Bazı kişilerin sürekli söylediği birşey vardı: « bir işte uzmanlaş ». Bunu söyleyenler genellikle işinde uzmanlaşmış erkek hocalarımdı, yaşları da elinin üzerindeydi. Onlarda bu düşüncenin doğmasını; geçmiş yıllarda erkeklerin hızlıca sorumluluk alıp, evlenip, yuva kurmak için iş bulması gerekliliğine bağlıyorum ben. Eğer uzman olursa, bir işi daha kolay bulabileceğini bilen kişiler, genellikle bu fikri tavsiye ettiler. Bir noktaya kadar da haklıydılar elbet, çünkü uzman olduğunda çevren tarafından daha çok saygı görüyordun ve eğer gerçekten başka hiçbir şeye karşı ilgin yoksa ya da ilgin olan konuları kör etmeyi göze aldıysan ya da zaten ilgili olduğun işi yapıyorsan uzmanlaşmak bir bakıma muhteşem bir şeye dönüşebiliyordu.
Oysa kendi penceremden baktığımda bu fikri bir türlü benimseyemedim ben, hiçbir zaman da desteklemedim. Yanlış olduğundan değil elbette.. eksik olduğundan.. birçok düşünce gibi kesin ve tek doğru olarak kabul edildiğinden, ettirilmeye çalışıldığından. Oysa insanın bir tek uğraşla zaman geçirmesi kadar sıkıcı, zor ve zaman israfı olan birşey görmedim ben. Koca bir hayat bir iş ile, bir uğraş ile… Düşünün, muhtemelen 20’lerinde bir genç.. eğitim yapısını da göz önüne alınca yanlış veya şansız tercih yapma olasılığı yüksekken, sırf bir bölümü okudu diye onda uzmanlaşması ve asıl sevdiği, ilgi duyduğu konuyu hayatı boyunca bilmemesi, bilse de rafa kaldırmasının istenmesi bana toplumun acımasızca bir dayatması gibi geliyor. Eğer okuduğu bölümle, ilgi duyduğu bölüm aynı olan talihli kitleden değilsek hayat bizim için zor ve bir o kadar da anlamsızlaşıyor. İş yerinde performansımız düşerken, hayat kalitemizde kötüleşmeleri sosyal çevremizdeki yabancılaşmalar takip ediyor. Mesela bir ziraat şirketinin CEO’su çalıştığı şirket için bir mühendis ararken hocama şöyle söylemiş: elmayı bilsin yeter başka birşey bilmesin, gerek yok! Elma kurdu gibi yani. Elmanın dışında bir hayat yaşamasın, elma sektörü tanısın onu, o da elma sektörünü. Armut diye bir meyve de var ama onu bilmesine gerek yok çünkü elma üzerine çalışan şirket için bir anlamı yok. Hatta mümkünse hobisi de olmasın, mesaiye falan kalması gerekirse ayağını bağlayacak bir etkinliğe gidiyor olması uzmanlığa ters düşer. Çünkü önce iş gelir. İşte durum bu kadar vahim. Hangi ara bu kültürün içine düştük bilmiyorum, kim bize bunları methetti, nasıl bu denli özgürlüğümüze düşman olduk? Koca bir insana yazık etmek değil mi bu, bir hakaret değil mi o güzelim işletim sistemi olan beynine? Zaman diye bir kavram var ya, yüce varlık.. ona ayıp değil mi?
Yazdıklarımdan da anlaşıldığı üzere, bir çok şeyi uğraş edinmeyi, farklı şeyler öğrenmeyi seviyorum ben de. Mesela bir hobim saç kesmek. Yaklaşık 15 yıldır.. saç kesme serüvenim küçükken kardeşlerimi berbere götürmemle başladı. Uzunca bir vakit, oturup berberin traş etmesini izlerdim ve bu bana iyi gelirdi. Alaburus dediğimiz subay traşina benzer bir tarzla keserdi berber. Güzel bir modeldi. Birgün kardeşimin saçını evde kesmeye karar verdim, tabi o da sevinç ve heyecanla karşıladı bu fikrimi. Belki de çocuk olduğundan izin verdi bilmiyorum.. henüz ilkokul çağındaydık çünkü. Onu, tıpkı berberin yaptığı gibi sandalyeye oturttum, omzuna sıkıca havluyu doladım ve birazda espri olsun diye kafasına tas koydum. Tasın dışında kalan saçları büyük bir itinayla kestim. İlk denemem buydu. Tabi ki beni heyecanlandıran bu olayın peşini hiç bırakmadım. Babamın ense traşı, arkadaşlarımın, akrabalarımın saçı derken (kimseyi kel bırakmadım korkmayın) baktım ki sahiden öğrenmişim saç kesmeyi. Mesleğim bu değil elbet, meslek haline getirip sürekli bunu yapmayı da düşünmedim. Fakat mükemmel bir terapi benim için, derin bir nefes almak gibi.. hobi diyoruz ya işte sürekli.. insanı rahatlatan, ilgili olduğu şeyler.. işte o. Eğer meraklı bir kişiliğe sahipseniz bir çok şeye olan ilginiz sayesinde, yeteneğiniz de varsa birçok işte de uzmanlaşabilirsiniz. Yeter ki beynimizi tek bir şey olmaya zorlamayalim.
Diğer yandan bir tek işte uzmanlaşmış ve sürekli işine yatırım yapan, hobilerini işiyle eşleştiren oldukça başarılı ve maddi yönden güçlü insanlar da tanıyorum. Sadece bir işi yapmaktan keyif alan ve o konuda ilerleyip hayatını o iş üzerine zevkle yürüten kişiler…eğer sizde farklı konulara karşı meraklı değilseniz, ve istikrarlı bir şekilde sıkılmadan, yorulmadan hedefinize odaklı hareket edebiliyorsanız içinizde uzmanlaşmak isteyen biri var demektir, ona istediği şansı vermelisiniz.
Öte yandan; biz insanlar: yeteneklerimiz, genetiğimiz ve karakter bakımından birbirimizden farklıyız. Bu yüzden başka insanların hayatlarına ve doğrularına bakarak « Ahmet işinde uzman ben de olmalıyım, Gamze okuduğu alanda ilerledi bende ilerlemeliyim, falanca genel müdür şu yola girerek yükseldi bende o yola gitmeliyim » gibi kendimize doğrular yaratmak yerine, kendi doğrumuz bulmak üzerinde çalışmalıyız. Yoksa hayat yolundaki seçimlerimizi, bize sürekli kendi doğrularını dikte etmeye çalışan insanlardan yana yaparız ve gelecekte kendimizi muhtemelen bize ait olmayan mutsuz bir hayatı yaşarken buluruz.
Bu yüzden öncelikle kendimizi tanıma gerekliliğimiz var. Bizi ne mutlu ediyor? neye karşı yeteneğimiz var ? neleri yapmaktan keyif alıyoruz? neleri yaptıkça enerjimiz yükseliyor? Para mı, başarı mı, tanınırlık mı, zaman mı, gezmek mi, araştırmak mı, öğrenmek mi.. önceliğimiz hangisi? Kendimizi anladığımızda, hayatın hangi basamağında, kaç yaşımızda olursak olalım bizi çevreleyen korkuları susturabildiğimizde (işsiz kalmak, parasız kalmak, rezil olmak vs.) ayağımızı sıkı sıkı basarak, kararlıca verebilirsek kararımızı.. işte o zaman hep aklınızın bir köşesinde bulunan, lafı geçtikçe yüreğimizde kelebekler uçuşan ilgi ve yeteneğimizin olduğu o konuya girme cesaretini göstermişiz demektir. Kesin olmamakla birlikte belki birazcık zorluğun ardından, sürekli peşinden koştuğumuzda bizden uzaklaşan o enerjilerin, bu kez istediğimiz o durumu bize getirebilmek için işbirliği yaptığını şaşkınlıkla izleriz. Çünkü « sevmek » doğasında birlik enerjisini barındırır ve sevdiğin şeye seni yönlendirmek için tüm enerjiler seferber olur. Bu yüzden sevdiğin işte her zaman bereket vardır, şans vardır. Eğer bir işte uzman olup ve fakat mutsuzsak bir yerde terslik var demektir. Dönüp nerede olduğumuza ve aslında nerede olmak istediğimize bakma zamanımız gelmiştir.
Ayşe Alemli / AVRUPAPRESS