**Hamam Mahallesi’nin Mukaddes Emaneti: Şenlik Ebe
Hayatın en ağır imtihanını henüz ömrün baharında göğüslemiş, gencecik yaşta hayat arkadaşını kara toprağa uğurlamıştı. Ne zaman söz dönüp dolaşsa ve ben hüzünlü bir özlemle, « Benim Halil Dedem nasıldı acaba? » diye sorsam, o an zaman donar, o çilekeş gözlerine bulutlar inerdi. Sessizce dolan o gözlerde; yarım kalmış bir sevdanın, tek başına göğüslenen bir ömrün ve kelimelere sığmayan koskoca bir hasretin vakur ağırlığı gizliydi.
Dünyalık hiçbir şeyi yoktu; ne sığınacak bir gölgesi ne de cebini ısıtacak bir maaşı… Fakat öyle asil bir fukaralığı, öyle minnetsiz ve dervişçe bir vakarı vardı ki, gören zenginliğini onun gönlünde arardı. Her cuma, pazar dönüşü aldıklarımdan götürüp avucuna bıraktığımda, o bükülmüş beliyle dualar eder, sanki ona dünyaları bağışlamışım gibi sevinirdi. Oysa asıl zenginlik, asıl ödenemez emek, onun benim ruhuma nakşettiğiydi. Ne zaman başım dara düşse, ne zaman hayata karşı yorulsam soluğu onun dizinin dibinde alırdım. O mübarek dizine başımı koyduğum an, yorgun ama şefkat katmerli elleriyle saçlarımı okşamaya başlardı. O ak parmaklar saçlarımın arasında bir tesbih tanesi gibi gezinirken, dünyanın bütün dertleri, tasaları ve ağrıları bir sis gibi dağılır; kendimi kâinatın en huzurlu, en korunaklı limanında hisseder, en tatlı uykulara dalardım.
Onun hayatı, bugün birer latife gibi anlatılsa da kökleri ihlasa, sadakate ve belki de gizli bir keramete dayanan muazzam hatıralarla örülüydü. Bir gün eşeği kaybolmuştu. Oğlu Muhtar Ali amcam, yanına birilerini de alarak kilometrelerce ötedeki Mekecik tarafına, dağa bayıra eşek aramaya gitmişti. Şenlik Ebe, kapının önünde durup da eşeğin kendi kendine çıkıp geldiğini görünce, heyecan ve sevinçle dağlara doğru; * »Ali! Ali! Eşek eve geldi, geri dönün! »* diye seslenmişti. Yıllar sonra Muhtar Ali amcam bu anı her anlattığında gözleri hayretle büyür ve şöyle derdi: * »Aramızda sekiz on kilometre mesafe vardı, dağın başındaydık. Ama Şenlik Ebemin sesini kulaklarımla duydum. Yanımdakilere, ‘Ebemin sesini duydum, eşek eve dönmüş, hadi biz de dönüyoruz’ dedim. »* Mesafeleri, dağları ve vadileri hükümsüz kılan; gönül kulağıyla işiten, birbirine kalpten mühürlü bir neslin son temsilcileriydi onlar.
Şenlik Ebe, zamanın unuttuğu asırların yetiştirdiği, soyu tükenmiş bir ahlak abidesiydi. Dünyanın hiçbir hesabına, hiçbir parıltısına tenezzül etmez; vakit eriştiğinde namazını canı pahasına bırakmazdı. Ağzından ömrü boyunca ne bir gıybet fısıltısı ne de bir dedikodu gölgesi geçti; dili yalnızca duaya, şükre ve zikre ayarlı bir pusulaydı.
O, kelimenin tam anlamıyla özüyle, sözüyle ve duruşuyla asil bir Osmanlı kadınıydı. Zamanın büktüğü beline inat, dimdik tuttuğu imanıyla; parmağından düşürmediği tesbihi, dizinden eksik etmediği şefkati ve hayatımıza üflediği o derin huzurla Hamam Mahallesi’nin de, bizim de ömür boyu kalbimizde taşıyacağımız en mukaddes, en aziz hatıra olarak kalacak.
Mekânı cennet, makamı âli, ruhu şad olsun…