DOLAR 44,8780 0.01%
EURO 53,0615 0.1%
ALTIN
BIST %
BITCOIN 34091932,88%
Ankara
14°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Öznur Barlas

Öznur Barlas

07 avril 2020 mardi

Sağlık sektöründe İletişim

Sağlık sektöründe İletişim
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Doktor beyi anlayamıyorum…. iletişim kurmanın farklı yolları (işaret dili) olması ile beraber, en önemli ve doğru iletişim yolu aynı dili konuşmaktan geçer. Bulunduğumuz ülkenin diline hâkim olamadığımız zaman, iletişim sorunları yaşamamız kaçınılmazdır. Bu iletişim problemleri günlük yaşantımızı büyük oranda etkilediği gibi, bütün geleceğimizin yol haritasını biz farkına dahi varmadan emin adımlarla çizmeye devam etmektedir. Hollandacayı anlamanın ve konuşmanın önemlerini sanırım anlatmama dâhi gerek yok, her alanda kendimizi ifade etmeye ihtiyacımız var. En basitinden marketlerden tutalım da gözbebeği çocuklarımızın okullarına kadar saymakla bitiremeyiz. Lâkin ben bugün sağlığımız söz konusu olduğunda dil yetersizliğinin ne gibi sıkıntılara yol açabileceğine değinmek istiyorum. Rutin doktor kontrollerinde dilimizin döndüğünce Hollandacamız ile durumu kurtarmaya çalışabiliriz, fakat küçük bir yanlış anlama bile sağlığımızı tehlikeye atabilir. Bunun üstüne birde hekimlerin tanı bildirimi için tıbbi terimler kullanmaları, bizi tamamen dilsiz bir duruma düşürebilir. Hastanelerde kalmak zorunda olan vatandaşlarımız, dil eksikliğinden dolay hemşirenin ne yapacağını anlayamadığı gibi kendi ihtiyaçlarını da ifade edemediğinden endişeler yasar. Oda arkadaşı ile konuşamadığı için sessizliğe bürünür. Sıkça karşılaştığımız durumlardan birisi hastanın ameliyat öncesi kendini gerektiğince hazırlayamaması. Burada bir örnek ele alalım, 70 yaşında Mustafa amca kol uyuşması ile doktora başvurur, incelemeler yapılır ve neticesinde boyun ameliyatına karar verilir. Bunun yanı sıra Mustafa amcanın tansiyon ve tiroit sorunları vardır ve diyabettir. Mustafa amcaya kan cıvıtıcıyı geçici bir süre ameliyat sonrasına kadar bırakması, fakat diğer ilaçlarına bir gün öncesine kadar devam etmesi ve ameliyat günü sadece mide koruyucu alması gerektiği söylenir. fakat Mustafa amcanın yanında gelen iyi niyetli kişinin yanlış tercümesinden dolayı, Mustafa amca 3-4 gün boyunca mide koruyucu dışında hiç bir ilacını almaz ve sonucunda ameliyata 2 gün kala yorgun bitkin bir şekilde kendini hastaneye zor atar ve yoğun bakıma alınır. Bazen, hatta çoğunlukla Belçika’da kısıtlı imkanlarla eğitim almış ve diline hakim olduğunu düşündüğümüz kişiler dahi, günlük hayatlarında tıbbi terimler kullanmadıkları için hekimi anlamakta zorlanmaktadırlar. Bu da gayet normaldir. Her işin bir ehli olduğu gibi, bu işin ehlide hastanelerde görev yapan kültürler arası uzlaştırıcılarımız veya sosyal tercümanlarımızdır. Bu görevlilerden ücretsiz yardım talebinde bulunmak en doğal hakkımızdır, lakin her işin bir kuralı vardır, dil yardımına ihtiyacımız olduğunda bunu vaktinden önce bildirmemiz gerekmektedir ki, talebimize cevap verilebilsin. Yalnız arzın talepten düşük olduğu da bir gerçektir. Yine de mümkün mertebe eş dost akraba değil de profesyonel yardım almaya çalışılması en doğrusudur, en ufak bir yanlış en kötü sonuçları doğurabilmektedir. Burada hastanede görevli olan kültürler arası uzlaştırıcılarımıza büyük görev düşmektedir, hastaya samimi davranmaları gerekirken empati kurmayı da bilmelilerdir. Hasta dil sorunundan dolayı zaten zayıf konumdadır, bu konumu dikkate alarak, hastayı rencide etmeden onun seviyesinde konuşabilmeli, anlayacağı şekilde tercüme edebilmelidir. Doğru yardımı almak her vatandaşın en tâbi hakkıdır. Bu madalyonun bir de ters yüzü var tabi ki, bazen hastalar doktora kusamadıkları memnuniyetsizliklerini tercümana kusmak isterler,sebebi ise aynı dili konuşuyor ve dillerinin kılıçtan keskin olmalarından kaynaklanmaktadır. Bu da maalesef tercümana yapılan (yersiz) bir hakarettir. Değinmeden geçemeyeceğim son bir konu var, birinci nesil gelenlerimizin yabancı dili öğrenememelerini çok iyi anlayabiliyoruz, atalarımız ilk göçlerini yaparken, Belçika’da bu kadar uzun kalacaklarını hesaba katmadan, 75 yaşındaki Mehmet amcanın deyimi ile ekmek kazanmaya gelmişlerdir, üstelik o zamanlarda dil öğrenme imkânları da yoktu. Ama genç neslin dilli öğrenme gayreti göstermemesi çok ta akıllıca değil. Susayan kanmam, acıkan doymam sanırmış misali, gençliğin peşinden gelecek ihtiyarlığı dikkate almadıkları gibi, ihtiyarlığın beraberinde gelecek sağlık sorunlarını düşünmemektedirler. Halbuki maddi yatırımdan daha önemli olan her alanda manevi yatırımdır… Unutmayalım, dile gelen ele gelir, yani bir işi yapacağımızı söyleye söyleye, dediklerimizi gerçekleştirebiliriz. Azmin olduğu yerde imkânsızlıklar yok olur. Naçizane fikrim özelikle bulunduğumuz ülkenin diline hakim olmaya ve karınca kararınca dâhi olsa toplumsal ilerlemeye katkı sağlamaya çalışmamız doğrultusundadır.

Öznur Barlas /AVRUPAPRESS