İSTİKLAL SAVAŞINDA EMİRDAĞ ERMENİ VE RUM HALKIN SEVK VE İSKÂNI

Emirdağ’da yaşayan gayr-i Müslim Rum ve Ermenilerin Milli Mücadele döneminde Yunan işgal güçlerinin yanında yer almaları, onlarla birlikte hareket etmeleri ve beşinci kol faaliyetlerinde bulunmaları bazı tedbirlerin alınmasını zorunlu hale getirmişti. Bu tedbirlerden birisi de Emirdağ ve civarında yaşayan ve eli silah tutabilecek erkek nüfusun Sevk ve İskan Kanunu kapsamında cephe gerisine gönderilmesiydi. Böylece eli silah tutabilecek Ermeni ve Rum erkekler zorunlu iskâna tabi tutuldular.(1) Bunlar; ağırlıklı olarak Elazığ ve Niğde’ye yerleştirildiler. Aksaray, Palu, Keskin, Kayseri, Yozgat, Sivas, Diyarbakır, Ankara, Kastamonu, Ereğli, Koçhisar’da iskân edilenler de oldu. Gittikleri yerlerde mesleklerini icra edebilen bu kişiler Emirdağ’daki eş ve çocuklarıyla haberleşebildikleri gibi banka ve posta ile para da gönderebildiler. Eş ve çocukları ile kendileri bunun dışında ayrımcı ve ötekileştirici bir muameleye maruz kalmadılar. Emirdağ’daki Rum ve Ermeni nüfusuyla ilgili istatistiki bilgiler elimizde mevcuttur: 1881-1893’de Emirdağ nüfusu; Müslümanlar kadın 11.542-erkek 12.022 , Ermeni kadın 23-erkek 35, Rum kadın 3-erkek 6. 1914 yılında Emirdağ nüfusu Müslüman 44.097, Ermeni 123 ,Rum 151’dir.(2) Altıntaş, Milli Mücadele döneminde Emirdağ merkezinde 200 Rum, 150 Ermeni yaşadığını belirtir. Refah içinde yaşayan Emirdağ Ermeni ve Rumları ticarete hâkimdiler. Tüccar, esnaf, değirmenci, terzi, manifaturacı, zanaat erbabı insanlardı. Osmanlı coğrafyasının her tarafında olduğu gibi Emirdağ’da da üretilen ve yetiştirilen her ürün Rum ve Ermeni tüccarlara veya onların adına iş yapan yerli insanlara satılmak zorundaydı. Böyle bir durumda tekellleşmeden dolayı rekabet ortamı olmadığından ürünler değerinin altında alınıyordu. Hatta devletin ihaleye çıkardığı Hanbarçın ve Emirdağ ağnam (koyun) vergisi Ermeni Işılyan Efendi ve ortağı tarafından alınmış, koyun üreticisi ağır vergi yükünü maruz kalmıştır.(3) Beratlı tüccar olan Emirdağ Rum ve Ermelerinin İzmir, Bursa, İstanbul, Eskişehir bağlantıları olduğu için alınan ürünler yüklü fiyatlarda adı geçen illere sevk edilmiştir. Ancak, Emirdağ'da bulunan Rum ve Ermeniler de Yunanlılarla birlikte hareket etmişler, ellerini kana bulamışlardı.(4) Emirdağ’daki Rum ve Ermeniler, halkın sırtından zenginliklerine zenginlik katmışlardır. Huzur ve adalet içinde varlıklı insanlar olarak yaşamışlardır. Ancak, Yunanların İngiliz kışkırtmasıyla boş hayaller kurarak Batı Anadolu’yu işgal etmesi üzerine Rum ve Ermeniler de onların yanında yer alarak Türk devletine ihanet etmişlerdir. Türk İstiklâl Harbi yıllarında cephe hattında bulunan Hıristiyan vatandaşların zaman zaman düşman propagandasına alet olmaları ihtiyati bir tedbir alınmasını zaruri hale getirmiştir. İhtiyati tedbir düşüncesinden hareketle Batı Cephesi Komutanlığı, bunların bir kısmını Yunan propagandasından uzak olan bölgelere mecburi ikamete tabi tutmuştur. Mecburi ikamete tabi tutuldukları bölgelerde iş güç tutan bu kişiler aileleri ile de serbestçe haberleşmişler, para göndermişler, onlardan gelen para vs.'yi de muntazam olarak alabilmişlerdir. Savaşın ağır şartlarına rağmen, insani boyutu dikkate alan Batı Cephesi Komutanlığı bu tedbiri alarak hem Hıristiyan vatandaşların düşman propaganda ve etkisinden kurtarmış, hem de Türk ordusuna karşı arkadan gelebilecek olan muhtemel saldırıları yani beşinci kol faaliyetlerini önlemiştir. Aziziye mıntıkasındaki askeri makamlardan Garp Cephesi Komutanlığına gönderilen raporda, ordu gerisine gönderilen Hıristiyan erkeklerin yerlerine sağlık ve selametle vardıklarına dair yazdıkları mektuplarla geride kalan ailelerin refah içinde oldukları ve her ay erkeklerine para gönderdiklerine dair Ziraat Bankası ve Postahane kayıtları ele ulaşmıştır. Elazığ’dan Emirdağ’a gönderilen bir mektup örneği: Aziziye'de Sivrihisarlı Boyacı Nişan Ankaralıyan Hanesine, Sevgili Hemşirem Dirunsa, Selam edip, hatırlannızı sual ederek, sıhhatte olmanızı Cenab-ı Hak'tan arzu ile niyaz ederim. Bizleri sorarsanız hamd olsun iyi ve rahat olarak vakit geçirmekteyiz. 18 Nisan 1338 tarihli mektubunuzu aldım, çok memnun ve mesrur oldum. Kayın biraderim Pozant dahi yanımda olup çalışmaktadır. Onun için merak etmeyiniz. Zira rahatı çok iyidir. İnşaallah sizin rahatınız iyidir, bize bildiriniz. Eğer zahireye gerek olursa, Sufı Mehmet Efendi'ye ve Kalaycı Cemil Usta'ya söyleyip isteyiniz. Her ne kadar zahmet ise de, onlara dahi vermelerini rica ederim. Cümlenize selamlar ederim. Zevciniz Nişan Ankaralıyan Elaziz'den, 1 Mart 1338/1922 (5) Yunan kuvvetlerinin işgal sahasında önemli miktarda gayrimüslim nüfus bulunmaktaydı. Dolayısıyla Kurtuluş Savaşı başlarken direniş kuvvetlerinin karşısındaki en önemli meselelerden birisi de Anadolu genelinde yaşayan ve işgalcilerle işbirliği eğiliminde olan azınlıkların durumuydu. Ermeniler ve Rumlar başta olmak üzere söz konusu azınlıklar dışarıdan sağladıkları desteğin de katkısıyla çeşitli silahlı örgütler kurarak işgalleri kolaylaştırıcı bir çaba içerisinde olmuşlardır. İşgalcilerle koordineli faaliyet gösteren bu çeteler sadece milli kuvvetlerin mücadele gücünü olumsuz etkilemiyor, aynı zamanda sivil halkın da can ve mal güvenliğini tehlikeye sokuyordu. Gemlik‟ten Büyük Menderes hattına kadar oldukça geniş bir alana konumlanmış olan bu çeteler, Türk kuvvetlerini gözetleme ve istihbarat konularında Yunan kuvvetlerine yardımcı olmaktan başka, baskı kurarak işgal bölgelerindeki Türk halkının ayaklanmasını önlemek ve her hangi bir Yunan geri çekilmesinde bulundukları bölgeleri tahrip etmek gibi görevler de üslenmişlerdi. Anadolu‟da azınlıklar savaş ortamında yaşanan bütün ihanet ve olumsuzluklara rağmen hiçbir zaman top yekûn bir potansiyel tehlike unsuru olarak nitelendirilmemiş, sürekli bireysel tutum ve davranışlara göre seçicilik ön planda tutulmuş ve buna göre düzenleme ve uygulamalar yapılmıştır. Nitekim M. Kemal Paşa’nın Anadolu ve Rumeli Müdafaayı Hukuk Heyet-i Temsiliyesi adına Yirminci Kolordu Komutanlığına gönderdiği 16-17/3/1920 tarihli genelgeyle ülke genelinde yaşayan Hıristiyan ahaliden yurdun çıkarlarına aykırı eylemleri görülenler ve ülkenin dirlik ve düzenini bozanlar için din ve milliyetine bakılmaksızın yasa hükümlerinin ve şiddetli bir şekilde uygulanmasını, yerel hükümetlere itaatte kusur etmeyenlere ise sevgi ve merhamet ile işlem yapılmasını istemekteydi. Diğer taraftan azınlıkların söz konusu faaliyetleri karşısında Batı Cephesi Komutanlığı İstihbarat şubesi kapsamında ihtiyati bir tedbir olarak Türk ordusunun denetimi altındaki bölgelerde eli silah tutabilecek bir kısım azınlık mensubu erkek nüfus cephe gerisine gönderilmiş ve belirlenen yerlerde mecburi ikamete tâbi tutulmuştur. Söz konusu dönemde azınlıklar için mecburi ikamet uygulamasının yapıldığı yerlerden birisi de Afyonkarahisar’ın bir kazası olan Emirdağ (Aziziye)dır. Azınlık unsurlar zorunlu ikamet uygulamasında herhangi bir sıkıntıya maruz bırakılmamışlardır. Aziziye‟de ikamet eden bir kısım Ermeni ve Rum’un aileleriyle olan yazışmalarında geçen bilgiler de zorunlu ikamet uygulamasının oldukça titiz bir şekilde yapıldığını göstermektedir.(6) Yunanlılar Afyonkarahisar’dan kaçarken Ermenilere “şehri terkediniz, Balmahmut’a kadar gidiniz” diyerek Ermeni halkından bir kişi bile bırakmadan beraberlerinde alıp götürmüşlerdir.(7) (1) Prof.Dr. Ahmet ALTINTAŞ, Milli Mücadele’de Afyonkarahisar (1919-1922), Afyonkarahisar Valiliği Yayınları 2011, s. 92. (2) Zelkif POLAT Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Afyonkarahisar’da Ermeniler (1839-1923) Doktora Tezi , Ekim 2011, Afyonkarahisar, s.38-40 (3) Zelkif Polat, a.g.e, s. 52. (4) Prof. Dr. Ahmet ALTINTAŞ, Kuvva-yı Milliye'nin Emirdağ’daki Faaliyetleri, Milli Mücadele’de Emirdağ, Haz. Ahmet Urfalı, Eskişehir 2017, s.174 (5) Dr. Zekeriya Türkmen Kurtuluş Savaşı Yıllarında Cephe Gerisine Gönderilen Gayr-ı Müslim Vatandaşların Aileleriyle Haberleşmeleri, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüd Başkanlığı, Atatürk Araştırma ve Eğitim Merkezi. (6) Zelkif POLAT, a.g.e. .s. 262-267. (7) Afyonkarahisar Mutasarrıflığı Yunan Mezalimine Ait 16 Teşrin-i Evvel 1338/16 Ekim 1922 Tarihli Raporu   Ahmet Urfali          /         AVRUPAPRESS