yaptıkları hata yada ortalama durumların doğal olduğu kabul edilemez oluyor. Oysa hatadan yola çıkarak bazı şeylerin doğrularına ulaşılarak başarı bize doğru gelir. Bunun göz ardı edilmesi kişinin özgüven düşüklüğü yaşamasına sebebiyet vererek cesaretini kırabilir. Tüm bunların sonucunda aşırı stres, kaygı ve depresyon gibi olumsuz duygular görülebiliyor. Mide ağrıları, migren ağrıları, dengesiz kilo alıp verme, iş yaşamında tükenmişlik sorunu yaşadıkları ortaya çıkıyor.

Mükemmeliyetçilik psikolojik ve fiziksel sorunlarla yakından ilgilidir. Sosyal boyutu olarak sadece mükemmel bir yapıya sahip olunursa başkaları tarafından bize değer verileceği düşüncesini sayabiliriz. Buna inanmak duygusal boşluk, depresyon ve aşırı kaygı gibi duygusal sorunlarla yakından ilişkilidir. Bunun nedenlerinden birisi, kişinin üstünde büyük bir baskı ile sonuçta kendisini çaresiz hissetmesidir. Bu düşünceye sahip insanlar ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar onlardan hep daha fazla beklenti istenilecek olarak inanırlar. Kişinin kendisiyle ilgili aşırı yüksek beklentiler içine girmesi sonucu bedeni ile ilgili de birtakım eleştiriler ve gerçekçi olmayan düşünceler gelişebiliyor.

Ayrıca mükemmeliyetçiliğin ikili ilişkilerde de olumsuz etki ettiğini biliyoruzdur. Yakın çevremiz kendimizden beklediğimiz yüksek beklentilerden sebep bazı davranışlarımızı saplantılı ve değişik karşılayabilir. Bu onları rahatsız edici bir durum içine çekebilir. Nitekim iş hayatında, özel hayatımızda yada akraba ve arkadaş çevremizde bu durumlara sıklıkla rastlamak mümkündür. Patronumuz mükemmeliyetçi bir yapıda bir birey ise bizim sınırlarımızı sürekli zorlayabilir ve hem kendini hem biz çalışanlarını tükenme eşiğine getirebilir. Aynı şekilde yakın çevremizde bizim kendimize yüklediğimiz, sorun olarak düşündüğümüz durumları onlar bu kadar önemsemeyebilir. Abartılı olduğunu düşündükleri endişeli hallerimiz korkutabilir.

Mükemmeliyetçiliğin Belirtileri Nelerdir?

Ø Hata yaptığınızda kendinize aşırı yükleniyor ve en ufak bir başarısızlıkta kendinizi değersiz görüyorsanız,

Ø Başarılarınızdan çok başarısızlıklarınıza odaklanmaya eğilimliyseniz,

Ø Çoğunlukla yeterince iyi olmadığınızı düşünüyorsanız,

Ø Tüm işleri en iyi şekilde yapmanız gerektiğini düşünüyorsanız,

Ø En iyiye odaklanma nedeniyle işleri zamanında bitirme sorunu yaşıyorsanız,

Ø Yaptıklarınızla ilgili tatmin olmuyorsanız,

mükemmeliyetçilikten şüphelenebilirsiniz.

Mükemmeliyetçiliği Azaltmak İçin Neler Yapılabilir?

ü Kendinizden aşırı beklentiler içinde olmanızın olumsuz sonuçlarını çıkartın.

ü Hedef ve amaçlarınızı gözden geçirin.

ü Standartlarınızı gevşetmeye çalışın.

ü Hataları kabul etmek için kendinizi zorlayın ve hatta kendinizi ödüllendirin.

 

Klasikleşmiş bir kalıp vardır “ hiç kimse mükemmel değildir.” Herkesin bir kusuru vardır bu yüzden kendinizi yıpratmayın doğru olduğuna inandığınız şeyleri yapmanız sizi zaten mükemmel bir insana dönüştürecektir.

 

Rümeysa ÖZÇELİK/ AVRUPAPRESS

Devamını Oku

Korku ve Anksiyetinizi yenmek için en doğru adım: Yüzleşme

Korku ve Anksiyetinizi yenmek için en doğru adım: Yüzleşme
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Korku ve yüzleşme bizi tuzağa düşüren duyguların başında gelir. Ancak bu duygularla yüzleşmek korkularımızı yenme noktasında büyük fayda sağlıyor. Özellikle fobiler ve sosyal anksiyete bozukluğu gibi anksiyetelerin üstesinden gelmek adına yapmamız gereken en doğru adım duygularımızla yüzleşmek. Atalarımızdan kalan genetik olarak yüklenen korkunun yanında öğrenilen ve yaşanılanlardan kaynaklananlar da vardır. Maddi olarak iş bulamama kaygısı, özellikle bu zamanda yaşanılan iyi bir liseyi, iyi bir üniversiteyi, iyi bir bölümü kazanamazsam diye başlayan gelecek kaygısı. Çoğu zaman aileler bu durumu çocuklarına empoze eder. Çocuk onların isteklerine göre bir okulu veya bölümü kazanamazsa kendini başarısız olarak görür bu durum hayatına sirayet eder. Böylece yetenekli olsalar bile içlerinde bir başarısız olma korkusu yatacak. Bu durum öğrenilen korkuyu bize gösterir.

Bir insan küçüklüğünde hayvanlarla ilgili bir an yaşadığında o kişide bu travma olur ve o hayvana karşı korku oluşur. Bu korku ile bir uzman tarafından yüzleşmesi gerekir yoksa hayatı boyunca etkilenecek onu kısıtlayacaktır. İnsanların fobilerini yenmelerine yardımcı olan Klinik Psikolog Dr. Suma Chand bu konuda şunları söylüyor:

‘Korkuyla ilgili size söyleyebileceğim en rahatlatıcı şey şudur: Tüm duygular değişir. Elbette hayatınızın geri kalanında panik halinde olmayacaksınız. Korkunuza karşı direnç gösterin, er ya da geç korkunuzun ortadan kalktığını göreceksiniz.’ Korku ve endişenin sizi tuzağa düşürmek için tetikte beklediğini dile getiren Dr. Chand bu konuda dikkatli olmanız gerektiğini düşünüyor ve ekliyor: ‘Korkunuzu ne kadar beslerseniz, o kadar güçlü bir şekilde büyür.’

Korku insanları ağına düşürür ve dünyanız giderek küçülür. Bir süre sonra da korktuğunuz şey yerine, korkunun rahatsız ediciliğinden sakınırsınız.

Korkmak, korkaklık yani cesaretsizlik midir? Bu çoğu zaman yanlış bir düşüncedir. Cesaret ancak korkunun ısırması sayesinde gösterilebilir… Çok korkmuş bütün bu insanlara saygı duyulması gerekir. Bu insanlar görünmeyen, içlerine çöreklenmiş bir iç düşmanla mücadele ediyorlar. Bu düşman onları her şeyden çok daha fazla korkutabiliyor, onlara kesinlikle hayal olan bir şeyi bilgi gibi kabul ettirebiliyorlar. Ayrıca bu kişiler karanlıkla savaşıyorlar. Bu düşmanı kendilerinden başka gören biri var mı? Kim hissediyor bu korkuyu? Bu durumda filozofların dediği gibi cesaret göstermek korkuya rağmen davranmaktır ve evet cesurdur bu insanlar.

Yeri geldiğinde yaşadığımız o korkuların üzerine yürüyerek onunla yüzleşerek kendimize iyi geliriz. Tüm korkularınızı aşmanız dileğiyle..

 

Rumeysa Ozcelik  /  AVRUPAPRESS

Devamını Oku

DÜŞÜNCEN KADAR VARSIN

DÜŞÜNCEN KADAR VARSIN
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir bireye olduğu gibi davranırsanız, olduğu gibi kalır. Ama ona olabileceği gibi davranırsan, o zaman olabileceği kişi olur.

GOETHE

 

Hayatımızın pek çok döneminde ileride yaşanması muhtemel olayları kurgular ve onların olma ihtimallerinin korkusuyla kendimizi çıkmazlara sürükleriz. ‘Asla böyle bir iş yerine kabul edilemem, asla böyle bir eve sahip olamam, ben bunu başarabileceğimi sanmıyorum, ben bu kişiyle buluşmaya gidemem elime yüzüme bulaştırırım kesin’ vb. bir sürü felaket senaryoları ile karşılaşırız. Ne yazıkki bazıları da gerçeğe dönüşmeye başlar. Peki rutin yaşantımız içerisinde bazen farkında bile olmadan kurguladığımız çeşitli felaket senaryoları zaten gerçekleşecekleri için mi yaşanırlar yoksa biz onları kurguladığımız için mi gerçekleşirler? Size psikolojide yer alan bir deneyden bahsetmek istiyorum. Gerçek bir büyü olarak adlandırılan Rosenthal Etkisi.

Robert Rosenthal ve Lenore Jocabson isimli iki Alman psikolog 1963 yılında yaptıkları deneyle rosenthal etkisi adını verdikleri ilginç bir gerçeklikle karşılaştılar. Araştırmacılar ilkokul öğrencileri ile gerçekleştirdikleri deneyde yılın başında öğrencileri bir genel zeka testine tabi tuttular ve normal zeka seviyesine sahip olan öğrencileri ikiye ayırdılar. Çocukların öğretmenlerine ise iki gruptan birinin ortalamanın üstünde zekaya sahip olduğunu söylediler ve öğretmenleri öğrencilerin aileleri konuşmamaları konusunda uyardılar. Yıl sonunda yapılan genel zeka testlerinde deneyin başında zeki oldukları söylenen öğrenciler diğer öğrencilerden ve ilk testteki performanslarından daha iyi bir performans sergilediler. Deney sonuçları oldukça şaşırtıcıydı, başta diğer çocuklarla aynı zeka düzeyindeki bu çocuklar “zeki öğrenciler” olarak etiketlendikten sonra nasıl daha iyi bir performans sergilemişlerdi? Bunun bir büyü olduğunu düşünebilirsiniz fakat kimse onlara büyü yapmadı, her şey etki – tepki ile ilgiliydi aslında. Deneyde bütün öğrencilerin normal zeka seviyesine sahip olduklarını bilmeyip zeki olduklarını varsaydıkları öğrencilere daha yakın ve daha ilgili davranan öğretmenler onların normalin üstünde performans sergilemelerinin esas nedeniydi. Daha özenli muamele gören öğrenciler derslerine daha çok çalıştılar ve sonuç olarak genel zeka testlerinde daha yüksek bir skor elde ettiler.

Bu deneyin bilime ve hayatımıza kazandırdığı durum ise zaten yapamayacağımızı düşündüğümüz şeylere bahaneler üreterek bir kılıf giydirmek için kullandığımız işlevsel bir gerçeklik. Düşüncelerimiz davranışlarımızı, korku ve cesaretimizi doğrudan etkiler. Biri size sen bunu yapamazsın dediğinde eğer gerçekten onun dediklerini doğru kabul ederek denemeye kalkışırsak yapamayız. Ve zaten yapamayacağımı biliyordum diyerek kendimizi haklı çıkarmak için sebepler üretmiş oluruz. Bir dersten kesinlikle kalacağımızı söyler ve kalırsak kalmış olmamızın gerçek sebebi o dersten geçeceğimizi düşünmeyerek ona gereken önemi ve özeni vermediğimiz içindir. Bir iş başvurusunda o işe alınmayacağımızı düşünmemizin sebebi yeterince tecrübeli olmamak değil bilakis korktuğumuz için görüşmede yeterince cesaretli ve özgüvenli bir duruş sergilememekten kaynaklanır. Rosenthal etkisi, Türkçe karşılığı ile beklenti etkisi ya da kendini gerçekleştiren kehanet, sosyal-psikolojik olgusal bir kavram olmanın da dışında hayatımızın her alanında karşı karşıya kalacağımız yaşamsal bir gerçekliktir. Bu gerçekliği beynimizde nasıl kurgulayabileceğimiz ise bizim ellerimizde. Bu durumu çok güzel bir örnekle açıklayalım…

  • Potansiyeli olduğunu düşündüğümüz insanı daha çok destekleriz ve desteklendikçe o kişinin kendisine güveni artar. Potansiyelini kullanabildiği işler yapar ve onda bir potansiyel olduğuna dair düşüncemiz kendini kanıtlar.
  • Aynı şekilde başarısız olacağını düşündüğümüz biri için daha negatif tutum takınırız. Bu tutum kişinin güvenini zedeler ve başarmak için ona yardım edecek gücü ve desteği bulamamaya başlar. Sonucunda başarısız olması daha muhtemel olur. Kehanetimiz yine kendini gerçekleştirmiştir.

 

Kendini gerçekleştiren kehanet, nam-ı diğer Pygmalion Etkisi denir. Temelde bu etki şunu söylüyor kişi neyi beklerse onun gerçekleşme olasılığı yükselir. Evrene gönderdiğimiz mesajlar ne ise bizi de o yönde etkiler diyebiliriz. Yani düşüncelerimiz davranışlarımıza yön verir beklentilerse tüm sonucu etkiler. Pygmalion Etkisi sosyal ilişkilerimizde sıkça kendini gösterebiliyor. Doğal olarak çevremizde olup bitenlerle beraber kişiler hakkında pek çok tutum ve davranışımız var. Bu da onlarla olan ilişkilerimizi belirliyor. Peki ya kendimizle olan ilişkimiz? Kendimize dair düşüncelerimizin, davranışlarımızın diğerlerinin de bize yaklaşımını etkilediğinin farkında mıyız? Yeterli olduğumuzu, çok iyi yapabildiğimiz şeyler olduğunu bilmek domino taşı etkisiyle daha da büyüyebilir. Beyin frekanslarımızı bu düşüncelerle yönlendirebilir davranışlarımıza aktarabiliriz. Biz bu etkilerin gücüne inanıyoruz, ya siz?

Rumeysa Ozcelik  /  AVRUPAPRESS

Devamını Oku