VEFA VEFA(T) ETTİ

  Vefa, yaşatmanın adı; Vefa(T), yaşamın son duyurusudur. Yaşam boyunca ne çok arıyoruz, değil mi “Vefa” denen kavramı? Yan yana gelindiğinde hep muhabbetler, sohbetler, serzenişler, sitemler, dert yanmalar: Vefanın dostluklar, arkadaşlıklar arasında Vefa(T) ettiğine dair… Öyle ki vefasız olan da dert yanıyor, vefa bekleyen de, vefayı yaşatmak isteyen de… Vefa; gördüğün saygıyı, sevgiyi, iyiliği, güzel bir davranışı, sahip çıkılmayı, değer görmeyi karşında hak edene yansıtmak; onun duygu ve düşüncelerine temas edecek şekilde yaşatmaktır. Vefa, sevmek-sevilmek arasındaki güçlü gönül iletişiminin adıdır. Günümüzde ise bu değerler, öksüz ve yetim kalmanın ıstırabında, hüznün girdabındadır. “Meğer vefa, İstanbul’da bir semt adıymış sadece.” sözleri dillere pelesenk olmuş vaziyette… Çukurdan çıkardığın, “Ben zaten hep bulutlar üzerinde yürüyordum.” diyor. El uzattığın, “Ben oldum.” diyor. Yol açtığın, “Ben zaten yola çoktan çıkmıştım.” diyor… İyilik yaptığın, “Ne zaman yaptın?” diyor. Çok sevdiğin, “Sevmeseydin.” diyor. Çok güvendiğin, “Güvenmeseydin.” diyor. Her şeyini çok düşündüğün, “Düşünmeseydin.” diyor. Önceliğin ettiğin, “Etmeseydin.” diyor… Senin yaşattığın değer yargılarının zerresini yaşatmıyor. Üstelik can çekiştiriyor. Vefa işte, o an “Vefa(T) ediyor…” Başımız sağ olsun… Gönüller mezarlığında tabut hazır, selası okunuyor ve ahde vefanın üzerine de orada toprak atılıyor. Şeyh Sadi Şirazi diyor ya: “Vefa denilen şey ya esasen bu âlemde yoktur, kuru bir adı vardır yahut bu zamanlarda vefa eden kimse yoktur.” “Vefamız pazara kadar değil, mezara kadar.” diyenler, ilk pazarda kayboldular… Geri dönen olursa da artık müsait değilim…   Levent Ünal         /       AVRUPAPRESS