MÜSLÜMAN DÜNYA’YI DEĞİŞTİRİR MÜSLÜMAN İKİ HAL ÜZERE OLUR BİR « BEN DAVAM İÇİN NE YAPABİLİRİM »
MÜSLÜMAN DÜNYA'YI DEĞİŞTİRİR
MÜSLÜMAN İKİ HAL ÜZERE OLUR
BİR "BEN DAVAM İÇİN NE YAPABİLİRİM"
İKİ "YAPILMASI GEREKENİ YAPAR"
MÜSLÜMANLAR ANINI BİLE DEĞERLENDİRİRSE DİNİ'Nİ HAYATA HAKİM KILAR
BUGÜN DÜNYA'NIN DURUMU ÇOK DAHA FARKLI OLUR
ÇALIŞMAYA ÖNCELİKLİ KONULARDAN BAŞLA,
BİR KEREDE AZMETTİN Mİ YALNIZ ALLAH (C.C.)'A TEVEKKÜL ET,
ÇÜNKÜ ALLAH (C.C.) KENDİSİNE DAYANIP GÜVENENLERİ SEVER.
GÜNDEMİ MÜSLÜMAN BELİRLER
LEHTE VE ALEYHTE KONUŞMALAR İSLÂM'I ARAŞTIRMAYA VE SONUNDA İNSANLARIN
HİDAYETİNE VESİLE OLUR
PEYGAMBERİMİZ HZ. MUHAMMED (S.A.V.) HİÇBİR ZAMAN ÖNCELİKLİ KONULAR
VARKEN TÂLİ KONULARLA UĞRAŞMAMIŞTIR, ZAMANI VERİMLİ KULLANMIŞTIR. SADE
YAŞAMIŞ DÜNYA'YA BAKIŞI HİÇBİR ZAMAN RAHATA VE KONFORA ENDEKSLİ
OLMAMIŞTIR. DÜNYA'YI BİR GÖLGELİK GİBİ ALGILAMIŞTIR. HİÇBİR ZAMAN HAYATININ
STANDARDINI DEĞİŞTİRMEMİŞTİR.
KADROSUNU İNSANLIĞI YÖNETECEK ÇAPTA ÂHLAKLI VE YETENEKLİ KİŞİLERDEN
SEÇMİŞ TAM BİR TAKIM ÇALIŞMASI YAPMIŞTIR.
ORTAYA ÇIKAN SORUNLARI MEKAN VE ŞARTLARA GÖRE ÇÖZMÜŞTÜR. LİYAKATSİZ
OLANLARA GÖREV TEVDİ ETMEMİŞ. "BİZ ÇALIŞMAKLA EMROLUNDUK" ANLAYIŞINA
GÖRE HAYATINA ANLAM VERMİŞTİR.
HİÇBİR ZAMAN MÜSLÜMANLARI BAŞKALARININ YAPAY GÜNDEMİNLERİYLE
UĞRAŞTIRMAMIŞ KENDİ GÜNDEMİNİ KENDİSİ BELİRLEMİŞ VE İSLÂMIN SÜREKLİ
GÜNDEMDE KALMASINI SAĞLAMIŞTIR.
LEHTE VE ALEYHTE KONUŞMALAR İSLÂM'IN ARAŞTIRILMASINA VESİLE OLMUŞ VE
BİRÇOK İNSAN BU SAYEDE HAKKI BULMUŞTUR.
RESULULLAH (S.A.V) ZAMANI DİKEY VE İLERİ DOĞRU KULLANMIŞTIR.
"BİR İŞİ BİTİRİNCE BİR BAŞKASINA SARILARAK" ÜMMETİNE ZAMANI KULLANMADA
ÖRNEK OLMUŞTUR. NETİCEYE DEĞİL ÇALIŞMAYA ODAKLANMIŞTIR. NETİCEYİ
VERECEK VEYA VERMEYECEK OLAN ALLAH (C.C.) 'DIR.
ŞAYET MÜSLÜMANLAR ÇALIŞMA TEMPOLARINI HZ. PEYGAMBER (S.A.V)'E BİRAZCIK
BENZETSELER VE BUNU YAŞAYAN SÜNNET HALİNE GETİREBİLSELER BUGÜN
DÜNYANIN DURUMU ÇOK DAHA FARKLI OLUR.
O sadece Allah (c.c.) 'ın Rızasını gerçekleştirmek için koşmuş, dünyevi bir menfaatgözetmemiştir. Anını bile değerlendirdiği samimi ve yoğun bir çalışmaya girişmiştir.
"Biz çalışmakla emrolunduk" anlayışına göre hayatına anlam veren Peygamber Efendimiz
(s.a.v) bu hususta bizlere örnek olmuştur. Neticeye değil çalışmaya odaklanmıştır. Neticeyi
verecek veya vermeyecek olan Allah (c.c.) 'dır. "(İnsanların bir kısmı getirdiğin vahye iman
ederek) Mü'min olmuyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin." Şuara 26/3.
Şayet Müslümanlar bu ayetten gerekli mesajı alarak çalışma tempolarını Hz. Peygamber (s.a.v)
birazcık benzetseler ve bunu yaşayan sünnet haline getirebilselerdi bugün dünyanın durumu
çok daha farklı olabilirdi.
Dünyayı "bir gölgelik" gibi algılamış ve "garip tarzı bir hayat" yaşamayı tercih etmiştir. Sahabe
Efendilerimizle beraber seferi bir hayat yaşaması dinin hayata hakim olmasını sağlamıştır.
Dünya'yı algılama biçimi ve dünya'ya bakışı hiç bir zaman konfora ve rahat yaşamaya endeksli
bir hayat tarzı olmamıştır.
Kadrosunu insanlığı yönetecek çapta yetenekli kişilerden oluşturmuş, dünyevi ve uhrevi
liderliğini yerine getirirken etrafına her türlü sorunları çözebilecek karizmatik insanları almıştır ve
tam bir takım çalışması yerine getirmiştir.
İnsanlar öncü kadroyu gördüklerinde davanın ciddiyetini hemen kavramışlar ve böyle bir
kadronun içinde yer almak için birbirleriyle yarışmışlardır. Birinci halkada ahlaken zayıf
yıpranmış insanlar yer almamıştır.
Ortaya çıkan sorunları ertelemek yerine mekan ve şartlara göre çözümler üretmiştir.
Müslümanları sentezci bir imandan, ideolojik arayışlardan ve dinimizi ütopik olmaktan
kurtarmıştır.
Liyakatsiz olanlara görev tevdi etmemiş işleri herzaman ehline (layık olanlara) vermiştir.
Resulullah (s.a.v.) "Emaneti layık olmayanlara vermeyi kıyamet alameti saymıştır."
Zamanı dikey ve ileriye doğru kullanmıştır döngüsel zaman (rutin işler) kullanımından
kaçınmıştır. Anını bile zayi etmemiştir. "Bir işi bitirince bir başkasına sarılarak" ümmetine zamanı
kullanmada örnek olmuştur. Resulullah (s.a.v.) zamanını en iyi ve verimli kullanmıştır.
Hayatının standardını değiştirmemiştir, nasıl başladıysa öyle bitirmiştir. Elindeki çok az bir
meblağıda ümmetine miras bırakması onun hayatının ve mal varlığının özetidir. Hareket
önderlerinin Resulullah (s.a.v.) gibi yapmaları davalarının hayırlı neticelenmesi için çok
önemlidir.
Hiçbir zaman başkalarının belirlediği gündeme göre fikir imal edip Müslümanları yapay
gündemlerle uğraştırmamıştır. Kendi gündemini kendisi belirlemiştir. Başkaları hep Hz.
Peygamberin (s.a..v) belirlediği gündemi takip etmek zorunda olmuşlardır. Bunun en büyükfaydalarından biriside İslam'ın sürekli gündemde kalmasıdır. Lehte ve aleyhte konuşmalar
İslam'ın araştırılmasına vesile olmuş ve birçok insan bu sayede hakkı bulmuştur.
"Biz çalışmakla emrolunduk" anlayışına göre hayatına anlam veren Peygamber Efendimiz
(s.a.v) bu hususta bizlere örnek olmuştur. Neticeye değil çalışmaya odaklanmıştır. Neticeyi
verecek veya vermeyecek olan Allah (c.c.) 'dır. "(İnsanların bir kısmı getirdiğin vahye iman
ederek) Mü'min olmuyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin." Şuara 26/3.
Şayet Müslümanlar bu ayetten gerekli mesajı alarak çalışma tempolarını Hz. Peygamber (s.a.v)
birazcık benzetseler ve bunu yaşayan sünnet haline getirebilselerdi bugün dünyanın durumu
çok daha farklı olabilirdi.
O hiçbir zaman öncelikli konular varken tali konularla uğraşmamıştır. Kur'an daki emir
tekrarlarının yoğun olduğu ayetler aynı zamanda Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed(s.a.v)
'in de öncelikli konularıdır. İlk önce çalışmaya nereden başlayacağını ve öncelikli konuları
belirlemiştir. Başarısının en önemli etkenlerinden birisi budur.
"İnsanlara yumuşak davranmanda Allah'ın merhametinin eseridir. Eğer katı yürekli , kaba biri
olsaydın, insanlar senin etrafından dağılıverirlerdi. Öyleyse onların kusurlarını affet, onlar için
mağfiret dile ve işleri onlarla müşavere et! Bir kere de azmettin mi yalnız Allah'a tevekkül et!
Allah muhakkak ki Kendisine dayanıp güvenenleri sever."
(Âl-i İmrân 159)
Her Müslümanın Ahlaklanması gereken bu ayet, İslâm'ın sürekli yayılmasının hikmetini de
müntesiplerine öğretmektedir.
BİZ İSLÂM ÜMMETİYİZ.
ÜMMET ŞUURU,
FETİH ŞUURU,
CİHAD ŞUURU,
İNFAK ŞUURU,
NAMAZ ŞUURU,
İSLÂM'DA İTTİFAK ŞUURU,
VB. ŞUURLARI TEKRAR KAZANMAK DİLEĞİMLE
GÜNÜN FEYZİ, BEREKETİ, HAYRI BİZLERİN ÜZERİNE OLSUN. İNŞAÂLLAH.
PEYGAMBERİMİZ HZ. MUHAMMED (S.A.V.) GİBİ ZAMANIMIZI (ÖMRÜMÜZÜ) EN VERİMLİ
BİR ŞEKİLDE
ALLAH (C.C.)'IN RIZASINA UYGUN YAŞAMA GAYRETİ İÇERİSİNDE OLALIM İNŞÂALLAH.
NİYET HÂYR, AKÎBET HÂYR.
MÜSLÜMANIN TARAFI ADİL DÜZEN'DİR, İSLÂM BİRLİĞİDİR
Yeryüzündeki insanların yoksulluktan kurtulması için Adil Düzen, yeryüzündeki insanların zulümlerden kurtulması için İslãm Birliği şarttır.
Asrın Lideri, Efsane Başbakan, Millî Görüş Lideri Cennet Mekan Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın demiş olduğu gibi: 'Namaz kılan köleler' noktasına getirmiyor mu bizi kardeşlerim.
İman ve İslam, biri olmadan diğeri olmaz.İmana ulaşmadan Müslüman’ım diyenler bedeviler ve münafıklar olarak ikiye ayrılırlar. Bedeviler; çeşitli sosyal ve siyasal nedenler yüzünden imana ermeden İslâm’ın siyasal hâkimiyetine teslim olmuş insanlardır. Bunlar imanın ne olduğunu bilmezler. Münafıklar ise; kalben inkârcı olmalarına rağmen, dilden “Müslüman’ım” diyenlerdir. *Münafıklar; imanın ne olduğunu bilirler, bilinçli olarak Batılı tercih ettikleri halde menfaatleri gereği zahiren Müslüman görünürler. Din, iman ve İslam’ın ortak adıdır. Çünkü iman tasdik, İslam uygulamadır. İman, kalbin ameli, İslam, bedenin imanıdır. İslam, fıkıh ve düzendir. İman ise, hakikattir. Hakikat, varlığını imandan, fıkıh ve düzen, meşruiyetini İslâm’dan alırsa makbuldür. Şuurlu olmanın gereklerinden marifet ve tasdik ile iman, ikrar ve amel ile de İslam ortaya çıkar. İman İslam’dan, İslam da imandan ayrılamaz. Mümin; Allah’ı ve Resulü’nü tasdik eden, müslim; Allah’a ve Resulüne itaat edendir. Bu açıklamadan sonra diyebiliriz ki Müslüman; batı ahlakı yerine Kur’an ve nebevi ahlakı, Yunan bilgisi yerine Kur’an ve sünnet bilgisini, faizci kapitalist düzen yerine adil düzeni, zulüm yerine adaleti, Avrupa Birliği yerine İslam Birliği’ni tercih eden kimsedir. Tasdike dönüşmeyen imandan, din ve düzen olarak yaşanmayan İslam’dan hayır gelmez.
Büyük oyun; nefislerini ilah edinip “üstün ırk, seçilmiş halk” inanışını din edinmişlerin fesat ve helak olma oyunudur. Kim bu oyunun küçük oyuncusu olursa, onlar da yok olup giderler. Siyonizm, kapitalizm, materyalizm, Allah’ın hakkında hiçbir delil indirmediği batıl olan şeylerdir. Bu batıl şeylerle insanlık saadet bulamaz. Bu değişmez gerçektir. İnkâra, şirke, nifak yoluna sapmak, yaratan, yaşatan, yöneten Cenab-ı Allah’ın gazap ettiği şeylerdir. Batıl olan şeylere iman ederek, batıl olmak bir şuursuzluk hastalığıdır. Şuur; bir varlığın içinde bulunduğu gerçeklik noktasıdır. İnsanın anlama kabiliyeti, idrak etme becerisi, hidayeti, feraseti, dirayeti sahip olacağı şuur seviyesine bağlıdır. O yüzden de varlıklar kendi gerçeklik dünyaları içinde yaşarlar ve ona göre hareket ederek, ona göre karar verirler. Bir varlığın “hakka ve gerçeğe” bağlanabilmesi için, çaba içinde olması çok mühimdir. Bu çaba olmaz ise insan kendisini batıl olmaktan kurtaramaz. Münafıklara; “yeryüzünde fesat çıkarmayın” dendiği zaman, “biz ancak ıslah edici kimseleriz” derler. Derler de onlar fesatçı şuursuzlardır. Münafıklar, işin nereye varacağını hak süzgecinden geçirerek tartan bir bilince sahip değildirler. Kibir ve gururları nefislerini şımartmaktadır. Gurur ve kibir manevi bir hastalıktır. Bu hastalıktan kurtulmanın ilacı ise Milli Görüş’tür.
Milli Görüş, salihlerin ve ariflerin yoludur. Milli Görüş mensupları siyaseti, hak ve adalet ölçüleri istikametinde insanlara hizmet etme işi olarak görürler. Ve bu anlayışları sebebiyle ABD ve İsrail’in oynadığı büyük oyunu Cenab-ı Hakk’ın inayetiyle bozmak için var güçleriyle mücadele etmektedirler. Milli Görüş’ün savunduğu düzen Adil Düzen” dir. Savunduğu medeniyet projesi 'İslam Birliği” dir. Bu proje üç aşamalıdır. D-8’ler, D-60’lar ve D-160’lardır. Milli Görüş’ün hedefi ise Yaşanabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye, Yeni Bir Dünya” inşa etmektir. Milli Görüş’ün 'Adil Ekonomik Düzen” gibi, içinde faiz, haksız vergi, israf gibi haram ve şer şeylerin bulunmadığı bir iktisat düzeni vardır. “İslam Dinarı” ABD ve İsrail’in ürettiği zulüm parası “Dolar”a karşı en güçlü tekliftir. Sanayileşme, tarım ve hayvancılığın geliştirilmesi, manevi kalkınma, madenlerin işletilmesi hakkındaki görüşleri Milli Görüş’ü diğer görüşlerden ayıran önemli farkıdır. Saadet Partisi; Milli Görüş’ün bütün hedeflerini gerçekleştirmek için çalışan tek temsilcidir. Büyük oyun ancak Saadet iktidarı ile engellenebilir.
Bir oyun oynanıyor. Ne oyunu oynanıyor biliyor musunuz? “Büyük İsrail” BOP oyunu oynanıyor. Bu oyunu tasarlayıp planlayan ırkçı emperyalizm, jandarması ise ABD’dir. Bu oyun bir yerde 'Mesih”in gelmesi için" tanrının elini kıyamete zorlama” oyunudur. Bütün savaşlar ve krizler, çıkarılmaya çalışılın “Büyük Savaş”ın hazırlık aşamalarıdır. Bu savaşın stratejik mekânlarından birisi de Kıbrıs’tır. Bütün bu hazırlıklar niçin yapılıyor? Akdeniz’de hâkimiyet kurup İsrail’in güvenliğini sağlamak, çıkarılacak doğalgaza el koymak, Akdeniz’deki enerji geçiş güzergâhlarını kontrol etmek, İslam dünyasına yönelik siyasi ve askeri kuşatmayı daha da güçlendirmek, hepsinden önemlisi Türkiye’yi tehdit ederek saf dışı bırakmak için yapılıyor.Tarihi, coğrafyayı bilen akıllı bir Müslüman, bu gerçeklere sağır kalarak dünyada ve bölgede meydana gelen olaylara duyarsız kalamaz. ABD, İsrail ve de AB; din ve düzen olarak İslam’ın ve samimi Müslüman toplulukların derin düşmanıdırlar. Derin düşmandan dost olmaz. Derin düşmanı dost ve veli edinenler bilmelidirler ki Allah’ın dostluğunu ve yardımını kaybederler.
Müslüman; 'hakkı üstün tutmanın, din ve düzen olarak İslam’ın” tarafındadır. Bunun için Müslüman, Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir. Müslüman kimdir? Müslüman; din ve düzen olarak İslâm’a sarılıp iman ve cihat yolunda olan, insanların elinden ve dilinden zarar görmediği, bireysel ve toplumsal barışın teminatı olan kimsedir.
Müslüman; açları doyuran, tanıdığına da, tanımadığına da “selâm” olandır
Allah(c.c.), günün feyzi, bereketini size ve ailenize ihsan eylesin. Sağlıklı, hayırlı ve müreffeh bir hayat ihsan eylesin.
Muharrem Bozçal
Makale Yazısı
AvrupaPress
9 Kasım 2024
Yeniden BüyükTürkiye Yazı Serisi
Muharrem Bozçal / AVRUPAPRESS