Bir zamanlar insanların birbirine bakarken gözlerini kaçırmadığı bir dünya vardı. Söz, imzadan daha kıymetliydi. “Güven” dediğimiz şey, günlük hayatın görünmeyen ama en sağlam direğiydi. Şimdi ise aynı kelime, çoğu insanın zihninde bir temenniye, hatta bazen bir saflık göstergesine dönüşmüş durumda.
Peki ne oldu da bu hale geldik?
Neden insanlar artık güven vermiyor, neden biz de kimseye güvenemiyoruz?
Aslında mesele bir anda olmadı. Güven, büyük ihanetlerle değil; küçük kırılmalarla yok olur. Tutulmayan sözler, yarım bırakılan ilişkiler, çıkar uğruna değişen tavırlar… İnsan, bir kez değil, defalarca hayal kırıklığı yaşadığında içten içe bir karar verir: “Artık kimseye tam güvenmeyeceğim.”
İşte o noktadan sonra herkes biraz daha temkinli, biraz daha mesafeli, biraz daha hesaplı olur. Ve ironik olan şu ki; herkes güvensizlikten şikayet ederken, aynı zamanda bu güvensizliğin bir parçası haline gelir.
Bugün insanlar neden güven vermiyor?
Çünkü çoğu kişi artık kendini korumayı, dürüst olmaktan daha öncelikli görüyor. Açık olmak yerine gizlemeyi, net olmak yerine kaçmayı tercih ediyor. Çünkü dürüstlüğün bedelinin ağır olduğunu düşünüyor. Çünkü kırılmaktan korkuyor.
Ama unuttuğumuz bir şey var: Güven, risk almadan kurulmaz.
Kimse tamamen garanti bir insana dönüşemez. Hepimiz hata yaparız, eksik kalırız. Ama güven dediğimiz şey, kusursuzluk değil; tutarlılıktır. Aynı insan olarak kalabilmektir. Bugün söylediğini yarın inkâr etmemektir.
Belki de asıl sorun şu: Artık insanlar birbirini gerçekten tanımaya çalışmıyor. Hızlı ilişkiler, yüzeysel bağlar, çıkar üzerine kurulu yakınlıklar… Bunların olduğu yerde güven kök salamaz. Çünkü güven, zaman ister. Emek ister. Sabır ister.
Ve belki de en acı gerçek şu: İnsanlar artık en çok kendilerine güvenemiyor.
Kendi kararlarından emin olmayan, kendi değerlerini netleştirmemiş bir insanın başkasına güvenmesi de zorlaşıyor. İçinde şüphe olan biri, dışarıda da şüphe görür.
O yüzden belki de soruyu değiştirmek gerekiyor:
“Neden kimseye güvenemiyoruz?” yerine
“Biz güvenilir biri miyiz?” diye sormak.
Çünkü güven, karşıdan beklenen bir şey değil; önce verilen bir şeydir.
Eğer bir gün bu toplumda güven yeniden filizlenecekse, bu büyük sözlerle değil; küçük ama gerçek davranışlarla olacak. Verilen bir sözün tutulmasıyla, yapılan bir hatanın kabul edilmesiyle, çıkar yerine vicdanın tercih edilmesiyle…
Belki o zaman insanlar yeniden gözlerinin içine bakarak konuşabilir.
Belki o zaman “güven” yeniden bir risk değil, bir bağ olur.
Güvenle kalın!!!

Kübra Açar / AVRUPAPRESS
AVRUPA
19 avril 2026AVRUPA
19 avril 2026AVRUPA
19 avril 2026AVRUPA
19 avril 2026AVRUPA
19 avril 2026AVRUPA
19 avril 2026AVRUPA
19 avril 2026