07 juin 2022 mardi
Batı-Mat Brüksel
AVRUPADA YAŞAYAN TÜRKLER SINIR DIŞIMI EDİLECEK?
EĞİTİM ANLAYIŞINDAKİ EKSİKLİKLER VE OLMASI GEREKENLER
SAĞLIKLI BESLENMEDE YAPILAN HATALAR
10 OCAK ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ KUTLU OLSUN
ANKARA BODRUM’A EĞRİ BAKIYOR...
‘Bir bireye olduğu gibi davranırsanız, olduğu gibi kalır. Ama ona olabileceği gibi davranırsan, o zaman olabileceği kişi olur.’
GOETHE
Hayatımızın pek çok döneminde ileride yaşanması muhtemel olayları kurgular ve onların olma ihtimallerinin korkusuyla kendimizi çıkmazlara sürükleriz. ‘Asla böyle bir iş yerine kabul edilemem, asla böyle bir eve sahip olamam, ben bunu başarabileceğimi sanmıyorum, ben bu kişiyle buluşmaya gidemem elime yüzüme bulaştırırım kesin’ vb. bir sürü felaket senaryoları ile karşılaşırız. Ne yazıkki bazıları da gerçeğe dönüşmeye başlar. Peki rutin yaşantımız içerisinde bazen farkında bile olmadan kurguladığımız çeşitli felaket senaryoları zaten gerçekleşecekleri için mi yaşanırlar yoksa biz onları kurguladığımız için mi gerçekleşirler? Size psikolojide yer alan bir deneyden bahsetmek istiyorum. Gerçek bir büyü olarak adlandırılan Rosenthal Etkisi.
Robert Rosenthal ve Lenore Jocabson isimli iki Alman psikolog 1963 yılında yaptıkları deneyle rosenthal etkisi adını verdikleri ilginç bir gerçeklikle karşılaştılar. Araştırmacılar ilkokul öğrencileri ile gerçekleştirdikleri deneyde yılın başında öğrencileri bir genel zeka testine tabi tuttular ve normal zeka seviyesine sahip olan öğrencileri ikiye ayırdılar. Çocukların öğretmenlerine ise iki gruptan birinin ortalamanın üstünde zekaya sahip olduğunu söylediler ve öğretmenleri öğrencilerin aileleri konuşmamaları konusunda uyardılar. Yıl sonunda yapılan genel zeka testlerinde deneyin başında zeki oldukları söylenen öğrenciler diğer öğrencilerden ve ilk testteki performanslarından daha iyi bir performans sergilediler. Deney sonuçları oldukça şaşırtıcıydı, başta diğer çocuklarla aynı zeka düzeyindeki bu çocuklar “zeki öğrenciler” olarak etiketlendikten sonra nasıl daha iyi bir performans sergilemişlerdi? Bunun bir büyü olduğunu düşünebilirsiniz fakat kimse onlara büyü yapmadı, her şey etki – tepki ile ilgiliydi aslında. Deneyde bütün öğrencilerin normal zeka seviyesine sahip olduklarını bilmeyip zeki olduklarını varsaydıkları öğrencilere daha yakın ve daha ilgili davranan öğretmenler onların normalin üstünde performans sergilemelerinin esas nedeniydi. Daha özenli muamele gören öğrenciler derslerine daha çok çalıştılar ve sonuç olarak genel zeka testlerinde daha yüksek bir skor elde ettiler.
Bu deneyin bilime ve hayatımıza kazandırdığı durum ise zaten yapamayacağımızı düşündüğümüz şeylere bahaneler üreterek bir kılıf giydirmek için kullandığımız işlevsel bir gerçeklik. Düşüncelerimiz davranışlarımızı, korku ve cesaretimizi doğrudan etkiler. Biri size sen bunu yapamazsın dediğinde eğer gerçekten onun dediklerini doğru kabul ederek denemeye kalkışırsak yapamayız. Ve zaten yapamayacağımı biliyordum diyerek kendimizi haklı çıkarmak için sebepler üretmiş oluruz. Bir dersten kesinlikle kalacağımızı söyler ve kalırsak kalmış olmamızın gerçek sebebi o dersten geçeceğimizi düşünmeyerek ona gereken önemi ve özeni vermediğimiz içindir. Bir iş başvurusunda o işe alınmayacağımızı düşünmemizin sebebi yeterince tecrübeli olmamak değil bilakis korktuğumuz için görüşmede yeterince cesaretli ve özgüvenli bir duruş sergilememekten kaynaklanır. Rosenthal etkisi, Türkçe karşılığı ile beklenti etkisi ya da kendini gerçekleştiren kehanet, sosyal-psikolojik olgusal bir kavram olmanın da dışında hayatımızın her alanında karşı karşıya kalacağımız yaşamsal bir gerçekliktir. Bu gerçekliği beynimizde nasıl kurgulayabileceğimiz ise bizim ellerimizde. Bu durumu çok güzel bir örnekle açıklayalım…
Kendini gerçekleştiren kehanet, nam-ı diğer Pygmalion Etkisi denir. Temelde bu etki şunu söylüyor kişi neyi beklerse onun gerçekleşme olasılığı yükselir. Evrene gönderdiğimiz mesajlar ne ise bizi de o yönde etkiler diyebiliriz. Yani düşüncelerimiz davranışlarımıza yön verir beklentilerse tüm sonucu etkiler. Pygmalion Etkisi sosyal ilişkilerimizde sıkça kendini gösterebiliyor. Doğal olarak çevremizde olup bitenlerle beraber kişiler hakkında pek çok tutum ve davranışımız var. Bu da onlarla olan ilişkilerimizi belirliyor. Peki ya kendimizle olan ilişkimiz? Kendimize dair düşüncelerimizin, davranışlarımızın diğerlerinin de bize yaklaşımını etkilediğinin farkında mıyız? Yeterli olduğumuzu, çok iyi yapabildiğimiz şeyler olduğunu bilmek domino taşı etkisiyle daha da büyüyebilir. Beyin frekanslarımızı bu düşüncelerle yönlendirebilir davranışlarımıza aktarabiliriz. Biz bu etkilerin gücüne inanıyoruz, ya siz?
Rumeysa Ozcelik / AVRUPAPRESS