Kıyas…
Kıyas... En sinsi hastalıklardan biri. İnsanı içine çekiyor. Başkasının hayatına baktığın anda kendi hayatın eksik görünmeye başlıyor.
Birinin güzelliği senin kusurun oluyor.
Birinin başarısı senin yetersizliğin.
Birinin zenginliği senin fakirliğin.
Ve bugünün dünyasi bunu sürekli körüklüyor. Düzen, huzurlu insan istemiyor. Sürekli eksik hisseden, daha fazlasını isteyen, kendini başkalarıyla yarıştıran insanlar istiyor.
“Hep daha iyi ol.”
“Herkesi geç.”
“Asla yetinme.”
Peki neden? Çünkü yetinen insan sakinleşir. Sakinleşen insanın hırsı azalır. Hırsı azalan insanın içiyle bağı kuvvetlenir. Böyle bir insanı yönetmek ve sömürmek zordur.
Oysa Allah, Kur’an’da (En'am, 165) insanların derecelerini farklı farklı yarattığını söylüyor. Demek ki herkes aynı yerde olmayacak. Herkes aynı imkânlara sahip olmayacak. Ve herkes aynı sınavdan geçmeyecek. Biz ise, bambaşka hayatları tek bir cetvelle ölçüyoruz.
Bir insanın sonucu senin başlangıcınla kıyaslanıyor. Birinin yıllarca emek verdiği yere, sen bir ekran görüntüsüyle bakıp kendini değersiz hissediyorsun.
Nefis doymuyor. Bugün birini geçersin, yarın senden iyisi çıkar. Daha başarılısı. Daha güzeli. Daha zekisi. Kıyasın olduğu yerde şükür yaşayamaz.
İlk cinayetin bile temelinde kıyas vardı.
Habil ile Kabil arasındaki sadece bir kurban meselesi değildi. Bir başkasına verilen değeri kaldıramayan nefsin taşmasıydı. Kıyas, insanlık tarihinin en başında kardeşi kardeşe düşman etti.
Hz. Yusuf'un hayatında da kıyas vardı. Kardeşleri bir baba sevgisini paylaşmak yerine, kıyasın içine düştüler. Sonra ne oldu? Kıskançlık büyüdü. Bir peygamber kuyuya atıldı. Kıyas sadece huzuru bozmuyor; vicdanı da bozuyor. İnsan kıyas ettikçe kalbi daralır. Kendi nasibine yabancılaşır.
Olgunluk her zaman en önde olmak değildir. Bazen ikinci olmayı kabul etmektedir. Bazen geride kalmayı. Bazen kendi hızında yürümeyi. Gerçek özgürlük, kimseyi geçmeye çalışmamaktadır. Nefs-i mutmainne ise yarışmaktan vazgeçmektir. Kendini başkalarının hayatıyla ölçmemek, elinden geleni yaptıktan sonra sonucu takıntı hâline getirmemek, kendi nasibini sevmektir.
Yarıştan çıkınca kaybedeceğini zannetme. Aksine, belki de ilk defa kendini bulacaksın...
Cemile Tetik / AVRUPAPRESS