BİZE NE OLDU ?

Hayatın içinde her şeyden biraz var. Mutluluk/mutsuzluk, acı/tatlı, ağlamak/gülmek... Çinliler buna Yingyang demişler. Hayatın kaos olduğundan bahseden bir felsefe. Gerçekten öyle değil midir ? İnsan her zaman mutlu olamaz. Zaten mutluluk da mutsuzluk da diğer duygular gibi değişken değil midir? Bir insanın mutlu iken zamanın hızla geçtiğini sanması ya da mutsuzken bir salisenin bile geçmemesi. Zaman kavramı insanın duygularına ve algılayışlarına göre değişkenlik gösterir. Halbuki zaman aynı andır. Bir insan mutluyken yağmuru sever mesela ya da bir martının attığı kahkaha ona bir melodi gibi gelir. Mutsuzken öyle mi yağmurlu havada iyice melankolik olunur. Yaşadığın zorlu zamanları, hüzünlerini, olmayan dualarını düşünür bir daha üzülürsün. İnsan her şeyi aslında kendine göre yani duygularına göre tanımlar. İstanbul’un bir anda dört mevsimi yaşatmasını bile değişen insan davranışlarına yormuyor muyuz ? Belki fazla edebiyatı sevdiğimizden belki fazla hüsnü talil yaptığımızdandır. Duygusal olmak iyi mi kötü mü bilmiyorum. Her şeyi duygularla anlatmak bu devirde. İnsanlar günümüzde her şeyi mantıkla yapıyor. Duygular arka plana atılmış gibi. Gittikçe robotlaşıyoruz sanki. Dünyayı robotlar ele geçirecek denildiğinde bahsedilen bu olsa gerek. İnsanlar artık birbirine gülmeyi selam vermeyi bile unuttu. Biri ile sohbet etmeye çalıştığınızda acaba bir çıkarı var mı diye düşünülen bir zamandayız. Herkes kendi sınırlarını o kadar katılaştırmış ki duygulara yer yok Günümüzde buna psikolog ve psikiyatrlar “duyarsızlaşma” da diyor ki çağımızın hastalığı oldu. Düzen bizi öyle bir hale getirdi ki . İş yerinde insanlar yardımlaşma şöyle dursun birbirinin açığını gözler oldu. Herkes çıkarları doğrultusunda hareket etmeye başladı. İnsanlar mevki sahibi olmayınca kendini değersiz hissettirilmesi yüzünden, illa bir kıdem sahibi olunması şart oldu. Kapitalist düzen o kadar iyi işledi ki çalışanlar artık bunu normal hayata da yansıtmaya başladı. Televizyon belki güzel bir icattı. İnsanlar onu güzel kullansaydı. Dizilerde aile olmayı gösteren, arkadaşlığın önemini anlatan senaryolar yerine kaoslar, entrikalarla doldu. Bu arada televizyon dizilerini eleştirmiyorum. Onlarda yaşamı yansıtıyor bir yerde ama bu karmaşa ilk televizyondan mi yoksa normal hayattan mi? Biz komşusu aç yatarken tok yatamayan insanlardık. Biz imece usulü çalışan, ekip olmayı, gülmeyi ve insan olmayı başaranlardık. HAYAT SEVİNCE GÜZEL diyenlerdendik. Ne oldu bize ? Bu sahtelik, çıkarcılık, ego, saygısızlık ne ara peyda oldu. Biz ne ara kaybettik insanlığımızı? Bu aralar aklımda olan sorular bunlardı . Sizlerle paylaşmak istedim. İyi okumalar. Saygılar.   Melike Şazimet Kaya    /    AVRUPAPRESS