12 mai 2021 mercredi
Batı-Mat Brüksel
AVRUPADA YAŞAYAN TÜRKLER SINIR DIŞIMI EDİLECEK?
EĞİTİM ANLAYIŞINDAKİ EKSİKLİKLER VE OLMASI GEREKENLER
SAĞLIKLI BESLENMEDE YAPILAN HATALAR
10 OCAK ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ KUTLU OLSUN
ANKARA BODRUM’A EĞRİ BAKIYOR...
“Eğitim nedir?” diye internet araştırması yaptığımızda karşımıza iki sonuç çıkar. Bunun ilki “Belli bir bilim dalında, belli bir konuda bilgi ve beceri kazandırma, yetiştirme ve geliştirme işi. Eğitim okulun işidir.” Şeklindedir. İkincisi de “Yeni kuşakların toplum yaşamında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları edinmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine yardım etme.” Şeklindedir. Buradan çıkaracağımız sonuç; eğitimin, gelecek bireylerin yetişmesine yardımcı olmasını sağlayarak yaşam koşullarına alıştırmalarını sağlamaktır. Ancak bazı bireylerin bu konuda büyük eleştirileri mevcuttur. Bunların başında eğitimin yetersiz olduğu ve yeni neslin pekte gelişemediği yönündedir. Günümüzü geçmişle kıyaslayarak yorumlayıp, yetişmekte olan bireylere fazlasıyla yüklenmektedirler. Bu konuya bireysel yeni nesil genç bireylerden biri olarak bakış açımı ifade edeceğim.
Biz gençler eskiyle kıyaslanmaktan çok yorulduk. Yani sürekli eskiden böyle iyiydi, şimdi böyle kötü bir nesil geliyor denmesinden sıkıldık. Eskiyle kıyaslayacaksak, bizden öncekilerin sorumluluk alanlarına bakmadan kıyaslanma yapamayacağımızı da bilmeliyiz. Kendimden örnek vererek konuya devam edeceğim. 17 yıllık bir eğitim sürecinden geçtim. Ancak elle tutulur bir bilgiye, tecrübeye veya beceriye ulaşamadım. Şuan bu fikirlerimi yazarken bile ne kadar eksik olduğumu, tamamlamam gereken ne kadar çok şeyin olduğunu biliyorum. Kendi çabam dışında bana öğretilen hiçbir şeyin olmadığının da farkındayım. Evet, okulda bir eğitim aldık. Aldığımız eğitim basit ezberleme sistemi ile günümüzü veya yılımız kurtarma çabası oldu. Bundan bir kazancımız olduysa verilen şeyleri tartmadan ezberleyerek karşımıza sunma yeteneği oldu. Ki bunun dışında bir de merak ettiklerimize ulaşma konusunda bize yardımcı olmadıkları gibi, öğrenmek istediklerimizin önüne büyük duvarlar örerek geçişimize de engel oldular. Bunun en basit açıklaması teorileri çok iyi bildiğimiz ancak pratikte pekte yararlı işler ortaya koyamadığımızdan anlaşılıyor. Herkesin en çok üzerinde durduğu “İngilizce” eğitimimiz en büyük kanıtlardan. Lise son sınıfa kadar aldığımız eğitimler arasında İngilizce var ancak İngilizce öğrenen sayısı, dersi görenlerin yüzde kaçını oluşturduğu net bir şekilde gözler önüne seriyor. Ya da matematik eğitimi aldığımız halde birçoğumuzun pekte dört işlemi yapamadığı da bir örnek. O kadar okul hayatında aktif olup, Türkçe de bile yeterli bilgiye sahip olamamak da içler acısı. Bizler eğitimi aldığımızda iyi bir beceriyi de elde ederiz sanırız. Ancak o işin öyle olmadığını yıllarımızın çöp olduğunu er ya da geç yaşadığımızda, o aydınlanmayı önümüze engel olarak örülen duvara sert bir şekilde çarptığımızda anlarız. Maalesef çocukluğun verdiği bilemezlikten dolayı önlemimizi alamadığımız için de, artık geriye dönüp kaybettiğimiz yılları alamıyoruz. Başa sarıp gerçek bir aydınlanma ile de öğrenme sürecine doğru bir şekilde giremiyoruz. Biz gençlerin nereye gittiğini sorarlar ancak onlara gidebilecekleri yolları hazırlamaktan da acizdirler büyüklerimiz. Biz okuyamadık siz okuyun sitemi ile bizi attıkları eğitim kucağında, pekte hayal ettikleri sonucu bizde elde edemezler. Üstüne bir de onların zamanın da okuma-yazma bilmek meslek sahibi olmak için yeterliyken, bizim boş bilgi yığınları arasında ki bunların çoğu teoride verilir asla pratiğe oturtarak anlamlaştırmaya çalışmazlar, kaybolmamıza anlam veremezler hatta bizleri suçlarlar. ‘Hedefe giden yolda her şey mubahtır’ anlayışını çocukluktan itibaren ruhlarımıza işleyip, bizi hedeflerimize ulaşırken hile yapmaya iterler. Kendi hilelerini ise asla görmezler. Politika da hile, eğitimde eşitsizlik varken hepimizin aynı sonuçlara ulaşmamızı isterler. Yakup Kiraz’ın şiirinde de belirttiği gibi; “En iyi problem çözeni doktor yaptık. İçinde insan sevgisi var mı diye bakmadık. En iyi ezber yapanı hukukçu yaptık. Kalbinde adalet duygusu
var mı diye bakmadık. En iyi matematik çözeni mühendis yaptık. Kul hakkından korkanını bulamadık. İşte bu yüzden, merhametli pek çok çocuk problem çözemediği için, namuslu pek çok çocuk sınavda hata yaptığı içim, doktor, hukukçu, mühendis olamadı. Paran kadar sağlık varsa, adamına göre hukuk varsa, çöküyorsa en yeni binalar işte bu yüzden, işte bu yüzden! ..”
Bu kadar isyandan sonra çözüm ne mi? Eğitim de devrim. Gerçekten çocukların kalbine; sevgiyi, merhameti, adaleti ve saygıyı ayrım yapmaksızın ruhlarına işlemek. Parası olanın iyi eğitim aldığı, olmayanında işsizlik oran hesaplamasına girmemesi için oyalandığı sistem de elitlik sağlanması. Herkesin aynı eğitimi, doğru bir şekilde aldığı yapıyı sağlamak. Bunun için önce benim evladım demeyi bırakmalıyız. Fırsatını bulduğumuzda kendi çocuklarımızın öncelikte olması için her şeyi yapıyorsak, eşitlik bekleyemeyiz. Herkesin eğitim çatısı altındayken bir olduğu gerçeğini iliklerimize kadar kabul etmeli ve benimsemeliyiz. Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabında da geçtiği gibi, “lamba güzelce yağlandığı zaman, ‘Ben ne yapayım?’ diye sormaz. Sizlerde canlı lambalar olun! Her biriniz kendi işinizde yaptıklarınızla yanın ve aydınlatın.” Bize ışık olacak önceki nesiller. Sonra da bizden ışık olmamızı bekleyecekler. Bütün liyakatsizliği gençlerin yapmadığını, hakkımızı koruyan, gasp edilmesine engel olunan yasaları bizim koymadığımızı, yalan söyleyen siyasetçilerin bizlerle yaşıt olmadığını, dini değerleri bizlere ahlaksızca gösterenlerin yine bizlerden olmadığı, kardeşi kardeşe kırdırarak ayrımcılığa ve önyargılara öncelik edenlerin yaşıtımız olmadığını iyi anlamaları lazım.
Yine Grigoriy Petrov’un kaleme aldığı” Beyaz Zambaklar Ülkesinde” geçen birkaç kesit paylaşarak anlatmak istediklerime açıklık getirmek istiyorum.
“Anneler ve babalar! Çocukları artık böyle bırakamazsınız. Yüreklerini, akıllarını şefkatle ve bilgece terbiye etmeden bırakamazsınız. Aksini yapmanız ahlaksız bir suç olur. Bu sadece sizin ailevi meseleniz değil. Bu aynı zamanda toplumsal ve milli bir devlet sorunudur.
İstediğiniz kadar anayasa ve seçim hakkı uydurun. En liberal kanunları siz çıkartın. Sosyalizm veya komünizmin mucizevî gücüne inanın. Eğer yüz binlerce çocuk hayata ezik ve küçük insanlar olarak atılırsa, hangi meclis olursa olsu, hayatımız acınası, sefil ve zavallı olur. Devlet adamlarımız ihmalkâr, bakanlarımız da siyasi yalancılar olur. Milletvekillerimiz halk adına spekülasyon (vurgunculuk) yapan kişiler olarak kalır. Okullar, yeni neslin yüreğini ve dimağını kurutmaya yarayan yerler olarak kalır. Basın ise güzelliğini pazarlayarak yaşamını idame ettiren bir sokak güzeline benzer.
Halk kitleleri, yukarıda olan herkesi alaşağı etmek isteyen, öç alma duygusuyla tutuşan, üst sınıftan herkese nefret ve garez besleyen aç ve tok sürülere dönüşürler.
“Bahçede her yede patikalar vardır. Patikalara kum serptirilmiştir; temiz, kuru ve güzeldir. Yol boyunca çiçekler, meyve ağaçları ve yemişler vardır. Etrafları taze biçilmiş çimenle kaplıdır. Her akşam sularlar onları. Bahçenin bir köşesinde çardaklar vardır. Güller ve visteryalar salınır ortalarında. Oralarda bir yerde fıskiyeler, heykeller vardır. Gölgeli geçitlerde rahat oturaklar bulunur. Her detayda, her ağaçta ve çiçekte özenli bir elin izi bellidir.
Ormanda ise farklı bir manzara karşılar bizi. Burada her şey vahşi ve düzensizdir. Kendi kendine oluşmuştur. Tohumlar nereye düştüyse orada büyür ağaçlar ve çalılar. Yer yer
geçilemeyecek ıssız yerler bulunur. Eğer fırtına bir ağacı devirdiyse ağaç orada kalır, çürür gider. Patikaları ise düzensiz ve karmakarışıktır. İnsanlar bu yolları ne temizlerler ne de düzeltir.
Bahçe halkın üst sınıflarıdır. Kültürlü bir akıl, konforlu bir hayat, sanattan zevk almak ve temizliğe dikkat etmektir onların paylarına düşen.
Halkın yaşadığı orman ise daha çok doğa hayatına benzer. Bu orman canlı orman, canlı bir materyal gibi kollarlar. Halk kitlelerinin milyonları da o canlı bahçedeki insanlar gibi insandır hâlbuki.
Onlarda doğuştan akıllıdırlar.
Onlarda yeteneklidir.
Manevi gelişime onlarda muktedirdir.
Sadece onlarla ilgilenmek gerekir. Kelimenin tam manasıyla insan olma şansını bu milyonların her birine vermek gerekir.” der ve son vurucu açıklamayı da yapar.
“Nüfusun asıl kitlesinin aydın olmayışı devletin suçudur.”
İşte kitaptan aldığım alıntıdan da anlayacağımız gibi, her birimize büyük görev düşüyor. Bu görevde bizden sonraki nesli suçlamak ve yargılamak değil onların penceresinden bakarak dünyaya ya da yaşama nasıl anlam vererek tutunmaları gerektiğini öğretmektir. “Bizim zamanımızda telefon yoktu yol yoktu” gibi klişeleri bir kenara bırakarak, onları ve zamanlarının gerektirdiklerini anlayarak yola koyulmalarını sağlamakla mükellefsiziniz, mükellefiz. Gelecek nesle hem iyi ve temiz bir dünya hem de onlarında iyi birer öğretmen olmalarını sağlayacak eğitimi vermiş olamazı gerekecek. Otobüste yer vermediler diye eleştirmeyi bırakıp, vardır onlarında bir yorgunluğu diye empatiyi de kurmak lazım.
Eğitimden uzak ve eğitimden kaçmak isteyen nesiller yetiştireceğimize onlara sımsıkı sarılabilecekleri ve doğruyu eğitimle ulaşabileceklerini öğretmeliyiz. Dünkü nesiller size iyi bir yaşam hazırlayamamış olabilirler ama siz de ‘Bize ne hazırladılar ki. Bizlerde tırnaklarımızla kazıya kazıya bu günlere geldik.’ mantığını bırakıp geleceği en güzel şekilde inşa etmelisiniz. Bir yerde, bu duran devranı döndürmemiz gerekiyor. Bunu bir sonraki nesillere bırakmaktansa, hep beraber buna şimdide yani bugünde yapalım. Sorumluklarımızı devretmeden, hep beraber eğitimde devrimi gerçekleştirelim. Bir elin nesi var iki elin sesi var diye boşa denmediğine inanarak yapalım. Eğitim kelimesinin anlam karşılığını bulmasına öncelik edelim. Artık biz gençlere görgünüzle, adaletinizle saygınız ve sevginizle öncü olun.
Asli Aydin / AVRUPAPRESS