Uzm. Hemşire Mehtap Tekin
Bu araştırma ‘Sağlık Hizmeti Sunumu Sırasında Çalışanlara Yönelik Şiddetin Nedenleri ve
Çözüm Önerileri’, ‘Şiddet’,ve ‘Sağlık Hizmeti Sunumu’ başlıklı araştırmaların devamı
niteliğindedir.
Bir önceki araştırmada sağlık hizmeti kavramından, söz konusu kavramın bir kamu hizmeti
olması özelliği ve kamu hizmetinin temel ilkelerinden, sağlık kavramının Dünya Sağlık Örgütü
tanımı çerçevesinde ve sorunun, söz konusu tanım açısından ele alınmasından, mevcut sorunun/
sorunların en kısa sürede ve etkili olarak çözümüne engel olan temel husustan bahsedildi.
Devamında, birinci basamak sağlık hizmetlerinin sonuçları bakımından önemi, şiddetin hangi
hizmet basamaklarında daha fazla yaşandığına dair elde edilen veriler ifade edilirken sorunun
çözümüne yönelik olarak, sağlık hizmeti sunumu organizasyonuna ilişkin iki temel çözüm
önerisi ortaya koyuldu.
Son olarak da Anayasa ve uluslararası düzenlemelerde yerini alan sağlık hakkı, Birleşmiş
Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi’nin, mümkün olan en yüksek
seviyedeki sağlık standartlarına sahip olma hakkına ilişkin 14 no. lu yorumu ve yorumla ilgili
somut örnekler, hizmetin Anayasal sınırı (m.65) ve hizmet sunumuna ilişkin bazı önemli
hususlar da iletilerek yine, sahadan bir örnekle araştırma sonlandırıldı.
Bu araştırmada, sağlık hakkının yaşam hakkıyla olan sıkı bağı ortaya konularak sağlık hizmeti
sunumunun birey ve toplum açısından önemi üzerinde durulacaktır. Genel konuya bakış açımızı
kanaatimizce büyük ölçüde etkileyecek, ele alınması elzem önemli bir konudur.
……………..
Hak kavramı hukukun koruduğu, söz konusu korumadan da hakkın sahibine yararlanma yetkisi
tanıdığı bir menfaattir. 1 Bir hak mevcut ise hakkın sahibine, söz konusu haktan yararlanması
için talep yetkisi de verilmiştir. Farklı ölçütlere göre sınıflandırılan çeşitli haklar bulunmaktadır.
Yaşam hakkı ise tüm hakların başında gelir zira diğer hakların kullanılması, yaşam hakkının
varlığına/ kullanılmasına bağlıdır. 2 Yaşam hakkını ayrıcalıklı kılan diğer bir durum, hakkın
‘geri alınamaz’ nitelikte olmasıdır. 3
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 1948 yılında kabul edilen ve ülkemizin 27 Mayıs 1949
yılında resmi gazetede yayımladığı 4
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 3. maddesine
göre yaşamak, hürriyet ve kişi emniyeti herkesin hakkıdır. 5
Roma’da 1950 tarihinde imzalanan ve ülkemizde 1954 tarihinde yürürlüğe giren 6 Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesine göre herkesin, yaşamının yasayla korunması gerektiği,
kanunda belirtilen sayılı birkaç sebep dışında hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemeyeceği
belirtilir. 7
1976 yılında yürürlüğe giren ve ülkemizin 2003 yılında resmi gazetede yayımladığı, 8 Siyasi ve
Medeni Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin ‘yaşama hakkı’ başlıklı 6. maddesine göre herkes,
yaşam hakkına doğuştan sahiptir ve hukuk tarafından korunmalıdır ve hiç kimse yaşama
hakkından keyfi olarak yoksun bırakılamaz. 9 Yaşam hakkı, ülkemizin de tarafı olduğu
uluslararası düzenlemelerde güvence altına alınmıştır.
Anayasa’mızın, 10 ikinci kısmında yer alan ‘temel hak ve ödevler’ ana başlığının bir alt başlığı
olan ikinci bölümünde bulunan ‘kişinin hakları ve ödevleri’ başlığına dahil olan ve ‘kişinin
dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı’ konusunu içeren 17. maddesine göre herkes, yaşama
hakkına sahip olduğu gibi maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme haklarına da sahiptir.
Söz konusu haklar mutlak haklar sınıfındandır ve 11 kişilik haklarının kapsamı içerisindedir. 12
Bunun anlamı kişi, yaşam hakkını herkese karşı ileri sürebilir ve yaşam hakkının ihlal
edilmemesini, herkesten talep edebilir. Aynı şekilde kişi, maddi ve manevi varlığını koruma ve
geliştirme hakkını da herkese karşı ileri sürebilir ve söz konusu hakkın ihlal edilmemesini de
kim olursa olsun herkesten talep edebilir. Maddenin devamında da müdahalenin mümkün
olduğu istisnai sayılı haller belirtilerek yaşam hakkı ile kişinin maddi ve manevi bütünlüğünü
koruma ve geliştirme hakları Anayasa’da, güvence altına alınmıştır. O halde, kişinin yaşamına,
maddi ve manevi bütünlüğüne müdahalede bulunabilmek için önceden yasalarla belirlenmiş bir
öngörü, gerekçe olmalıdır.
Burada dikkatimizi çeken husus, yaşam hakkının ve kişinin maddi ve manevi bütünlüğünü
koruma ve geliştirme haklarının aynı cümle içinde belirtilmesidir zira söz konusu hakların
birbirleriyle sıkı bir bağlantısı vardır. Kişinin maddi ve manevi varlığının olumsuz etkilenmesi
hiç şüphesiz ki onun yaşam hakkını da etkiler ve tehdit eder. Kişinin maddi ve manevi varlığını
koruma ve geliştirme hakkı, aynı zamanda sağlık hakkını da içerir. Kişi sağlık hakkını elde
ettiği sürece maddi ve manevi varlığını koruyup geliştirebilir ve yaşamını da idame ettirebilir.
Burada, yaşam hakkı ve kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakları, sağlık
hakkı açısından ele alındı.
Sağlık hizmeti sunumu ise, Anayasa’mızın üçüncü bölümü olan ‘sosyal ve ekonomik haklar ve
ödevler’ ana başlığının bir alt başlığı olan ‘sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması’ başlıklı 56.
maddesinde düzenlenmiş Devlet’in, herkesin yaşamını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini
sağlamak için yerine getirmesi gereken ödevlerinden bahsedilmiştir. Dolayısıyla Devlet’in, bu
konudaki pozitif yükümlülüklerini iletmiştir. Yerine getirmesi, yapması gereken eylemleridir.
Devlet’in pozitif yükümlülüğü, 17. maddede ifade edilen yaşama, maddi ve manevi varlığını
koruma ve geliştirme hakları açısından da ifade edilmelidir. Devlet bireye bu haklarını iade
etmede; gereği gibi yerine getirmesi gereken yükümlülüklerini gerçekleştirmelidir. Ancak
belirtelim ki kişinin, – her ne kadar tıbbi açıdan gerekli olsa da – sağlıklı bir iradeyle verdiği
kararı da dikkate alınmalıdır zira söz konusu durum da ilgili kanunlarda öngörülmüştür. 13
Devlet’in saygı duyma olarak ifade edilen negatif yükümlülüğü, sağlık hakkının kullanılmasına
müdahalede bulunulmamasıdır. Bir hükümlünün sağlık hizmetlerinden faydalanmasını
engellememe, az önce belirtilen kişinin, maddi ve manevi bütünlüğü konusunda karar verme
hakları, örnek olarak verilebilir. 14
İşine gitmek için evinden ayrılan bir kişi, yolda yürürken aniden yere yığılır zira kalbi ve hemen
akabinde de solunumu durmuştur. İşte Devlet’in yaşam hakkına yönelik pozitif yükümlülüğü
somut örnekte, bu andan itibaren başlar. Türk Ceza Kanunu’nun 98. maddesine göre, yardım
veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçtur ve belirli bir süre hapis cezası ile
sonuçlanır.
15 Söz konusu kişiye denk gelen bir hemşire, kişinin durumunu değerlendirip
yeniden canlandırma tıbbi uygulamalarına (CPR) başlamalı, varsa çevresinde bulunan bir
kişiyi, Acil Sağlık Hizmetlerine haber vermesi için yönlendirmelidir. Ancak belirtelim ki
hemşirenin mesleğini aktif olarak icra etmemesi, söz konusu uygulamalardan yıllarca uzak
kalması, bilgilerini güncellememesi veya hemşirelikle ilgili, söz konusu tıbbi uygulamadan
uzak farklı bir alanda çalışması müdahalede bulunamamasına neden olabilir. Özetle, sorumlu
tutmadan önce somut durum değerlendirilmelidir, yine de en azından ilgili birimlere haber
verme yükümlülüğünü yerine getirmesi beklenir.
Özellikle bir sağlık mensubu çalışanının örnek olarak verilmesindeki amacımız, söz konusu
çalışanların, yalnızca çalışma alanlarında değil – diğer bazı kamu hizmetlerinde de olduğu gibi
– çalışma alanlarının dışında da topluma karşı sorumlulukları bulunduğuna dikkat çekmekti. Bu
nedenle, temel soruna yönelik olarak sorunlar belirlenirken (ilk araştırmada) çalışanların
nitelikleri, iletişim becerileri, idarenin organizasyonu gibi başlıklar öncelikli olarak ele alındı.
Yaşam hakkının bireye iadesi açısından değerlendirildiğinde; hizmet sunumunda başrolü alan
sağlık çalışanının yeterli mevcudiyeti, mesleki niteliği, çalışma ortamının güvenliği çok
önemlidir. Yeterli personel, tıbbi cihaz ve malzeme vs. sağlanırken, niteliklerini geliştirmeye
yönelik sürekli iyileştirmeler yapılmalı, çalışanın huzurlu bir ortamda çalışması için tüm
imkanlar seferber edilmelidir. Hizmetin gereği gibi sunumunda ana etken olan sağlık
çalışanları, özellikle de sağlık mesleği mensuplarıdır. Çalışan, görevi süresince yalnızca işine,
hastasının ihtiyaçlarına odaklanmalıdır. Yöneticisi veya ekip arkadaşları tarafından uygulanan
mobbinge ya da adil olmayan iş paylaşımına maruz kalan bir çalışandan – hangi sağlık çalışanı
olursa olsun – gereği gibi hasta bakımı beklenemez. Buna ilişkin denetim gereği gibi (tarafsız)
yapılmalı, gerektiğinde müdahalede bulunulmalıdır. Organizasyon ve denetim konusu ayrıca
ele alınacaktır. Hizmetin gereği gibi sunumuna ilişkin Devlet’in yaptığı tüm eylemler, O’nun
pozitif yükümlülüklerdir.
Örnek üzerinden devam edilecek olursa; haberi alan Acil Sağlık Hizmetleri en kısa sürede olay
yerine ulaşır ve söz konusu kişiye gerekli müdahaleleri yapar. Bu aşamada sunulan sağlık
hizmetleri, kişinin yaşam hakkını elde etmesi için yürütmenin pozitif yükümlülüklerini içerir.
Kural olarak, gereken yapıldığında kişinin yaşama şansı artacaktır. Soluk borusuna yabancı bir
cisim kaçan küçük bir çocuk açısından da aynı durum söz konudur. Gerçekleştirilen tıbbi
müdahaleler sonucu soluk yolu açılır ve çocuğun tekrar soluması gözlenir. Diğer bir örnek,
kanamalı bir kişiye uygulanan kanamayı durdurmaya yönelik tıbbi müdahalelerdir,
durdurulmayan/ durdurulamayan kanama özellikle de büyük damar yaralanmaları, kişinin
yaşamını yitirmesine neden olabilir. Örnekleri çoğaltmak mümkündür.
İkinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinde de hastanın yaşamını devam ettirebilmesi için
gerçekleştirilen pek çok tıbbi müdahale mevcuttur. Kimi müdahaleler derhal uygulanmalıdır,
kimilerinin ise belirli bir süre içinde uygulanması gerekir. Örneğin, hayati öneme sahip bir
koroner arter damar tıkanıklığında hekim hastasını, tedavi etmeden (söz konusu tıkanıklığa
müdahalede bulunmadan) önce hastaneden taburcu etmek istemezken kısmen tıkanıklıklarda,
belirli süre aralıklarla kontrole gelmek koşuluyla taburcu edebilir. Özetle, bazı tıbbi
uygulamalar bir insanın yaşamını doğrudan etkilerken bazıları ise, dolaylı olarak etkiler.
Sağlık hakkının ele alındığı bazı uluslararası düzenlemeler bir önceki araştırmada paylaşılmıştı.
Sağlık hakkı, Avrupa Sosyal Şartı (Avrupa Konseyi) ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara
İlişkin Uluslararası Sözleşme’de (Birleşmiş Milletler) düzenlenmiştir. Ancak yaşam hakkıyla
olan sıkı bağı nedeniyle yaşam hakkının düzenlendiği Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde
(m. 2) ve Kişisel ve Siyasal Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’de (m. 6) yer alınmaması
ilgilileri düşündürmüş ve tartışma konusu olmuştur. Örneklerde de görüldüğü gibi sağlık hakkı
yalnızca sosyal bir hak olarak değerlendirilemeyecek kadar karmaşık ve çok yönlüdür. 16
Yaşam hakkıyla olan sıkı ilişkisi sağlık hakkını, temel insan hakları açısından da
değerlendirmeyi gerekli kılar ve kanımızca, somut olaya göre gerektiğinde ilgili tüm
düzenlemelere atıfta bulunulabilmelidir.
Bu nedenle sağlık hizmeti sunumu, Anayasa m. 65’de belirtilen sınırın – Devlet’in, mali
kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirilmesi gerektiğine dair ibarenin – çok
ötesindedir. Anayasa Mahkemesi’nin görüşümüzü destekleyen konuya ilişkin kararı, bir önceki
araştırmada iletilmişti.
Sağlık hizmeti sunumu ile ilgili herkes, üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirmek
zorundadır, ilk araştırmada da belirtildiği gibi herkesin, yerine getirmesi gereken ödevleri
bulunmaktadır. Hizmetin gereği gibi sunumu, çok iyi bir organizasyonu ve toplumun seferber
tutumunu zorunlu kılar.
Sağlık hizmeti sunumunun alanına giren herhangi bir konuda düzenleme oluşturulurken,
düzenlemenin içeriğini bütüncül olarak ve çok yönlü bir şekilde değerlendirmek gerekir.
Aslında, tüm kamu hizmetlerinde bakış açısı aynı şekilde olmalıdır. Düzenlemenin içeriğinin,
kamu menfaatine ters düşen herhangi bir noktası var mı, toplumda statüsel eşitliği sağlıyor mu,
insana değer veren bir temele sahip mi, etik değerlere ters düşen bir ibare/ yaklaşım mevcut
mu? Etik değerler, toplumda adaleti sağlama anlayışının kanaatimizce yapıtaşlarıdır. Etik dışı
eylemler hukuka aykırılığa zemin hazırlar zira adalet, tarafsızlık ve bağımsızlık olan iki temel
etik kavramı üzerine inşa edilmiştir. Konu, ayrıca ayrıntılı olarak ele alınacaktır. Düzenlemenin
içeriği, bazı önemli soruların yanıtını verebilmelidir aksi halde toplumun dolayısıyla bireyin de
menfaati söz konusu olmaz ve yürürlüğe girmesiyle birlikte kamu düzeni olumsuz yönde
etkilenmeye başlar.
Sağlık hizmeti sunumu ile ilgili bir yargılamada; somut olay bütüncül olarak değerlendirildi mi,
sonucun yaşanmasına neden olan tüm etkenler ortaya koyuldu mu, zararın meydana gelmesinde
etkili olan herkes hukuki yaptırım açısından sorumlu tutuldu mu ve infazı sağlandı mı?
Duruma yürütme erki açısından bakıldığında Devlet, kamu gücünü kamu menfaati için kullandı
mı, hizmetin sunumuna ilişkin yeterli mevcudiyet sağlandı mı, kullanılacak tıbbi cihaz ve
malzemeler kabul edilebilir bir kaliteye sahip mi, hizmetin sunumuna aracılık eden (hizmetin
önemli ayağı) sağlık çalışanlarının hakları iade edildi mi, adil bir idari denetim sağlandı mı,
gerektiğinde derhal görev değişikliği yapıldı mı, toplum yeterince bilinçlendirilerek gerekli
tedbirler alındı mı?
Sağlık hizmetinin sunumuna ilişkin ödevleri olan diğer ilgililerle devam edelim. Yasama
faaliyetinde önemli rolleri olan diğer siyasi gruplar, tepkilerini ortaya koyarken toplumun
menfaatini düşündü mü yine, toplumun menfaati için gerektiğinde yürütmeyi (idareyi)
destekledi mi, hukuka aykırı eylemlerde – özellikle de kamu yararına karşı – bulunan üyelerini
oluşumlarının dışında bıraktı mı?
İlgili herkes açısından örnekleri çoğaltmak mümkündür. Toplumun bilinçlenmesinde ve
gelişmesinde önemli rolleri bulunan medya, hemen her eyleminde kamu menfaatini düşündü
mü, daha fazla izlenme/ okunma uğruna ve sansasyon yaratmak amacıyla aslı olmayan haberler
sundu mu, yine kişisel menfaatleri uğruna tarafsızlığından ödün verdi mi? Kamu yararı için
kurulan toplum örgütleri, amaçlarının dışına çıktı mı, gerektiğinde kamu menfaati için idareyi
destekledi mi?
Sağlık çalışanları görevlerini gereği gibi yerine getirdi mi, mesleki gelişimine katkı sağlamak
için değişime açık oldu mu, hasta ve hasta yakınının içinde bulunduğu zorlu psikolojik durumu
anlayabildi mi? Ertelenemez, vazgeçilemez temel bir kamu hizmeti faaliyetinin önemli bir
halkası olduğunun farkında mı?
Hasta ve hasta yakınları, özellikle olağan hallerde sağlık çalışanlarının içinde bulunduğu yoğun
stres ortamında onlara karşı gerekli anlayışı gösterebildi mi, kurallara riayet etme konusunda
yükümlülüklerini yerine getirebildi mi, hizmet bekleyen diğer hastaların da farkında olabildi
mi?
Devlet ve diğer kamu kurum ve kuruluşları idari işlem ve eylemlerinde kamu gücünü kullanır,
kamu gücünü kullanmak kamu hizmetinde belirleyici bir unsurdur. Söz konusu gücü kullanmak
eyleme geçmeyi kolaylaştırır ve hızlandırır zira kamu yararı, menfaati mevzubahistir. Kamu
kurum ve kuruluşlarının üstün ve ayrıcalıklı yetkileri vardır, bu yetkilerini tek taraflı olarak
kullanabilirler, diğer tarafın rızasını almak gibi bir sorumlulukları bulunmamaktadır. 17 Kamu
hizmeti sunumunun başka bir sonucu, idarenin gerçekleştirdiği işlemlerin aksi ispat edilinceye
kadar hukuka uygun olduğu kabul edilir. 18 Ayrıca idare, aldığı bir kararı mahkeme kararına
ihtiyaç duymadan uygulamaya geçebilir diğer bir deyişle idarenin, re’sen icra yetkisi vardır. 19
Kamu hizmeti sunucularının başkaca ayrıcalıklı ve üstün yetkileri de vardır zira temel gerekçe,
toplumun menfaati/ yararı ve kamu düzenini sağlamadır.
O halde kamu menfaatini bertaraf ettiğimizde kamu gücünü kullanmanın da bir anlamı, bir
gereği olmayacaktır. Kamu menfaatini üstün tutmadığımız ve sorunlara tarafsız bir şekilde
yaklaşamadığımız sürece maalesef konuyu ele almaya devam edeceğiz. Bugün, nasıl daha
kaliteli bir hizmet sunumunu gerçekleştirebiliriz sorusunun yanıtını bulmak için çareler
aramamız gerekirdi. Sorunları değerlendirmede ve üstesinden gelmede öncelikle herkes, aynayı
kendisine tutmalı ve kusur görüyorsa, değişimi derhal başlatmalıdır.
KAYNAKÇA
1. M. Kemal Oğuzman, Nami Barlas, Medeni Hukuk, İstanbul, 2017, s. 139.
2. Cengiz Topel Çiftçioğlu, ‘Yaşam Hakkı’, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 103, 2012, s. 137.
3. Yaşam Hakkı – Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. Maddesinin Uygulanmasına İlişkin
Klavuz Kitap, https://www.anayasa.gov.tr/media/5803/aihsmad2yasamhakki.pdf,
(29.09.2022).
4. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 70. Yılı,
https://www.istanbulbarosu.org.tr/HaberDetay.aspx?ID=13994&Desc=%C4%B0nsanHaklar%C4%B1-Evrensel-Bildirgesi%E2%80%99nin-70.-
Y%C4%B1l%C4%B1#:~:text=%C4%B0nsan%20Haklar%C4%B1%20Evrensel%20Bildirge
si%2C%20bundan,y%C4%B1l%C4%B1nda%20Resmi%20Gazete’de%20yay%C4%B1mlan
m%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1r., (02.10.2022).
5. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/Dosyalar/9a3bfe74-
cdc4-4ae4-b876-8cb1d7eeae05.pdf, (02.10.2022).
6. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, https://insanhaklarimerkezi.bilgi.edu.tr/tr/content/49-
avrupa-insan-haklar-sozlesmesi/, (02.10.2022).
7. The European Convention on Human Rights, https://www.mfa.gov.tr/the-europeanconvention-on-human-rights.en.mfa, (02.10.2022).
8. İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi, Medeni
ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme,
https://insanhaklarimerkezi.bilgi.edu.tr/tr/content/117-medeni-ve-siyasi-haklara-iliskinuluslararas-sozlesme/, (02.10.2022).
9. İnsan Hakları Belgeleri, Siyasi ve Medeni Haklar Uluslararası Sözleşmesi,
https://www.ihd.org.tr/sasve-medenhaklar-uluslararasi-slees/, (02.10.2022).
10. 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 1982.
11. Serap Helvacı, Fulya Erlüle, Medeni Hukuk, İstanbul, 2018, s. 87.
12. M. Kemal Oğuzman, Özer Seliçi, Saibe Oktay, Kişiler Hukuku, İstanbul, 2016, s. 166 vd.
13. Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin
Korunması Sözleşmesi: İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun, 2003; 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu, 2001; Hasta Hakları
Yönetmeliği, 1998.
14. Hüseyin Melih Çakır, Sağlık Hizmetlerinin Özel Hukuk Kişileri Tarafından Yürütülmesi,
İstanbul, 2015, s. 24, 25.
15. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu, 2004.
16. Selman Karakul, ‘Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarında Sağlık Hakkı – 1’,
İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 3(2), 2016, s. 169 vd.
17. Turan Yıldırım ve Diğerleri, İdare Hukuku, İstanbul, 2018, s. 14.
18. İsmail Uçar, İdare Hukukunda Kamu Gücü Ayrıcalığı Kavramı ve Bir Kamu Gücü
Ayrıcalığı Olarak Hukuka Uygunluk Karinesi’, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi,
20(3), 2016, s. 331.
19. Hayrettin Yıldız, ‘İdarenin Re’sen İcra Yetkisi’, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalı, İdare Hukuku Bilim Dalı, (Danışman: Fatma Didem
Sevgili Gençay) Yayımlanmamış Doktora Tezi, Bursa, 2018, s. iii.
AVRUPA
04 juillet 2026AVRUPA
04 juillet 2026AVRUPA
04 juillet 2026AVRUPA
04 juillet 2026AVRUPA
04 juillet 2026AVRUPA
04 juillet 2026AVRUPA
04 juillet 2026