KİM BU KÜRTLER!
Neden bütün dünya sadece bu 2500/3000 yıllık kadim tarihe sahip 45 milyon nüfusa sahip Mezopotamya coğrafyasında varlığını sürdürmek isteyen kadim bir halk. Mezopotamya topraklarında başlayarak Zagros dağlarına oradan da Toros’a kadar uzanan dağlar, ovalar ve nehirler onların hayatlarını özgürce yaşama sebepleri oldular. Hayat felsefelerini yaşamak üzerine kuran halkın üzerinde sözleriyle eylemleriyle yoğunlaşmış durumdalar? Kürtler yani sonradan bu topraklara gelip de yerleşmiş olan bir millet değildir. Önce bunu iyi anlamak gerekiyor. Bu insanlar İslam dinin literatürünün içine kadar girmiş bir millet. Misal Selahattin Eyyubi 1137 yılında Irak Tikrit de dünya gelmiş bütün dünyanın tanıdığı Kürt lider ve aynı zamanda aydınlarındandır. Kürt ailede dünyaya geldiği bilinen Selahattin Eyyubi Revadi Aşiretinin bir üyesidir. Babası Necmettin Eyyubi amcası Şikuh devlet kademesinde yer almış zamanın ünlün askerleridirler. Orta çağ İbnü’l Esir, İbni Hallikan İmadeddin El-İsfahanni gibi kaynaklar açıkça Selahaddin’in Eyyubi’nin Kürt kökenli olduğunu söylerler. Bu tez bugün modern tarihçiler tarafından da teyit edilmektedir. 1171 yılında da Mısır da Eyyubi devletini kurmuştur. Filistin konusunda da büyük mücadele vermiştir. Selahaddin Eyyubi sadece Kürt kimliği ile değil İslam dünyası içinde büyük bir değerdir. Zaman zaman İslam peygamberinin iyi dilek duaların, dostluğunu kazanmış bir millettir Kürt milleti. Hiçbir zaman karşılık beklemeden herkesin yanında yer almış buna rağmen Mezopotamya coğrafyasında görmesi gereken değere bir türlü mazhar olamamış bir millet. Devlet olmuşlar mı birçok bilgi dolaşmakta ortada kesin bilgiyi verecek kaynak aramanın biraz şovenist olacağını düşündüğüm için inşallah Kürtlerle ilgili bir kitap yazarsam o zaman bakacağım. Bugüne geldiğimizde Kürtler için söylenecek tek söz, Kürtlerin adı hiçbir zaman kötü olaylarla anılmamıştır. Çünkü Kürt milleti fazla beklenti içine girmeden dağ hayatına empoze olmuş kendi kanunlarını kendileri koyarak yaşamak isteyen bir millet. Benim doğduğum köyde dahi yıllarca ağalık sistemiyle yönetilmek istenmiş. Misal annemin ailesi Nergiz oğulları olarak anılır. Ta ki gücüyle her yeri titreten Haydar ağa adında birisinin gelip ellerinden saltanatlarını alana kadar. Ağalık ve derebeylik sistemi Kürt halkının haklarını aramamasına neden olmuştu. Bu feodal sistem cumhuriyet kuruluncaya değin devam ettiyse de bitti demek de çok yanlış olur. Çünkü çoğu yerde hala aşiretlerin buyruğunda olan yüzlerce köy barındırıyorlar. Tarihin derinlerine indiğimizde Kürtçenin en eski yaşayan dil olduğunu görmek mümkün. Rivayetlere göre 2000 yıldan uzun bir zamandan fazladır ki konuşulur. Halayları onların konuşan dili oldu. Halk cahil ve geri kalmıştı. Beyler ne derse herkes itibar etmek zorundaydı. Osmanlının Şah İsmail’e karşı yaptığı savaşta sadece Kürtlerden yardım talep etmişti Yavuz. Kürtler vatanına ihanet etmeyen gururlu onurlu bir millettir. Osmanlı dönemine kadar İranlı olarak bilinen Kürtler Mezopotamya topraklarının bölünmesiyle onlarda farklı gruplar halinde bölgede aşiretlerin yönetimi altında kalmak zorunda bırakıldılar. Kürtler Ortadoğu coğrafyasında hayvancılık ve tarıma dayalı yaşadıklarından, devlet olma gayesi içine hiçbir zaman girmemişlerdir. Bütün dağlar, ovalar bulundukları yerlerde onların emrine amadeymiş gibi hissetmişlerdir. Özgürlüklerine düşkün olan Kürtlerin en büyük handikabı aşiretlerin sahip oldukları gücü yıkamamış olmalarıdır. Dersimde yaşananlar da bundan ibaretti! Aşiretlerin beyliklerini devlet eliyle yok olmasına müsaade etmemekti. Tabi ki katliamları kabul etmek mümkün değil. İnsanlar acımasızca o dönem haklı olmaları önemsenmeden kadın, çocuk, yaşlı ve hayvan demeden önlerine gelen herkesi yok etmek için sanki planlanmış bir şeydi yapılanlar. Sabiha Gökçe ise, olaylarla ilgili
olarak 1956 yılında Halit Kıvanç'a verdiği bir röportajda; "Canlı ne görürseniz ateş edin! emrini almıştık. Asilerin gıdası olan keçileri dahi ateşe tutuyorduk" demiştir. Kürtlerin müziklerinde hep acı vardır. İçlerinde yaşattıkları acıyı dışa vurma yoludur dengbejlik. Nevruz ateşi umutlar sönmesin diye diri tutulmaya çalışıldı. Deg, diğer adıyla dövme hem sessiz bir direnişi hem de kültürel sahiplenmeyi ifade etmiştir. Toplumla iç içe yaşamayı, aile ile birlikte yaşamayı toplumsal paylaşımı kutsallık saydılar. Kürtlerin kapılarını çaldığınızda size “kim” olduğunuz sorulmaz, “aç mı susuz musunuz” öncellikle ona bakılır. Misafirin ne kadar kutsal olduğunu bu şekilde anlamış olursunuz. Verilen söz Kürtler için namustur. Kırgınlıklar bir selamlama ve merhabayla çöpe atılır. İnsanın ne kadar yüce bir varlık olduğunu onlarla yaşadığınız da anlarsınız. Kavgacılar mı evet. Ama kindar değillerdir. Her şeyi çabuk unutmaya hazırdırlar. Belki de bu yüzden bugün insanlar batıya sürülerek asimile olmaları o dönemler de istenmişti. Bana göre sığıntı şeklinde yaşadığımız bu topraklar Kürt yaşam şekline getirilmek için her ne kadar dizayn da edilmiş olsa, yine de bu topraklara ait değiller. Kürtçeyi yazılıdan çok söze dayalı olarak kullanılmasının nedeni Kürtler bir gün geldiğinde devlet eliyle yurtlarından edileceklerinin akıllarına getirmemiş olmasıdır. Kürtler kardeşlik bağıyla bağlı oldukları Türkiye Cumhuriyet’inin kurucularının geçmiş dönemlerde de yaşattıklarından bihaberdiler o yüzden kötülüğe meyilli olmadılar. Suriye, İran, Türkiye ve Irak coğrafyasında bir arada yaşanmış olunsaydı yine de sıkıntı yaşanmayacağını düşünüyorum. Yüzyıllarca bu insanlar yok sayıldılar. Ta ki AK parti iktidara gelinceye değin bu insanlara reva görülen en uygun söz “En iyi Kürt ölü Kürt’tür” denilmiş olmasıydı. Şu an mecliste yeni bir sürecin başlatılması ve terör belasının bitmesi için yoğun şekilde bir çalışma yapılmakta. Umarım sayın Meclis Başkanımız Numan Kurtulmuş’un da belirtiği gibi son aşamaya gelen süreç sekteye uğramadan nihai sonuca erer. Çünkü bu durumu baltalamak isteyen çıkar gruplarının olduğunu da düşünürsek mecliste ortak bir kararla her şey hallolur. Kürtlerin artık kim olduğunu sorgulamak yerine kardeşlik bağlarımızı güçlendirerek yola devam edilmesi kanaatindeyim. Aç kurtlar gibi gözünü bu topraklara dikenlere tokat gibi bir cevap vermemiz gerekli. Buna DEM, CHP ve diğer partilerinde iştirak etmesinde fayda olacağını düşünenlerdenim. Özellikle DEM bu konuda kışkırtıcı söylemlerden uzak durması ve iptidai davranış sergilemeli. Halkların kardeşliği için sakin olmak ve halka da bu yönde çağrı yapmak “salık” vermek gerekiyor. Artık yeni çağdayız geçmişin bedelini tekrar tekrar Kürtlere ve Türklere ödetmenin bir anlamı yok. Artık başka sorunlarımızın olduğunu görerek el ele verip ülkenin kalkınması için güçlü kılacak kalıcı projelere imza atmak gerekiyor. Deniz Gezmişin son sözlerini burada paylaşmaktan gurur duyarak şunu söylemek istiyorum “Eğer ki o gençler bugün yaşasalardı bence benim dediklerimi tekrar ederlerdi.
Deniz’in son sözleri şunlardı:
“Yaşasın tam bağımsız Türkiye!
Yaşasın Marksizm Leninizm’in yüce ideolojisi!
Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi!
Kahrolsun emperyalizm!
Yaşasın işçiler, köylüler!”
Davut IZOL / AVRUPAPRESS