KURBAN BAYRAMININ HULASASINDA TAKVA VAR
Kurban: hali vakti yerinde olan her Müslüman’ın üzerine vaciptir. Kurbanın asıl
mahiyeti gezmek, eğlenmek, yemek, içmek gibi beşeri arzularla kendinden geçiren
nefsani arzuların yoğunlaştığı zaman değildir. Eğer kurban sadece et yemek olsaydı,
o zaman kasap ve et marketlerine ne hacet vardı. Bu ihtiyacı zaten kurban gidermiş
olurdu. Oysaki Cenabı Allah birçok ayeti kerimede hac ve kurban hakkında uyarırken,
günümüz insanını da yakından alakadar eden can alıcı şu ayet ile de şöyle
uyarmaktadır!..
لَنْ يَنَالَ اللّٰهَ لُحُومُهَا وَلاَ دِمَٓاؤُ۬هَا وَلٰكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوٰى مِنْكُمْۜ كَذٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰيكُمْۜ وَبَشِّرِ الْمُحْسِن۪ينَ
Unutmayın ki, o kurbanların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. Sizden Allah’a
ulaşacak olan tek şey takvânızdır. Allah böylece o hayvanları hizmetinize verdi ki, sizi
doğru yola ilettiği için tekbir getirerek Allah’ın büyüklüğünü ilan edesiniz! Rasûlüm!
Artık o iyilik eden ve işini güzel yapanları müjdele!. (Hac 37) ayeti kerimesinde
buyurmuştur.
Burada ki ince sır, insanların ne kadar takva sahibi olduğu ve muttakilikte Yüce
Yaradan’ına ne kadar yakın olduğunu görmek istediği içindir. Hatta Kurban
Bayramındaki sürecin zevk ve sefahata harcanacak zaman olmadığı için
uyarılmaktadır. İşte tamda bunun için herkes birbirini ziyaret etmeli ve kestiği kurbanı
layıkıyla ihtiyaç sahiplerine dağıtmasıdır.
İnsan oğlu biran dahi olsa ölümü unutmaması için kabristanları ziyaret etmelidir.
Bununla beraber aynı zamanda küskünleri barıştırmalı. Konu komşuları, yakın veya
uzak akrabaları da herhangi bir müşkülatları varsa, gösteriş yapmadan ve rencide
etmeden o sorunu çözmesi gerekir ki hayır dualarına da nail olunsun. İşte o zaman
kurbanlarımız kurban, bayramlarımız da bayram tadında olur. Aksi halde halimiz
harap olur.
Kurban, İbrahim’ce yakarış, İsmail’ce teslimiyet, mümince inanıştır. Bazı seküler ve
entel laikçi olarak kendini benimseyen bir kesim yobaz tayfası, meseleyi her ne kadar
hakir görseler de bu, Yüce Allah’ın bir emri olduğu için her Müslümana vaciptir. Zira
bu ibadeti de amacı doğrultusunda yerine getirmemiz gerekir. Bunun dışına çıkanlar,
mutlaka Cenabı Hakka hesabını verecektir. Bu hesap ise, öyle böyle bir hesap
değildir. Hatta Allah muhafaza bu olayın azgınlığı, şirke kadar götürür. Zaten bir
ibadette gösteriş varsa ve Yüce Allah’ın rızası yoksa, o ibadet paçavra gibi suratlara
çarpılır. Özellikle kurban ibadetinde öyle çokça cömert olalım ki zira Yüce Allah
kendisi cömert olduğu için cömert olanı da çok sever. Hatta bu konuda bizleri uyaran
birde şöyle bir hadisi şerifte var;
“Cömert’in malından yiyin her lokmasında şifa, cimrinin hiçbir malından zerre
dahi tatmayın her dirheminde zehir vardır. Yanlışlıkla da olsa şayet yerseniz,
mutlaka istifra edin ve çıkartın diye uyarıda bulunmuştur”.
Bakınız; şayet bu durum hayvan sevenleriz diyen seküler tayfasının dediği gibi olmuş
olsaydı, o zaman Cenabı Allah böyle emretmezdi. Yoksa sümme haşa onlar
kendilerini Allah’tan daha mı merhametli görüyorlar ki böyle bir hadsizliğe şuursuzca
bağrışıp duruyorlar. Onun için herkes haddini hududunu bilecek ve iki gram kıt aklıyla
Allah’ın işine karışmayacak.
Üstat Bedi-uz zaman Said’i Nursi hazretlerin Risale-i Nur külliyatındaki İman ve
Küfür Müvazenelerin 73. sayfasında Kurbanı bizlere şöyle izah etmektedir;
Hem o Rahman’ın nihayetsiz rahmetinden uzak değil ki, nasıl vazife uğrunda,
mücahede işinde telef olan bir nefere şehadet rütbesini veriyor ve kurban olarak
kesilen bir koyuna, âhirette cismanî bir vücud-u bâki vererek Sırat üstünde, sahibine
burak gibi bir bineklik mertebesini vermekle mükâfatlandırıyor. Öyle de, sair zîruh ve
hayvanatın dahi, kendilerine mahsus vazife-i fıtriye-i Rabbaniyelerinde ve evamir-i
Sübhaniyenin itaatlerinde telef olan ve şiddetli meşakkat çeken zîruhların, onlara
göre bir çeşit mükâfat-ı ruhaniye ve onların istidadlarına göre bir nevi ücret-i
maneviye, o tükenmez hazine-i rahmetinde baîd(uzak) değil ki bulunmasın.
Dünyadan gitmelerinden pek çok incinmesinler, belki memnun olsunlar.
لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللّٰه
Lâkin zîruhların(canlıların) en eşrefi ve şu bayramlarda kemmiyet ve keyfiyet cihetiyle
en ziyade istifade eden insan, dünyaya pek çok meftun ve mübtela olduğu halde,
dünyadan nefret ve âlem-i bekaya geçmek için eser-i rahmet olarak iştiyak-engiz
(özlem duyan) bir halet verir. Kendi insaniyeti dalalette boğulmayan insan, o haletten
istifade eder. Rahat-ı kalb ile gider. Bak görüyorsunuz Üstad nede güzel izah etmiş
değil mi? Allah celle celâluhu ona ve onunla birlikte yol gidenlerin ve bu uğurda bu
dünyadan terhis olanların hepsine gani gani rahmet eylesin. Ruhları şad, mekânları
cennet olsun. Halen hayatta olup ve bu dava uğruna hizmet edenlere de Allah’u zül
celal selamet versin. Rabbim Teala cümlemizi böyle zatların hatırına bağışlasın.
İla ahiri kelamımızın hulasasında cümlenizin “Kurban Bayramı’nı” canı gönülde
tebrik ederim. Cenabı Allah cümlemizin bütün ibadetlerini dergâhı izzetinde
kabul etsin. Allah, cümlemizin yar ve yardımcısı olsun. Selam ve dua ile huzur
içinde kalın selametle efendim.
“SAYGILARIMLA VESSELÂM
ABDULLAH TASKIN / AVRUPAPRESS
AVRUPA
29 mai 2026AVRUPA
29 mai 2026AVRUPA
29 mai 2026AVRUPA
29 mai 2026AVRUPA
29 mai 2026AVRUPA
29 mai 2026AVRUPA
29 mai 2026