DOLAR 47,0599 0.03%
EURO 54,0852 0.24%
ALTIN
BIST %
BITCOIN 3047375-0,47%
Ankara
24°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

m/main/wp-content/uploads/2025/05/Aydin-Saglam-Sigorta-2-scaled.jpg">
YAŞAYAN EFSANE TÜRKÇE SÖZLÜ HEAVY METALİN TOHUMLARINI ATAN İLK MÜZİSYENLERDEN ÜSTAD SABAHATTİN TAŞDÖĞEN VE DEVİL …….
  • AvrupaPress
  • Avrupa
  • YAŞAYAN EFSANE TÜRKÇE SÖZLÜ HEAVY METALİN TOHUMLARINI ATAN İLK MÜZİSYENLERDEN ÜSTAD SABAHATTİN TAŞDÖĞEN VE DEVİL …….
584 okunma

YAŞAYAN EFSANE TÜRKÇE SÖZLÜ HEAVY METALİN TOHUMLARINI ATAN İLK MÜZİSYENLERDEN ÜSTAD SABAHATTİN TAŞDÖĞEN VE DEVİL …….

ABONE OL
juin 25, 2020 18:41
YAŞAYAN EFSANE TÜRKÇE SÖZLÜ HEAVY METALİN TOHUMLARINI ATAN İLK MÜZİSYENLERDEN ÜSTAD SABAHATTİN TAŞDÖĞEN VE DEVİL …….
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Çocukluğumda dedem ve anneannem Şişli’de otururdu. Bende bazen genç kızlığımın o asilik dönemlerinde hüzünle bu sokaklarda yaşamın anlamını, Belgin Doruğun “Taksi Şoförü” ‘filmindeki lezzeti ve anlamı bulmaya çalışılırdım. Yıllar sonra İstanbul’a geldiğimde, kırsaldan, varoşlardan Avrupa yakası diye bir bölge oluşmuş, sanki İstanbul kimliğini, duygularını, hazlarını, sevdalarını kaybetmişti.

Şişli sokaklarında saatlerce yürüyerek dolaşıyor, Mecidiye Köyden Beşiktaş’a oradan vapurla Kadıköy’e geçiyor, şehrin kimliğini yeniden anlamaya çalışıyordum. Yapabilirmişim gibi, İstanbul’u geçmişine sanki geri döndürmek istiyordum.

İstanbul kimliğini kaybetmişti… Ağaç altlarındaki sevdalarını, sahildeki el tutuşlarını yok etmişlerdi. Orhan Kemal’in “Bir Filiz vardı” kitabındaki o masum, saf genç kızlar, Filizler kaybolmuştu.

Alpay’ın Fabrika kızları çalışmaktan duygularını kaybetmişler, boyunları bükük, aş, ekmek peşinde yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlardı.

İstanbul aşkı Unutmuştu. Sevda ise başka bulutlarda, başka baharlarda İstanbul’u uyandırmaya çalışıyordu. İnsanlar birbirlerine oyun içinde oyunlarla dost olmaya çalışırken, Belki de korktuğum, İstanbul’da kendim için inandığım değerleri kaybederken, içimdeki sevgiyi de, İstanbul sevdamı da kaybetmekti.

Her yurt dışına çıktığımda, uçaktaki yabancı sayılarının fazlalığı ve onların İstanbul heyecanı nedeniyle gururla döndüğüm bu tarihi muhteşem şehri, sevdalarda bulamamaktan korkuyordum. İnançlarımı, karanlık bulutlara kaptırmaktan korkuyordum. Dünyanın en güzel hazinelerine sahip bu şehir, aşkı sevdayı, dostluğu, kardeşliği unutmamalıydı…

Astoria’da gittiğim bir resim sergisi beni bu hüzünlerden alıp farklı sanat alanlarına kaydırdı…Gördüklerim, suskunluklar, çizilen resimler, yüzlerdeki çizgiler her şey sanatın o kadar kolay icra edilmediğini, sanatçının çektiği acılarının bir yansıması olarak, sanatın ortaya çıktığını anlatıyordu.

Orada renklerin Üstadı Ressam Mehmet YORULMAZ ile tanıştım. Türkiye’nin acılı ressamı, dâhisi, Nazım Hikmet’in hapishane arkadaşı İbrahim BALABAN ile güzel fotoğraflarda buluştuk. Ve Sanatın içine doğru olaylar beni çekmeye başladı…

Sanat sonradan var edilemezdi. Sanat içgüdüsel, doğuştan kişinin genetiğinde var olan bir olguydu…O olguyu ortaya çıkarmak ise çekilen acılara, mutluluklara, yaşanmışlıklara, kimine göre derin duygularda bütünleşmeye, kimine göre iç ıstırabın yüzeye çıkmasına bağlıydı…..

YAŞAYAN EFSANE SABAHATTİN TAŞDÖĞEN ( SABO BABA)

Bu çalışmalarım arasında, Üstad Akın Ok’un “Sanatımızın Yeryüzü Kadınları” şiir kitabının Tarık Akan Kültür Merkezindeki tanıtımına davet edildim. Kitabın İngilizce çevirilerini yapmıştım.

Bu toplantı aktiviteleri bitiminde değerli sanatçı, Türkçe sözlü heavy metalin tohumlarını atan ilk müzisyenlerden olan üstad Sabahattin TAŞDÖĞEN, “Kınalı Kuzu” parçasını seslendirdiğinde bizi değişik duygulara aldı götürdü…….

Kendisine yazdığım senaryo için dört veya beş müzik parçasına ihtiyacım olduğunu, yardımcı olup olamayacağını sorduğumda olumlu yanaşması beni çok mutlu etmişti.

Rock/ Metal, heavy metal, hiç ilgilenmediğim bir alandı… Fakat parça seçimi için iki yıldır düşünüyordum… Ormanda Nisan mimozaları arasında, beyazlar içinde dans eden, güneşe ve ışığa ulaşmaya çalışan bir kadın , sahil, dalgaların sesi….filan,

Kendisi ile bir çok şöylesi yapıldığını gördüm. Muhteşem bir ses, muhteşem müzikler. Yine de söyleşilerde eksik kalmış bir şeyler hissetim.

SABAHATTİN TAŞDÖĞEN aynı zamanda, Rock Tarihimizin en yegane ve en özel gruplarından biri, DEVİL’in kurucularından.

1987 yılında yayınladıkları ve kendi isimlerini taşıyan ilk ve tek albümleri ile ülkemizin ilk HEAVY METAL albümlerinden birine imza atmışlar… Grubun her bir üyesi birbirinden kıymetli müzisyenlerden, sanatçılardan oluşmuş..…

SABAHATTİN TAŞDÖĞEN, ses yarışmasında kazandığı birinciliğini anlatırken sanki o heyecanı yeniden hissediyordu.….her zaman ilk günkü enerji ile sahneye çıkan ve sesi ile dünyadaki meslektaşları kadar usta bir sanatçı, büyük Usta Sabahattin TAŞDÖĞEN

İnternetten uzun bir araştırma, saatlerce her bir parçayı dinlemem, ilgi alanım olmayan bir tarzda severek dinlediğim müzikler….

İlginç olan dinlediğim her parçada yazdığım senaryodaki olaylarla bir ilişki keşfettim…

Senaryodaki olayları anlattığımda fazla konuşmama gerek kalmadan hepsiyle ilgili bir çözüm bulduk…Tabi, bu arada bir dolu bestesi olduğunu öğrendim….

Kendinden emin, umarsız, daha çok gençlere yönlendirici, bir baba modelinde, bildiklerini gelecek nesillere aktarmaya çalışan örnek, vakur bir sanatçı vardı karşımda.

İnternetteki her bir parçanın ayrı bir değeri vardı…

İlklerden biri, DEVİL ve Usta Sabahattin TAŞDÖĞEN… Namı değer Sabo baba… Gerçekten o gençleri yönlendirmesi yardımcı olması….. Egosuz ve kibirsiz, öğretici kimliğinde bir rol model olması ile örnek bir sanatçı kimliği sergiliyor…

Tabii bu kadar beste fabrikatörü birinin neden yeni bir albüm çıkarmadığı merak konumdu….

Özel olarak çaldığı parçalardaki hissiyatlar, yeni beste uğraşları da bende yaşayan bir sanatçıyı, üstadı tanımanın gururunu oluşturdu.

Usta sanatçının eşsiz sesi ve yorumunda, şarkıları resmen yaşadığını fark ettim. Hatta, sağ olsun bana da yeni bestelerinden birini, gitarıyla çaldı…

Şarkıların sözleri içerdeki devrimi anlatırken, bazen baharı, bazen rüzgarı anlatıyor, bazen bir fırtına olup gökleri inletiyor…..

Bazen isyankar bir adam, yaşama, haksızlığa isyan ediyor…”DOĞUŞ” çığlığında isyankarken, “ÇİÇEKLERİN NEFESİNDE” ’de Güneşin ardındaki ışıklarda dans ediyor, çiçeklerin nefesiyle, günün doğduğunu, sabahın aydınlığını hissediyor…

Sessiz ve mahzun sabahın fısıltısını dinliyorsunuz.

Müziğin ritminde kendinizi kırlarda, renkli papatyalar, gelincikler, mimozalar arasında bulursanız hiç şaşmayın….

Evet, Üstat Sabahattin TAŞDÖĞEN’in yüzüne dikkatle baktığımda sanatçı kimliğinin egolarını hissetmeye çalıştım, inanır mısınız, samimiyetten ve dürüstlükten başka bir şey hissetmedim.

Gerçek sanatçı niteliğinin ve sanatçı kimliğinin altında başkalarını ezmeyen bir yüreğe sahip olmalı. Bence Sabahattin TAŞDÖĞEN ‘i, Sabo Baba yapan da bu sade, dost, samimi tavırları.

Sabo babayı, baba yapan, ayrım yapmadan eşsiz müzisyenliğinin yanında eşsiz yüreği ile DEVİL’’i kurdukları günden beri her zaman genç gruplara sahip çıkması….

Müziğe ilk başladığı yıllardan beri sadece sahne üzerinde değil, sahne öncesi de tüm hazırlıklarda bizzat çalışıp sahneye teknik detaylarda dahil kontrol ederek çıkması.…

SABO BABA, gerçek bir müzik emekçisi, yıllarını müziğe vermiş. Birinci aşkım dediği ve büyük bir aşkla icra ettiği heavy metal/rock müziğine büyük hizmetlerde bulunmuş…..

Bu müzik tarzının her kesime ulaşması için çok büyük fedakarlıklar yapmış, yıllarca, birçok müzisyen ve grubun sahneye çıkışlarında büyük rolü olmuş…

Heavy Metal’in ayakta kalabilmesi için büyük çabalarla yıllarca çok önemli konserler ve etkinlikler düzenlemiş…

Sabahattin TAŞDÖĞEN gibi sanatı ve müziği için yaşayan, gençlere örnek olan efsanelere yaşarken değerlerini vermek, bu toplumun görevidir.

Sanatçı doğuştan sanatçıdır. Sonradan sanatçı olunmaz, sanatçı doğulur… Sanatı gerçekten anlayabilirsek, ÜSTAT SABAHATTİN TAŞDÖĞEN gibi sanatın içinde yıllarını yaşamış vermiş sanatçıları ve heyecanlarını daha iyi anlayabiliriz.…

Bu yüzdende topluma örnek olmuş değerlerimizi, hala yaşarken yüceltmek ve onurlandırmak bizim elimizdedir…

Saygılarımla büyük Üstat Sabahattin TAŞDÖĞEN.

İYİ Kİ SİZ DEĞERLERİ YAŞARKEN TANIMIŞIM…

Gülay KaraoğluArş/Yazar / AVRUPAPRESS

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP