DOLAR 44,8719 0.02%
EURO 53,0021 0.2%
ALTIN
BIST %
BITCOIN 34235582,23%
Ankara
14°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Muserref Yardim

Muserref Yardim

16 septembre 2020 mercredi

Bilinmeyen Tarih: İslam Medeniyeti

Bilinmeyen Tarih: İslam Medeniyeti
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Medeniyetler arası ayrım tarih boyunca süregelen bir olgu olmuştur. “Ben”, mensubu olduğu medeniyeti üstün görerek “Onlar” veya “Öteki” olarak değerlendirdiği diğer medeniyetleri her daim kendinden “aşağıda” görmüştür. Medeniyetlerin birbiri içine geçmiş gerçekliği varken, “çatışma” tezi sıkça vurgulana gelmiştir. Samuel Huntington’un dile getirdiği “medeniyetler çatışması tezi” günümüz çatışmalarının ve savaşlarının daha çok kültür eksenli olduğunu ifade etmektedir. Kültür ise, değerler, inançlar, kurumlar ve düşünce biçimlerini kapsamaktadır. Onun anlayışında en üst medeniyet Batı medeniyeti olurken İslam medeniyeti için de “birliği olmayan /uyumu bulunmayan ortak bilinç” ifadelerini kullanmaktadır. Özellikle 11 Eylül İkiz Kule saldırılarından sonra Huntington’un tezine vurgu artmıştır. İslam ve Batı ilişkisi genelde kültürel bir çatışmaya indirgenmektedir. İslam medeniyeti ve Batı medeniyetinin sürekli çatışma halinde olduğu algısı yaratılmıştır. Batı’nın sıkça eleştirdiği ve ötekileştirdiği İslam medeniyeti nedir ? Hangi özelliklere sahiptir?

İslam’ın ortaya çıkması ile birlikte İslam toprakları olağanüstü bir gelişme yaşamıştır. 8.yüzyılın ortalarına gelindiğinde Doğu’da İndus nehrinden Batı’da Atlantik Okyanusu’una kadar İslam geniş topraklara hakim olmuştur. Orta Çağ’a gelindiğinde İslam medeniyeti hem bilimsel hem de ekonomik anlamda zirveye çıkmıştır. O dönemin İslam medeniyetine ait şehirleri bugünün önde gelen Batılı şehirleri ile eşdeğerdir. İbn Haldun bu konuda Kahire’yi görmemiş birisinin İslam’ın güç, başarı ve ihtişamını hiç bir zaman idrak edemeyeceğini belirtmiştir.

İslam medeniyetinin insanlık mirasına katkısı tartışılmazdır. Halife el-Ma’mun tarafından kurulan Dar el-Hikme’de farklı din ve milletten tercümanlar tercüme işleri ile uğraşmışlardır. Yunan ve Hindu eserler Arapça’ya çevrilerek çoğaltılmıştır. Öyleki 10.yüzyılın başlarında Bağdat’da yüzden fazla halk kütüphanesi bulunmaktadır. Endülüs dönemi İslam medeniyetinde önemli bir yere sahiptir. Batı’yla karşılaştırıldığında İslam medeniyetinin her anlamda ön planda olduğu bir dönem olarak tarihe geçmiştir. Endülüs halifesi el-Mansur’la birlikte felsefe, edebiyat, cebir, astronomi, tıp, biyoloji, botanik, zooloji ve müzik gibi bir çok alanda yükselişe geçilmiştir.

Yunan filozoflarını Latince’ye tercüme ederek Batı’nın kendi mirasını tanımasına vesile olan Müslüman filozoflar aynı zamanda kendilerine özgü metotlar da geliştirmişlerdir. Felsefe alanında Farabi, İbn Rüşd ve Kindi’yi zikretmek gerekir. Tıp alanında da Müslümanlar önemli buluşlara imza atmışlardır. Felç, sarılık, kolera, ruh hastalıkları, kızamık ve cüzzama uyguladıkları farklı tedavilerle literatüre girmişlerdir. Müslüman tıp bilimcilerin ortaya koydukları yenilikler Orta Çağ’dan başlayarak 17.yüzyıla kadar Doğu’da olduğu kadar Batı’da da en ileri tıp bilimi olarak tarihe geçmiştir. Eczacılık alanında da Müslümanlar bir çok kimyevi maddeyi keşfetmişlerdir. Müslümanlar, İslam dünyasının önde gelen şehirlerinde rasathane kurarak astronomiyle de ilgilenmişlerdir.

İslam medeniyeti düşünürleri tek bir alanla ilgilenmemiş, çeşitli alanlarda derinleşme imkanı bulmuşlardır. İbn Sina felsefede olduğu kadar tıp alanında da uzmanlaşmıştır. Her iki alanda da eserler bırakmıştır. İbn Mace felsefe, mantık, matematik, geometri ve tıp alanında çalışmalar ortaya koymuştur. Ebu-l Berekat al-Bağdadi de felsefe ve tıp ilmi tahsil etmiştir. İslam felsefesi tarihinde önde gelen bir isim olan İbn Tüfeyl matematik, tıp ve edebiyat ile ilgilenmiştir. Suhreverdi İslami ilimler ve felsefe ilmi görmüştür. İbn Rüşd İslami bilimler, felsefe, tıp ve matematikle uğraşmıştır.

Her ne kadar Müslümanların Sicilya ve Endülüs’deki varlıkları ve faaliyetleri 15.yüzyılda son bulmuşsa da Batı’yı derinden etkiledikleri görülmektedir. Ancak İslam medeniyetinin Batı’ya etkisi özellikle tercüme faaliyetleri ile hız kazanmıştır. Batılılar, Müslümanların çeşitli alanlarda kaleme aldıkları eserleriyle yakından ilgilenmişlerdir. Bu nedenle ilk tercüme faaliyeti 12.yüzyılda İspanya’da Hristiyan din adamlarının başına getirildiği tercüme okullarında Müslüman düşünürlerin eserlerini Latince’ye tercümesi ile başlamıştır. İbn Sina, İbn Rüşd, Harizmi, Nasr al-Din al-Tusi, İbn Hayyan, al-İdrisi yıllarca Avrupa üniversitelerinde okutulmuşlardır. Müslümanların Batı medeniyetine bilimsel katkısı Rönesans’ın bilimsel devrimini hazırlayacak entelektüel zemini oluşturmuştur. Bugünün Batı dünyasında İslam medeniyetinin izleri hala görülmektedir. Algebre kelimesi Arapça “cebr”’den gelmekedir”. Aynı şekilde Fransızca’da kayısı “abricot”, Arapça al-barquq; enginar “artichaud”, Arapça’da al-kharshuf gibi birçok Batı dillerinde Arapça kökenli kelimeler kullanılmaktadır. Ancak 21.yüzyıla gelindiğinde bilim, sanat ve kültür alanlarında üstünlük göstererek yüzyıllar boyunca medeniyet meşalesini taşıyan Müslüman bilginler hakkında hala yeterli bilgiye sahip olunmadığı görülmektedir. Müslüman bilginlere kimi zaman tarih kitaplarında yeterince yer verilmemiş, kimi zaman da tarih sahnesinde yok sayılmışlardır.

Doç.Dr.Müşerref YARDIM / AVRUPAPRESS