DOLAR 45,9687 0.03%
EURO 53,4878 -0.03%
ALTIN
BIST %
BITCOIN 3060080-6,62%
Ankara
24°

PARÇALI BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

m/main/wp-content/uploads/2025/05/Aydin-Saglam-Sigorta-2-scaled.jpg">
Kararsız Başlık
1919 okunma

Kararsız Başlık

ABONE OL
août 12, 2021 05:47
Kararsız Başlık
1

BEĞENDİM

ABONE OL
Bugün neler konuşalım.. yangından geriye  kalanları mı…göçüp giden canları mı.. o güzelim insanları mı, bitkileri toprağı mı,  yangına rağmen yumurtalarını terketmeden kül olan anne kuşu mu, sorumluları mı, sorumsuzlukları mı! Yoksa yangın yerlerine giderek bağıra çağıra şov yapıp dönenleri mi konuşalım ? Sorumluluğu hiç bir zaman almaya yanaşmayan olaydan bi haber devlet adamlarını mı, her olayda sürekli  ve sadece sanki başka bir niteliği yokmuşcasına olayın büyüklüğünü idrak edemeyip konuyu siyasete dayandıranları mı,  parası olup faydası olmayan iş adamlarını mı.. acaba neyi konuşalım? Belki de  yangından sonra neler yapılması gerektiğini, hangi kanunlar, düzenlemelerle ormanların koruma altına alınması gerektiğini.. yangının bir daha bu kadar ilerlemesinin önüne geçmek için hangi araçların kaç adet  alınması ya da varolan uçakların havalanması için neler yapılması gerektiği gibi konuları mı konuşmalıyız bugün .. belki de halkın destek bulamadığı günlerde nasıl kenetlenip bir olduğunu, kadınların, erkeklerin, sanatçıların ve  dünyanın bir çok yerinde yaşayan Türklerin bu kötü günde kendi içinde nasıl yardımlaşmak için para toplayıp birbirine ulaştırmaya çalıştığını.. hatta öyle ki yangın yerinden artık yardım malzemeleri göndermeyin, çok fazla yardım gönderildi diye açıklama yapılmasını dahi konuşabiliriz bugün..
Fakat ben bugün, bir nebze farkındalığımızı artırmaya çalışmayı, belli konularda aklımıza yorum yaptırmayı,  acaba şöyle mi daha iyi böyle mi daha iyi olur diye düşündürmeyi umut ettim. Bu yüzden bugünün konusu; YANGINDAN SONRA HANGİ AĞAÇLAR DİKİLMELİ , HANGİLERİNİ DİKMEKTEN KAÇINMALI
İlk başta hepimizin duymuş olduğu çam ağacından bahsetmek istiyorum. Bazı Türk akademisyenler, bilim insanları Kızılçam ormanlarının Akdeniz’in doğal bitki örtüsü olduğunu ve bu nedenle yanan yerlerin kendini birkaç yıla kadar yenileyip fidanlarıın çıkacağını, yanan yerlere fidan dikmemeyi, ekolojik sistemi bozmamak gerektiğini, meyve fidanı diksek dahi kızılçamların tekrardan çıkacağını, bunun önüne geçilemeyeceğini söylemekte. Bazı bilim insanları ise; Kızılçam’ın sonradan (Marshall Planı ile) Türkiye’ye getirildiğini,  doğal olmadığını ve yangında çok çabuk alev alıp çıra misali diğerlerini de tutuşturduğunu bu nedenle çam ağacı yerine meyve ağaçları ve zeytinin dikilmesi gerektiğini ısrarla dile getirmekte. İsterseniz size Marshall Planını özetleyeyim. Vikipedi’nin tanımına göre; « Marshall Plani II. Dünya Savaşı sonrasında 1947 yılında önerilen ve 1948-1951 yılları arasında yürürlüğe konmuş ABD kaynaklı, antikominist hedefleri olan bir ekonomik yardım paketidir « . En kısa özeti ise, dışa bağımlı olmanın ilk adımları, yardımla gelen yozlaşma, bir tabak kek getiren komşuna, yıllarca elini kolunu sallayarak evinize girme izni verme.. tabiki o dönemde bunları bilmiyorduk,  neler olup bittiğini  yıllar geçince uzaktan, hani o hep bahsettiğimiz büyük çerçeveden bakınca görebiliyor insan. Yine de tarih, içinde her zaman bir miktar şüphe barındırır diyorum ben..
İşte o yıllardaki sözde yardımlarda Ege ve Akdeniz’den zeytin ağaçları sökülüp yurtdışına götürülerek yerine çam ağacı ve kavak ağacının getirildiğini, o anlaşmalarla dış pazardan mısır yağı almaya zorunlu kılındığımız söylenmekte yıllardır.. Hatta zeytinyağlı yiyemem aman şarkısının da o yıllarda yazdırıldığı, zeytinyağının (dünyada en iyi yağlardan biri), basma fistanın (pamuklu ve sağlıklı), tarım üreticilerine, köylümüze olan saygının da bu şarkıyla demode edilmeye çalışıldığını  söylemekteler.  Kendi penceremden olaya bakınca, Kızılçam doğal bitki örtüsüyse bu toprakların,  yanmayan ağaçlar yaşamını idame ettirirken bir tarafta, yananlarin yerine Akdeniz ve Ege’de doğal yayılış gösteren Keçiboynuzu ağacı ( gıda sanayi, ve tıp da kullanım alanı geniş), zeytin ve meyve ağaçları dikilsin ve  birkaç sene içinde olayların nasıl geliştiğine bakalım diyorum.
Nitekim geçenlerde TV kanalı değiştirirken Kara Şimşek dizisine denk geldim (belki hatırlayan olur 80’lerde çekilen eski bir dizi). Ormanlık bir alan geçti dizide..tam da bu yangınlar ve çam ağaçları konusu olunca daha bir dikkatli baktım dizide gördüğüm ormanlık alana.. dizideki orman ağaçlarının çam ağacı olduğunu gördüm, girdim baktım nerede çekildiğine ABD yazıyor.. yani şunu demek istiyorum. Belki de gerçekten ormanların doğal bitki örtüsüdür çam ağaçları, hadi o değilse de, bize birileri bu tohumları verirken yansın diye değil fakat onca toprağı ürünsüzleştirmek adına vermiş olabilir.. Çünkü zeytinyağı gerçekten güçlü bir argüman bir ülke için. İyi bakılmış zeytin ağaçlarından her sene (periyodizite olmadan) ürün alınabilir, zeytin üretiminde ilk 3 e giren Türkiyemiz ihracatta da  yükselebilir. İnsanımız bilinmedik margarin ve yağ yerine dünyanın en kaliteli zeytinyağını en ucuza yiyebilir. Fakat lütfen artık şikayeti bırakalım, kurban psikolojisinden çıkalım. Her olayda teşvik beklemek yerine, önümüze kapı açsınlar biz de girelim o kapıdan demek yerine birey olarak ne gelir elimizden ona odaklanalım.  Hazırcılık fikrini kapının dışına bırakma zamanı gelmedi mi? Zaten Marshall Planı   ülkemize sokan da bu hazırcılık kafamız değil miydi?
Ben tüm kalbimle yanan yerleri ağaçlı görmek istiyorum, özellikle güzelim harnup (keçiboynuzu) ağaçları ve zeytinlerle.. ve yazımı  Prof.Dr. Canan Karatay hocamızın tekrardan derlediği şarkıyla sonlandırıyorum.
Zeytinyağlı yerim de aman, basma da fistan giyerim aman,
 Margarinleri yiyenlere, ben akıllı diyemem aman,
Kaldım dumanaltı yerlerde, tertemiz havamız nerelerde,
Kaldım dumanaltı yerlerde, ah şekersiz çayım nerelerde
 Zeytinleri yerim de aman, basma da fistan giyerim aman,
Çocuklara şeker verene, ben akıllı diyemem aman..
Not: Yerli ürünümüze sahip çıkalım nitekim; aydınlanma içten başlar.. hep daha fazla kazanmak adına zeytini söküp başka ağaç dikti çoğumuz tarlasına, yerli tavukları elden çıkardık 1 ayda büyüyeni alabilmek için,  parayı hep ilk sıraya koyduk, değerlerimizi kaybettik. Fakat hiçbir zaman tek başına bir kişi ve bir olay suçlu değildir bu durumlarda. Birey .. anahtar noktadır.
Ayşe Alemli  /  AVRUPAPRESS

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP