DOLAR %
EURO %
ALTIN
BIST %
BITCOIN 3006432-0,80%
Ankara
24°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

m/main/wp-content/uploads/2025/05/Aydin-Saglam-Sigorta-2-scaled.jpg">
Sovyet totaliter politikasının Orta Asya üzerindeki feci etkileri
  • AvrupaPress
  • Avrupa
  • Sovyet totaliter politikasının Orta Asya üzerindeki feci etkileri
1663 okunma

Sovyet totaliter politikasının Orta Asya üzerindeki feci etkileri

ABONE OL
mars 2, 2024 19:01
Sovyet totaliter politikasının Orta Asya üzerindeki feci etkileri
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Derya Soysal, Orta Asya odaklı tarih ve coğrafya, çevre bilimleri uzmanı

Birçok kişi SSCB’nin Orta Asya’da sanayileşmeyi ve bölgenin ekonomik kalkınmasını
sağladığını söylemektedir. Sovyet hükümetinin çok yoksul kırsal bölgelerin
kalkınmasına önem verdiği doğrudur. SSCB aynı zamanda bu bölgelerin
kalkınmasında önemli bir faktör olan kadınların eğitimine de olanak sağlamıştır.
Özellikle Orta Asya’da ve Sovyetler Birliği’nin diğer tüm bölgelerinde kadınların
eğitimi bu bölgelerin kalkınmasında önemli bir faktör olmuştur (Soysal, D. 2018).
Sovyetler Birliği’nde iktidarlar kadınların eğitimine ve tarımsal alanların
kalkınmasındaki rollerine odaklanmıştır. Çarlık Rusya’sının eski sömürge
topraklarının tüm Sovyet kadınları için evrensel okuryazarlığa nasıl ulaştığı
görülebilir. Ancak SSCB’nin, izleri günümüzde de devam eden pek çok olumsuz etkisi
olmuştur.
İlk olarak, Stalin’in sınırları bölmesi bugün bile siyasi sorunlar yaratmaktadır.
Gerçekten de, çeşitli Orta Asya cumhuriyetlerini ayıran sınırlar, Sovyet diktatörü
Joseph Stalin tarafından 1924 ve 1936 yılları arasında, nüfuslarını parçalamak ve
böylece ayrılıkçılığı bastırmak amacıyla çizilmiştir. Özbekistan, Kırgızistan ve
Tacikistan tarafından paylaşılan Fergana Vadisi, dokuz yerleşim bölgesiyle (Sarvak,
Barka, Kalacha, Khalmion, Chakhimardan, Sokh, Taïan, Voroukh, Kaïragatch) bu
düzenin bir göstergesidir. Tashtemkhanova ve diğerleri (2015), « Sovyet döneminde
yerel dini, kültürel, etnik ve ekonomik özgünlükleri dışlayarak gerçekleştirilen bölge
devletleri arasındaki sınırların giderek çatışma bölgelerine dönüştüğünü »
belirtmektedir.
Sovyet sınır doktrini, üç bölümden oluşan bir Türkistan haritası çizmekti: Özbekistan,
Kırgızistan [aslında Kara-Kırgızların yaşadığı Kazakistan] ve Türkmenistan’ (Lenin,
1920: 436). Amaç, ‘Kızıllar’ ile Beyaz Ruslar arasındaki mücadelenin Rusya’nın geri
kalanındaki kadar yoğun olduğu, ancak Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkıntıları
üzerinde modern bir Türkiye’nin ortaya çıkmasının ve İran’ın bağımsızlığının
onaylanmasının pan-Türkizm, pan-Turanizm ve pan-İslamizm gibi diğer çelişkili
akımların ortaya çıkmasına katkıda bulunduğu bir Orta Asya’yı ‘sovyetleştirmekti’.
İdari açıdan amaç, Çarlardan miras kalan bir dizi heterojen doğrudan yönetim veya
vassallık yapısını homojenleştirmekti (Gonon, E., & Lasserre, F. 2003).


19’uncu Yüzyılda Orta Asya

https://www.tumblr.com/maptitude1/166293095626/central-asia-1800-1830


Türkistan ÖSSC ve Kırgız ÖSSC ile birlikte 1922 Sovyet Orta Asya Haritası
Aşağıdaki harita SSCB’nin 1991’de resmen dağılmasından iki yıl öncesinin bir
fotoğrafıdır.
https://www.visualcapitalist.com/4-historical-maps-that-explain-the-ussr/
Sovyet iktidarı tarafından benimsenen emperyal retoriğin ‘böl ve yönet’ politikası, her
şeyden önce Orta Asya’yı inşa eden etnik grupları tanımlamaktan ibaretti. Çarlık
döneminde baĢlatılan ve Sovyetler tarafından devam ettirilen etnolojik araĢtırma
çalıĢmaları, sınırların belirlenmesinde etnik-dilsel kimliğin dikkate alınmadığı bu tür
çalıĢmaların örtük sınırlamalarıyla birlikte, bölgeyi bölmek için temel araç olmuĢtur
(Sengupta, 2002: 1120).
Cumhuriyetler arasındaki sınırlar bazen sonradan değiĢtirilmiĢtir – Kazakistan ve
Özbekistan arasındaki sınır 1929, 1930, 1956, 1963 ve 1971 yıllarında
değiĢtirilmiĢtir (Hamraev, 2005) – ancak Orta Asya’nın günümüz siyasi haritasının
genel yapısı, Sovyet yönetiminin ilk on yıllarını karakterize eden yoğun bölgesel
üretimden miras kalmıĢtır (Maurel, 1982).


Başka bir deyişle, Orta Asya’nın bölünmesi daha çok Sovyet iktidarının karşı devrimci
ve ayrılıkçı güçlerin faaliyetlerine maruz kalan bir çevrede ‘böl ve yönet’ ilkesini keyfi
olarak uygulaması olarak analiz edilmiştir (Bennigsen, Allworth, Carrère d’Encausse,
Balland, Roy). İmparatorluk, Çarlık ve ardından Sovyet iktidarının himayesi altında
ulusal kategorilerin keyfi olarak üretilmesine izin verilen ulusal bölgelerin
oluşturulması, Türkistan bölgesel birliğinin ortadan kalkmasına katkıda bulunacak ve
« pan-İslamcı » ve « pantürkist » akımların etkisizleştirilmesine eşlik edecekti. Böylece
Sultan-Galiev, ‘İslam’ ile ‘komünizmi’ uzlaştıran bir doktrin geliştirdiği ve sınırları
Aralo-Hazar havzasına tekabül edecek bir Turan cumhuriyetinin kurulması için
mücadele ettiği için 1923 yılında iktidardan uzaklaştırıldı.
Thorez, J. (2011) « toprak reformu aynı zamanda 1918’den itibaren genellikle Sovyet
karşıtı bir ulusal kurtuluş hareketinin aktörleri olarak asimile edilen savaşçı gruplar
tarafından yürütülen gerilla savaşına da bir yanıt olabilirdi » diye yazmıştır.
Sultan Galiev, Turanism VS Communism
mirsaid-sultan-galiyev-ve-milli-komunizm.html
Bugün bu etnik parçalanma politikasının sonucu, birbirine karışmış farklı halkların
ayrılıklarla karşılaşmasıdır. Kırgızistan’ın Özbekistan sınırındaki Oş kentinde, toprak,
su ve konuta erişim konusundaki gerilimler nedeniyle, 1990 yılında Kırgızlar ve
Özbekler arasında şiddet olayları patlak vermiştir.
Source: AnadoluAjansi
İkinci olarak, siyasi mirasla ilgili olarak, Orta Asya devletlerinin çoğu SSCB’ninkine
oldukça benzeyen, güçlü başkanlık, komünizme yakın ve nomenklaturaya (komünist
ülkelerde özel ayrıcalıklara sahip üst düzey yetkililer, şahsiyetler ve politikacılardan
oluşan bir organ) dayalı siyasi rejimler geliştirmiştir. Bu siyasi mirastan kurtulmak
zordur. Ancak Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan ekonomik liberalizme ve bir
miktar demokratikleşmeye doğru ilerlemeye çalışmaktadır. Bu ülkeler büyük bir
potansiyele sahiptir ve AB anlaşmalar imzalayarak bir ortaklık geliştirmeye
çalışmaktadır.
Üçüncü olarak, Sovyet politikasının en büyük felaketlerinden biri Orta Asya’da
ciddi ekolojik sorunların ortaya çıkmasıdır. Su havzaları için feci sonuçlar doğuran
büyük sulama sistemleri oluşturuldu. Aral Denizi bu politikanın açık ara en önemli
örneğidir. 1960’lardan önce dünyanın en büyük dördüncü kapalı deniziydi. Balık
nüfusunun yoğun olduğu bölgede Aralsk (şimdi Kazakistan’da) ve Mudnak (şimdi
Özbekistan’da) olmak üzere iki aktif balıkçı limanı vardı. Ancak 1960’larda Sovyet
hükümeti, yakındaki pamuk tarlalarını sulamak için Aral Denizi’ni besleyen iki nehrin
(Amu Derya ve Syr Derya) yönünü değiştirmeye başladı. Böylece, bu iki nehrin
akışındaki keskin azalma deniz seviyesinin düşmesine neden oldu. Denizin hacmi
1960 yılından bu yana yaklaşık %70 oranında azalmış ve 1988 yılında ikiye
bölünmüştür (kuzeyde Syrdarya tarafından beslenen Küçük Aral Denizi ve güneyde
Amu Derya tarafından beslenen Büyük Aral Denizi). Buharlaşma denizin tuzluluk
seviyesini üç katına çıkarmış, tarım ilaçları suyu kirletmiş ve deniz yaşamını (mersin
balığı, sazan, ringa balığı, vb.) yok etmiştir. Tuz ve kimyasallarla dolan kıyı kumları iç
kesimlere doğru yayılarak bölgede şiddetli tuz ve toz fırtınalarına neden olmuş ve
ekosistemi zehirlemiştir. Yerel ekonomi de bundan etkilendi: Aralsk ve Mukhnyak
artık denizden birkaç düzine kilometre uzaktadır ve bu kasabalardaki balıkçılar deniz
kurutma programı başladığında işlerini kaybetmişlerdir. (Latchininsky, A., &
Gapparov, F. A. 1996).


Aral Denizi’ndeki gözle görülür değişiklikleri gösteren Landsat uydu görüntüleri mozaikleri.
Kaynak: USGS/NASA; UNEP/GRID-Sioux Falls tarafından görselleştirilmiştir.
Özetle, Sovyetler Birliği’nin ilk arzusu dünyada birinci olmak, Amerika ile
rekabet etmek, üretimde, güçte ve zenginlikte birinci olmaktı. Bu nedenle üretimi
hızla artırdılar. Bunun için Orta Asya topraklarını hızla araziye çevirdiler ve orada
yaşayan insanları tarlalarda çalıştırdılar. Üretim için neye ihtiyaç var? Su. Ama
Sovyetlerin istediği şey aşırı üretimdi, yani toprağın gücünden fazlası, çok fazlası ve
unutulmamalıdır ki her şeyin fazlası zararlıdır. Bu nedenle Sovyetler, Aral Denizi’ne
akan iki nehri (Amou Daria ve Syr Daria) tarlaların dönüştürülmesi için kullandı. Bu
nehirler artık denize akmıyordu. Aral Denizi artık sulanmıyordu, deniz ölüyordu. Bu
şekilde tüm dünya Aral Denizi’nin ölümünü izledi (Soysal, D. 2017).
Buna ek olarak, gübrelenen alanlar mineral tuzların birikmesi nedeniyle kısırlaştı ve
bunun sonucunda Orta Asya’da sulanan arazilerin %40’ı çölleşiyor. Yoğun gübre ve
pestisit kullanımı nedeniyle nehir suyunun kalitesi daha da kötüleşmiştir. Buna ek
olarak, çeşitli Orta Asya ülkeleri arasında suya sahip olan ülkeler ile suyu tüketen
ülkeler arasında su konusunda gerginlikler patlak vermektedir.
Dördüncüsü, Soğuk Savaş sırasında SSCB, seyrek nüfuslu bir bölge olan Orta
Asya’yı nükleer testler ve radyoaktif atıkların depolanması için sıklıkla kullanmıştır.
Kazakistan’da, Sovyet rejimi tarafından, ülkenin kuzey doğusunda üç radyoaktif atık
depolama sahasına yakın bir şehir olan Semipalatinsk de dahil olmak üzere dört
nükleer test gerçekleştirilmiştir; SSCB tarafından Orta Asya’da, özellikle Ferghana
Vadisi’nde (Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan) bu tür on bir saha kurulmuştur. Bu
operasyonun sonucu, bu bölgelerde yaşayan nüfusun sağlığına yönelik doğrudan
tehdittir. Semipalatinsk bölgesi Orta Asya’nın en kirli bölgesidir. « Kazakistan’daki
Semipalatinsk Nükleer Test Sahası bilim, teknoloji, Sovyet Soğuk Savaş militarizmi
ve insan biyolojisinin kesiştiği deneysel bir alan olarak tasarlanmıştır. 2015 yılı
itibariyle, binlerce insan bu kirli arazinin hemen yakınındaki kırsal topluluklarda
yaşamaya devam etmektedir ». « Bugün Kazak devleti 1 milyondan fazla vatandaşını
Sovyet dönemi radyasyonuna maruz kalmış mağdurlar olarak kabul etmektedir » diye
de ekliyor.


VKazakistan’da Sovyet döneminden kalma Semipalatinsk Nükleer Test Sahası.
(Harita Travis Bost tarafından hazırlanmıştır)
Madenciliğin bölgede atık biriktirdiği (altın, antimon, cıva) gerçeğinden bahsetmeye
bile gerek yok. Son olarak, aşırı endüstriyel ve tarımsal deşarjlar nehirlerin, Hazar
Denizi’nin ve Almatı bölgesinin (güney Kazakistan) ve kuzeydoğu Kazakistan’ın
atmosferinin kirlenmesine neden olmuştur.
Sonuç olarak, elbette tarih ne beyaz ne de siyahtır, gridir ve bu Orta Asya’daki
Sovyet tarihi için de geçerlidir. Bununla birlikte, aşırı sol politikaların felaketleri
bugün Orta Asya’da hem çevresel hem de siyasi açıdan yansımaktadır.
REFERENCES
Hamraev F., 2005, Konflikty na uzbeksko-kazahskoj granice : problemy i rešeniâ [Les conflits sur la
frontière ouzbeko-kazakhe : problèmes et solutions], Tachkent, IFEAC.
Latchininsky, A., & Gapparov, F. A. (1996). Les conséquences du dessèchement de la mer d’Aral sur
la situation acridienne dans la région. Science et changements planétaires/Sécheresse, 7(2), 109-113.
LÉNINE, V. I. (1920) Complete Collected Works, vol. 31, 5th ed., Moscow, Political Literature
Publishing House, 1958.
Maurel M.-C., 1982, Territoire et stratégie soviétique, Paris, Economica.
SENGUPTA, Anita (2002) Delimitation, Borders and the Unsolved Questions of State Formation in
Central Asia. Dans Ranabir Samaddar (dir.) Space, Territory and the State. New Readings in
International Politics. Himayatnagar (Inde), Orient Longman, pp. 87- 115.
Soysal, D. (2017). Bir denizin olumu. Source Link =
https://www.bruxelleskorner.com/haber/bir-denizin-olumu-4169
Soysal, D. (2018). Comment aborder le communisme à travers l’exercice des compétences et l’étude
du concept « totalitarisme » dans le cadre du cours d’Histoire avec des classes de 6 e années
Générales? Mémoire de bachelier. Haute Ecole Galilée. Brussels.
Stawkowski, Magdalena E. « “I am a radioactive mutant”: Emergent biological subjectivities at
Kazakhstan’s Semipalatinsk Nuclear Test Site. » American Ethnologist 43.1 (2016): 144-157.
Tashtemkhanova, R., Medeubayeva, Z., Serikbayeva, A., & Igimbayeva, M. (2015). Territorial and
Border Issues in Central Asia: Analysis of the reasons, current state and perspectives. The
Anthropologist, 22(3), 518-525.
Thorez, J. (2011). Les nouvelles frontières de l’Asie centrale: États, nations et régions en
recomposition. Cybergeo: European Journal of Geography.
Gonon, E., & Lasserre, F. (2003). Une critique de la notion de frontières artificielles à travers le cas de
l’Asie centrale. Cahiers de géographie du Québec, 47(132), 433-461.

 

Derya Sosysal     /    AVRUPAPRESS

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP