HUKUK ALANINDA TOPLUMUN FARKINDALIĞINI ARTIRMAYA YÖNELİK ÇALIŞMALAR – 2

Hukuk Kavramı Bu araştırma, aynı ana başlıklı ve alt başlığı ‘Hak Kavramı’ olan bir önceki araştırmanın devamı niteliğindedir. Bir önceki araştırmada, hak kavramının Türk Dil Kurumunun Güncel Türkçe Sözlük bölümünde yer alan anlamları, söz konusu anlamların yaşamımızdaki kullanımları ve hak kavramının hukuki tanımı ele alınarak ilgili kavramın, hukukun temelini oluşturan esaslardan biri olduğuna dikkat çekildi. Araştırmanın devamında, hak sahibinin kapsamı, kapsamla ilgili olarak naçizane görüşümüz, farklı hukuk alanlarına ilişkin ilgili kanunlardan örnek hükümler ve özellikle de hak ihlalleri sonucunda hakkın iadesininKayseri bayan escort toplumun menfaati açısından kaçınılmaz bir eylem olduğu belirtildi. Hak kavramının, toplumu düzenleyen diğer sosyal düzen kuralları açısından da temel bir kavram olduğuna vurgu yapılırken kul hakkı örneği üzerinde, kısaca duruldu. Devamında da bir madalyonun iki yüzü gibi olan hak ve yükümlülük kavramlarından yükümlülüklere ilişkin yine, farklı hukuk alanlarından ve kanunlardan örnek hükümler ortaya koyuldu. Yaptırımın, bazı durumlarda hak olarak değerlendirilebileceği ile ilgili naçizane görüşümüz ve gerekçelerimiz belirtilerek husus, örneklerle açıklandı. Son olarak da hak bilincinin toplumun her alanında içselleştirilmesinin esas olduğu, hukukun önemli bir oluşumu olan yargı sisteminin temel amacının, sahibine hakkın tam olarak iadesini sağlama olduğu ve gerekenler yapılmadığında toplumda meydana gelebilecek sorunlar, genel hatlarıyla ortaya koyularak araştırma sonlandırıldı. ... Konya bayan escort Bu çalışmada ise, hukuk kavramına giriş yapılacaktır zira söz konusu kavramı açıklamak, çok daha fazla çabayı gerektirir. Benzer bir durum, hukukun temelinde yer alan hak kavramı için de geçerlidir. Türk Dil Kurumunun Güncel Türkçe Kocaeli bayan escort Sözlük bölümünde yer alan hukuk kelimesinin anlamları ‘haklar’, ‘ahbaplık, dostluk’, ‘toplumu düzenleyen ve devletin yaptırım gücünü belirleyen yasaların bütünü, tüze’, ‘yasaları konu alan bilim’, ‘yasaların ceza ile ilgili olmayıp alacak verecek vd. davaları ilgilendiren bölümü’ olarak belirtilmiştir. 1 Hukuk kavramı da hak kavramı gibi yaşamda, hatırı sayılır bir sıklıkla kullanılmaktadır. ‘Kendisiyle yirmi yılı aşkın bir hukukumuz var (ahbaplık, dostluk).’, ‘Sağlık hukuku alanının konu kapsamı oldukça geniştir (yasaları konu alan bilim).’, ‘Hukukumdan vazgeçmem (haklar).’, ‘Hukukun asıl gayesi, adaleti sağlamaktır (toplumu düzenleyen ve devletin yaptırım gücünü belirleyen yasaların bütünü, tüze).’, ‘Hukuk Mahkemesi, özel hukuk kaynaklı uyuşmazlıklara bakar (yasaların ceza ile ilgili olmayıp alacak verecek vd. davaları ilgilendiren bölümü).’. Örnekleri çoğaltmak mümkündür bu çalışmalarda hukuk kavramı, ‘ahbaplık, dostluk’ anlamı dışındaki mevcut anlamlarıyla ilgili olarak kullanılacak ve açıklanacaktır. Hukuk kavramı, çoğunlukla uyuşmazlık durumlarıyla dolayısıyla yargı sistemiyle eşleştirilir gerçekte ise hukuk, belki de tasavvur edebileceğimizden çok daha fazlasını içermektedir… Şöyle ki hukuk, yaşamımızın her alanına sirayet eder ve öngörüsüyle, toplumu çepeçevre kuşatır dolayısıyla yalnızca yargı erki ile ilgili olmayıp aynı zamanda yürütme ve yasama erkini, tüm kurum ve kuruluşları, toplumu (herkesi) da yakından ilgilendirir. Anayasa’mızın 2. maddesinin son ibaresinde Cumhuriyetin nitelikleri açıklanırken, ‘...hukuk Devleti…’ olma özelliği vurgulanmıştır zira toplumda, gerek kamu düzenini gerekse özel ilişkiler açısından düzeni – özel hukukta; bazen doğrudan, çoğunlukla da dolaylı açıdan kamu düzeni söz konusudur - sağlamak için, bahsini ettiğimiz özelliğin varlığı kaçınılmazdır. 2 Hukuk aynı zamanda; toplumun ortak ihtiyaçlarını gidermek amacıyla yasama, yürütme ve yargı erklerinin de belirlenmiş/ öngörülmüş bir takım eylemlerini ve/ veya durumlarını içeren, toplumu kuşatan, en geniş ve temel bir kamu hizmetidir zira toplumun, hukuka uygun faaliyette bulunan geniş anlamda bir devlete ihtiyacı vardır dahası, zorunludur. Söz konusu hizmette gaye, toplumda düzeni sağlamak ve bunu sürdürmektir. Toplumda düzeni, büyük ölçüde sağlamak amacıyla yargı faaliyeti görevini, Anayasa’mızın 9. maddesi Türk Milleti adına, hem bağımsız olan diğer bir deyişle özgürce karar verebilen hem de bakmakla yükümlü olduğu davalarda taraf tutmayan farklı bir ifadeyle yalnızca adalet ve hakkaniyeti sağlamaya çalışan, mahkemelere vermiştir. 2 Hukukun en temel iki etik ilkesi olan bağımsızlık ve tarafsızlık ilkelerinin ihlali toplumdaki mevcut düzeni bozmak için, tek başına yeterli olacaktır. Farklı bir açıdan ifade edilecek olunursa, bozulmuş olan düzen yeniden eski haline getirilmek hedefleniyorsa söz konusu ilkelerin, hukukun her alanına dolayısıyla topluma yansıtılması şarttır. Aslına bakıldığında bahsi edilen ilkeler, aynı zamanda temel bir hukuk kuralıdır. 3 Yasama, yürütme ve yargı erkleri arasında, her ne kadar kuvvetler ayrılığı ilkesi hakim olsa da bu üç erk, birbirinden tamamen kopuk bir şekilde fonksiyon görmemektedir. Örneğin, yasama ve yürütmenin fonksiyonları da hukuki metinlerde (Anayasa m. 7 ve 8) düzenlenmiştir gerektiğinde, yargının denetimine tabi olur. Öte yandan yasama faaliyeti, yargı faaliyetinin gerekçe olarak gösterdiği düzenlemelerin oluşturulması, değiştirilmesi ve kaldırılmasında önemli rol oynamaktadır. 4 Yürütme erki de topluma hizmet götürürken bunu görev, yetki ve sorumluluklarına en uygun şekilde yapmalıdır diğer bir ifadeyle, hukuka uygun faaliyette bulunmalı, ilgili düzenlemeleri eylemlerine dolayısıyla topluma yansıtmalıdır. Bu açıdan bakıldığında tarafsızlık ve bağımsızlık ilkeleri, yalnızca yargı erkinin değil aynı zamanda yasama ve yürütme erklerinin faaliyetlerine de yansımalıdır. Bir düzenleme oluşturulurken veya mecliste bir karar alınırken, bir idari işlem gerçekleştirilirken ve bir kamu hizmeti sunulurken söz konusu ilkeler, hep göz önünde bulundurulmalı, varlığı hep hissettirilmelidir. Aksi halde toplumun yasama, yürütme ve yargı erkinden oluşan geniş anlamdaki Devlet’ten bir beklentisi kalmayacak, belirlenen kurallara da uyulmayacak, uyuşmazlık durumunda da herkes hakkını, kendi eliyle elde etme yoluna başvuracak, toplumda büyük bir karmaşa ve şiddet ortamı meydana gelebilecektir. Sonuç olarak hukuk Devleti anlayışı, daha önce de belirttiğimiz gibi üç erki de çepeçevre kuşatmıştır, böylelikle keyfilik de önlenecek, hak ihlalleri ortaya çıkmayacak, düzen bozulmayacak veya bozulmuş olan düzen eski haline getirilecek, toplumda adalet dolayısıyla huzur hüküm sürecektir. Hukuk Devleti ilkesini sağlama yasama, yürütme ve yargı olarak ifade ettiğimiz geniş anlamda Devlet’in ve aynı zamanda toplumun sorumluluğundadır zira her birimin ve herkesin bu konuda yükümlülükleri bulunmaktadır. Şöyle ki Devlet, her ne kadar hukuka uygun faaliyette bulunsa da bireyler hukuka uygun davranışlarda bulunmadığı sürece toplumda düzen sağlanamaz. Tersi de doğrudur açık bir ifadeyle, toplumun büyük bir çoğunluğu, hukuka uygun eylemlerde bulunsa da Devlet’in faaliyetleri hukuka aykırı olduğu sürece yine mevcut düzen bozulacaktır veya sürdürülemeyecektir, ortak bir niyet ve gaye olmalıdır. Elbette, Devletin kamu gücünü kullanması sebebiyle hem sürece hem de sonuca daha fazla etkisi olabilecektir. Unutulmaması gereken önemli bir husus Devlet, gücünü ve yetkisini toplumdan alır, toplumun menfaati için oluşturulmuştur. Hedefe varmak için, Devlet ve toplum arasındaki rabıta güçlü olmalıdır. Bu konudaki örnek, öneri ve tespitlerimizi bir sonraki yazımızda paylaşacağız. Hak ve hukuk bilincinin tüm toplumda içselleştirilebilmesi için, Devlet ve tüm sivil toplum örgütleri başta olmak üzere toplumda, acil olarak bir seferberlik başlatılması, farkındalık oluşturulması ve çeşitli stratejiler geliştirilmesi zorunludur. Davranış değişikliğini sağlama veya uygun davranış modelinin ortaya konulabilmesi için şüphesiz ki en iyi yöntem, örnek olmaktır. Gerçekten de uygulayarak farkındalık oluşturmak, en etkili ve ikna gücü yüksek bir yöntemdir. Bu amaçla; özellikle de konuyla ilgisi olabilecek tüm bilim alanlarından yoğun bir şekilde destek alınabilir. Çarpıcı olabilecek birkaç örneğimizi, ‘hukuk ve bilim’ içerikli bir sonraki çalışmamızda ileteceğiz. … Yaşamın doğasında var olan ve gelişen hak kavramını hukuk sistemi, toplumda adaleti dolayısıyla düzeni sağlamak ve sürdürmek amacıyla bir mevzuata bağlamış, belirleyici kılmıştır. Nomer’in de ifade ettiği gibi, bir kurallar manzumesi 5 olan hukukun (düzenlemelerin) içinde, hiyerarşik bir yapı söz konusudur. Bu hiyerarşik yapının en üstünde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve en altında, adsız düzenleyici işlemler dediğimiz genelge, tebliğ, sirküler, talimat ve yönerge bulunmaktadır. Diğer düzenlemeler ise yukarıdan aşağıya doğru genel hatlarıyla; temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalar, kanunlar, içtihatları birleştirme kararları, cumhurbaşkanlığı kararnameleri ve yönetmeliklerdir. 6 Hiyerarşik her yapının kendine has bir takım özellikleri/ kuralları bulunmaktadır örneğin, temel hak ve hürriyetlere ilişkin hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak yaptırımlar, yalnızca kanunla (Anayasa m. 14) düzenlenir. Diğer bir örnek, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile bazı konularda düzenleme yapılamayacağı (Anayasa m. 104) gibi bazı koşullarda da söz konusu Kararname hükümsüz hale gelebilecektir. Başka çarpıcı bir örnek, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü nedeniyle diğer düzenlemeler, Anayasa’ya (Anayasa m. 11) aykırı olamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ve hiyerarşik yapıda onun altında yer alan düzenlemeler, hukuki düzenlemeler olmasının yanı sıra aynı zamanda idari düzenlemelerdir. Özellikle de İdare Hukuku alanının kapsamı içerisine girer. Görüldüğü üzere hukuk, yalnızca kanunlardan ibaret değildir. Daha da ötesi, mevzuatın (yazılı kuralların) dışına çıkılmış, örf ve adet hukuku ibaresi bilgilerimize sunulmuştur. Gerektiğinde hakim, söz konusu hukuka başvurarak kararını verir, Türk Medeni Kanunu m. 1’de açıkça belirtilmiştir. Yaşamın tam kendisi olan hukukun, elbette toplumu düzenleyen diğer kurallardan, toplumun kültüründen etkilenmemesi mümkün değildir. Bu nedenledir ki Türk Borçlar Kanunu m. 49’a dahil olan ahlak kuralı, bir hukuk kuralına dönüşebilmiştir. O halde hukuk, yalnızca uyuşmazlık durumlarında/ aşamasında değil kişinin, tam ve sağ olarak doğduğu (Türk Medeni Kanunu m. 28/ 1) andan itibaren Kanun’un da lafzıyla, sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan başlayarak (Türk Medeni Kanunu m. 28/ 2) yaşamının her aşamasında, ayrıca öldükten sonra da etkisini gösterir. Herkesin ve her birimin bazı davranışlarını birtakım kurallara bağlayarak sınırlamalar getirir, hukuka aykırı bir davranışın sonucunda da şartlar da oluşursa önceden belirlenmiş çeşitli yaptırımlara maruz bırakabilir. Hukukun belirlediği öngörünün topluma yansıması gerekir aksi halde uyuşmazlıkların ardı arkası kesilmeyecek, yargı erkinin de iş yükü artacaktır. Sadece bununla da kalmayacak toplumun can güvenliği, mal güvenliği ve mali zarar (devlet hazinesi) başta olmak üzere bir dizi sorunu da beraberinde getirecektir. … Hukuk, bir bilim dalıdır dolayısıyla zamanla mevcut düzenlemeler yeni çalışmalarla, diğer bilim alanlarındaki gelişmelerle ve yeni farkındalıklarla değişebilir o halde hukuk, dinamiktir. Peki, değişim öncesi verilen yargı kararları, yasama ve yürütmenin faaliyetleri ilgili taraflar ve toplum açısından bir haksızlık oluşturur mu? Elbette oluşturmaz zira mevcut hükümler, yürürlükte kaldığı süre boyunca tarafsızlık ve bağımsızlık ilkeleri doğrultusunda, ilgili herkese uygulandı. Gerek kamu hukuku gerekse özel hukuk açısından temel bir ilke olan eşitlik ilkesine (Anayasa m. 10) uyulmuş oldu. 7 Bilimin yalnızca yargı sistemine değil, yasama ve yürütme erklerine dolayısıyla hukukun tüm alanlarına yansıması zorunludur, kaçınılmazdır zira Türk Medeni Kanunu m.1’in son bölümünde hakim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanması gerektiği ibaresi bulunmaktadır. Hukukun bilimle olan ilişkisine, ‘Hukuk Kavramı 1’ başlığı altında, bir sonraki çalışmamızda genişçe yer vereceğiz. KAYNAKÇA 1. ‘Güncel Türkçe Sözlük’, https://sozluk.gov.tr/ (24.06.23). 2. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’, 1982. 3. Kadir Can Özel, ‘Etik ve Etik – Hukuk Arasındaki İlişki’, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, 9 (33), 2018, s. 685 – 708. 4. ‘Türk Yargı Örgütü ve Medeni Yargı Teşkilatı’, https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/52227/mod_resource/content/2/2- Tu%CC%88rk%20Yarg%C4%B1%20O%CC%88rgu%CC%88tu%CC%88%20ve%20Hukuk %20Yarg%C4%B1s%C4%B1%20.pdf (02.06.2022). 5. Halük N. Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Gözden Geçirilmiş, Genişletilmiş Onbeşinci Bası, İstanbul, 2017, s. 1. 6. Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, 2018, s. 218. 7. Serap Helvacı, Fulya Erlüle, Medeni Hukuk, İstanbul, 2018, s. 56; Turan Yıldırım ve Diğerleri, İdare Hukuku, İstanbul, 2018, s. 431, 432.   Dahili Bilimler Hemşireliği, Cerrahi Bilimler (Acil Bilimleri) Hemşireliği, İstanbul Medipol Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sağlık Hukuku Anabilim Dalı, Sağlık Hukuku Doktora Öğrencisi.   Uzm. Hemşire Mehtap Tekin    /    AVRUPAPRESS