UTANIP HAYA ETMEK….

UTANIP HAYA ETMEK “Utanmayı unutanlar, bilinmeli ki ahlaklı yaşamayı da unutanlardır.” Davut İzol Utanma haya duygusu, insanın iç dünyasındaki en güçlü pusulası sayılabilir. Bu kavramsal olarak sadece toplumu bağlayan ve ilgilendiren bir kuralmış gibi görünmemeli. Aynı zamanda kişinin vicdanıyla duygusal olarak kurduğu bağın farklı bir adıdır. Utanma duygusu, korkaklığın çekingenliğin sebebi olarak görülmemeli. Sanılmamalı ki bu tip insanlar da özgüven eksikliği olduğunun göstergesidir. Aksine kişinin kendine olan saygınlığını açık bir yansımasıdır. Kişi kendisine saygı duyuyorsa, kimsenin yanında olmasına gerek kalmadan da hareketlerini kontrol altına alarak, her an birisinin gelip kendisini istenmeyen bir şekilde göreceğini düşünür. Eskiden kamu kurumlarında çalışan (ast-üst) memurlar, işe giderken akşamdan kravatını, ceketini, gömleğini, pantolonunu ütülü ayakkabısını boyanmış şekilde hazırlar sabahta tıraş olurdu ki vatandaşa karşı mahcubiyet duymamak için. Vatandaş memurun giyimine, konuşma şekline, tıraşına hal ve hareketlerine göre saygıyla önünü ilikleyerek içeriye girdikten sonra naif bir üslup kullanır ve mesafesini ona göre ayarlardı. Amiri mi? O kendisi kurallar çerçevesinde hareket ettiği için memurunun da aynı üslup ve tarzla hareket etmesini isterdi. Kimi zaman odaları gezerek elamanlarının disiplinli davranıp davranmadığını kontrol ettikten sonra, kurallara uymayanlar için disiplin cezası veya yevmiye kesimine gidildiğini duymuştum. Memurlardan sakal tıraşı olmayan ve elbisesi ütüsüz gelenler o gün amirine görünmemeye gayret ederdi. Aslında kendisine saygılı olan her insan muhatabını göz önüne getirdiğinde kendisinin davranışlarını otomatikman çekidüzen verme gereği duyar. Buna göre vatandaş sabah köyünden çıkarken uğrayacağı kamu kurumu olduğunu düşünerek hareketle o da tıraşını olur, güzelce giyinip yeni ayakkabılarını giyerek ayağına giderdi. Ağzı kokmasın diye de akşam soğan sarımsak yemezdi ki ağzım kokmasında memura karşı saygısızlık olması diye düşünürdü. Kendisine duyduğu saygı onu gerektirdiğini düşünerek davranışını kontrol altına alır. Bu özel hayatta da böyledir. Maalesef ki bizim toplum daha ne yazık ki uyum nedir, nasıl giyinir, diş fırçalamanın önemini, konuşurken ve gülerken küçük dilimizi göstermememiz gerektiğinin bilincinde olmadığından her ortamda aynı davranışı sergilemekten utanıp haya etmemekte. Özellikle kalabalık ortamlarda yemek yerken veya bir şey içerken şapırdatarak, yanağımızı şişirerek ve de ağzının kenarındaki yemek lekesi ve ekmek kırıntılarının karşı tarafı rahatsız edeceğini düşünmeden davranış sergileriz: bunun adına da doğallık deriz. Ter kokusu Türk insanın yüceliğini gösterdiğini savunuruz. Allah’tan cuma günü yıkanıp paklanması gerektiğini Allah’ın emri olarak gördüğü için perşembe akşamı cima yaptıktan sonra uykusu ona yıkanma dese de cenabet ölüm korkusu yüzünden yıkanıp öyle yatağa gireriz. Bu aylarda yaşanan hava değişikliği hepimizin malumları, gribal enfeksiyonlar yakınlaşmayla bulaştığını herkes bilir. Buna rağmen insanların ağzının içine girecek şekilde yaklaşırız. Son yıllarda okullar da serbest giyinme şekli çocuklarımızın disiplin yönünde demoralize olduklarına kendi adıma tanıklık etmekteyim. Bana katılır mısınız bilmem, ilk başlarda alım gücü zayıf insanların bütçelerini konsolide etmek adına başlayan serbest giyim, zamanla çocukların utanmayı haya etmeyi bırakıp gereğinden fazla özgüvene sahip olmalarına neden oldu. Giyim tarzı ve saç kesim şekliyle birey olduğunu ve bu yüzden çevresindeki herkesi kontrolü altına almaya başladığını gördük. Yeri geldiğinde kızlara ve çevresindeki erkek arkadaşlarına hava atmak için okul müdürüne, dersine giren hocasına karşı her türlü terbiyesizliği yapmayı kendisinde bir hakmış gibi görmeye başladı. Peki geçmişte yani kravatlı lacivert takım elbisesi, siyah önlüğü, boyalı ayakkabılarıyla okula giderken orasının eğitim yuvası olduğunu tıpkı dini vecibelerin yerine getirildiği mescitler gibi görüp saygılı olmak zorunluluğunu duyduğu utançla hissediyordu. Şimdi geldiğimiz noktada ahlak, utanma haya tekrar tartışılır olmaya başladı okullarda. Utanıp haya eden eziliyor, şer odağı güdense taktir görüyor! Unutmadan okullardaki bu durum geçmişte gençlerin, çocukların büyükleriyle iletişim kurmasında da öncülük ediyordu. Saygı içinde herkes yerini bilerek davranıyordu. Şimdi geldiğimiz noktada enseye tokat vurulmaya başlandığını görüyoruz. Bu birey olup iş alanlarına yerleşen insanların hal ve hareketlerini de olumsuz yönde etkilemekte. Çalıştığı yer de her türlü ahlaksızlığı kendisine reva görenler ülkesine en çok zarar verenler olmaktalar. Bugün dünya siyasetinde boy gösterenlere bakın ahlaklı insan vicdan sahibi olduğundan haksızlığı kabul etmezken, hırsına, nefsine yenilenler ise neredeyse dünyayı azman gibi yutma telaşındalar. Eskiden hak hukuk adalet vardı ülkeler arasında. Bugün gelinen noktada hep bana Rabbena diyenlerin utanmazlık yapıp her yaptığı kötülüğü doğruymuş gibi gösterdiğine şahit olmaktayız. Ülkeye zarar veren ülkedeki liyakatsizliktir, ülkeleri yıkan ise utanmazlıktır. Bugün Trump ve Netanyahu iş birliği ile yapılana alkış tutmak sanırım utanmazlığa göz yummak ve korkakça davranış olur. Ama dik durarak safını doğrudan yana kullanmaksa omurgalı bir duruş olur. Saygı sevgiyle kalın…   Davut Izol          /         AVRUPAPRESS