Zenginler, Lüksün Değil, Mesafenin Bedelini Ödüyor

“Zenginler, lüksün bedelini değil; kendi gibi olmayanlardan uzak kalmanın fiyatını ödüyor.” Bu cümle ilk başta kulağa yalnızca sosyoekonomik bir ayrımı ima ediyor gibi gelebilir. Ama aslında, modern toplumun görünmez sınırlarını, derinleşen sınıf farklarını ve ‘konfor alanı’ kavramının nasıl bir kaçışa dönüştüğünü sorgulatan bir bakış açısı sunuyor.
Bugün şehirlerin merkezinde, yüksek duvarlarla çevrili rezidanslar yükseliyor. Tatil köyleri, “her şey dahil” adı altında her şeyi filtreliyor. Restoranlar, “kişiye özel menüler” ve “butik deneyimler” vurgusuyla müşterisini seçiyor. Hepsinin ortak noktası şu: Zenginler, yalnızca daha iyi hizmet almak için değil, sıradan olanla yüz yüze gelmemek için bu yerlere para ödüyor.
Kalabalık bir halk plajı ile özel bir beach club arasındaki fark sadece şezlongun kalitesi değil. Biri sosyalliği, öteki seçiciliği temsil ediyor. Özel hastaneler, VIP lounge’lar, özel okullar... Bunların hepsi, “diğerlerinden ayrılmak” arzusunun mekânsal karşılıkları. Ve her birinin bir fiyat etiketi var.
Çünkü mesele yalnızca rahat etmek değil. Asıl mesele, benzememek. Karşılaşmamak. Aynı sırada beklememek. Aynı masada oturmamak. Göz göze gelmemek...
Paranın gücü, sadece daha fazlasını almakta değil; daha az şeye maruz kalmakta da kendini gösteriyor. Özellikle de “diğerleri”ne.
Ve bu yüzden, zenginler lüksün değil; mesafenin bedelini ödüyor.
Halime Önen   /     AVRUPAPRESS