STANDARTLI HALKLAR ÜLKESİ
‘Halk’ dendiğinde, etnik bir köken yok...
Adsız halk, toplum içindeki her insan kesimini veya her bir azınlık toplumunu kapsar.
Türk Halkı, Kürt ya da Çerkez Halkı deyip, bir kesimi kayırmak ya da diğerlerini, kayırılana benzetmeye çalışmak, ayrımcılık yaratır ki artık ülke sınırları içinde, Suriyeli, Iraklı, Afrikalı ya da Afganlı gibi birçok insan grupları da var...
Farklılıkları olsa da insan, insandır. Yaşadığı yeri, kültürü, dini, dili, örf ve adetleri farklılık gösterse de insanları ayırmadan, siyasi ve ekonomik sistem içinde, aynı haklara sahip olunmasını ve eşit davranılmasını sağlatmak lazım...
İnsanların, aynılığını ve eşitliğini odak tutan sosyalizmin, bir siyasi partisi, milleti, dini, dili, cinsiyeti, vatanı, bayrağı ve sınırı gibi bir kayırmacılığı yani sempatizanlığı olmaz... Sosyalist, tek yöne bakar, ayırmaz, sosyalist çeşitleri de bulunmaz…
ÇAYIRBAĞ, annem ve babamın Hacıbektaş' taki köyleri ve bizler, Hacebektaş Öğretisi ile yetiştirildik.
Anadolu’ ya, yüzyıllar önce Orta Asya – Horasan’ dan geldiğimizi biliyorum. Daha katıksız ve özü olamaz herhalde Türklüğümüz’ ün. Yüzyıllar öncesi yerleşmelerine rağmen Yörük ve Türkmen örf ve adetlerini, yaşantılarında da gözlemledim, köylümüzün ve Hacıbektaşlılar' ın!
Hacebektaş öğretisi, tüm canlıları, eşitlik ve aynılık duygusuyla sarar ve bu dünya insanı kapsamıyla da evrensellik içerir. Yaradana, dini bir isim koymasalar da canlı – cansız tüm doğa yaradılanları, sevilir ve sayılır...
Kültürümü, özümü, türküleri ve semahları severim, aynen tüm çağ yaşayanlarına saygılı olduğum gibi…
Yaşayan her bireyin -hatta her canlının- daha insan hakları evrensel beyannamesi bile yaratılmadan, aynı eşit haklara sahip olduğunu da bilinir, bırakın bir canlıyı öldürmeyi, yaşatılması adına gereken her türlü çaba da verilir…
Canlı olmak, ırk, millet, vatan, kültür, dil, din, bayrak ve ülke, en önemlisi de Türklüğümüz' den daha önemlidir... Aynı bakış açısını, Avustralya’ da yaşayan Aborjin Felsefesi’ nde de görmek mümkün! Aborjinler de belli ki ayrımcılık yapmanın bir sonunun olmadığını biliyor, çünkü yaşayıp, görüp, öğrenmiş…
Babamda da gördüğüm gibi yapılmış kötülüklere rağmen karşımızdakine hiçbir düşmanlık beslenmeden, her canlıya karşı aynı sevecenlikle hoşgörü göstermeyi, her birimizin öğrenmesi gerek… Ermiş kişi olamasak da bu hayatta, bir insan için bundan daha büyük, önemli ve değerli, başka ne olabilir?
İki bin kitap okumuş ama aynılık ve sınıfsızlık içeren 1917 Ekim Devrimi’ ni görmek istememiş, yeni kurulacak ülke sınırlarına, Kürtleri de dahil etmiş bir Türkçü lidere, şehirlerine Gazi, Şanlı, Kahraman unvanları da verilmiş olan Kürtler' e ‘Ne mutlu Türküm diyene!’ dedirtmek, çok mu yakışmış sizce? Devamında bu Türkçü yönetimler, Batı Trakya Türkleri için Yunanistan ve Bulgaristan’ a, resmi olarak öğretmen ve imam göndermişken, bu ülke sınırları içinde yaşayan, farklı dil ve dinlerin toplumlarına, kendi dil ve dinlerini resmi olarak kullandırtmamaları, çifte standart değildir de nedir?
Çifte standartlı davranmanın sonucu, 40 yıldır iç terör olarak görülmesine rağmen bu ikircikli durum, çok mu akıllıcadır yoksa bir ırkçılık mıdır? Hitabe’ yi üstün ileri görüşüyle yazan Dâhimiz, bu standart uyumsuzluğunu, İngilizler’ in Kürt dayatmasından dolayı mı görememiş acaba?
Gerçi bu üstün ileri görüşü, -söylentiler eğer gerçekten doğruysa- kendisini, kimin yavaş yavaş zehirlediğini de anlamasına yetmemiş anlaşılan!
Ayrımcılık, yani böl böl yönet sistemi, sahte demokrasili kapitalist cumhuriyetlerin geçerli olan kavramları… İngiliz, İspanyol, İsveç, Danimarka ya da Japon Monarşileri’ ndeki kapitalist demokrasili cumhuriyet yönetimli siyasi sistemleri nasıl, Araplar’ ın Monarşik yönetimli siyasi sistemleri nasıl?
Türkiye, had safhada yol geçen hanına dönmüş, onlardan çok daha kozmopolit bir ülke… İnsanları tip tip ayırmanın tadına, bir türlü doyulmuyor… Çin ve Güney Asya Devletleri’ nin ayrımcılığı ise halkları da aşan bir boyuta ulaşmış görünüyor, konu, sadece para! Kapitalizmde, para kimdeyse fiziksel güç de ondadır. Yani asıl güçlü olan, paradır…
Para için canlıya ve doğaya kast, toplu katliam gibi her türlü pis işler, kapitalist sistemde mubahtır… Parasal gücü olanlar, fiziki güce de hızlıca ulaşır, güçsüzleri yiyip bitirir ama tamamını öldürmez, bir kısmını sadece bölüp bölüp oldurur. Parçalamış oldurduklarını ise sömüre sömüre daha güçlü canavarlara veya daha çıkarcı elit zengin azınlığa dönüşürler… Devasa zenginliklerini de parça parça oldurduklarının güvenlik korumasına alır, kendini onlardan iyice ayrıştırır.
SOSYALİZMİN ise parasal ve fiziksel gücü ve güçlüsü yoktur. Yaşlı, zayıf, çocuk veya engelli gibi tüm insani yetersizlikler, toplumu oluşturan diğer tüm kendine yeterli kişilerce özel olarak korunur...
Kapitalist ülkemizin asıl sorunu; en başta kurulduğu, ekonomik ve siyasi sisteminden kaynaklı yaşanıyor! Bu kapitalist sistemde, yönetimi ele geçirenin parayı, parayı ele geçirenin de fiziksel gücü ele geçirmesi şeklinin, hep aynı kapıya çıkacağı kesin! Paranın gücü, kapitalist sistemde, her zaman kazanır…
Sorun, en başta kurtarıcı tarafından -bilmediğine kimse inanmaz- seçilip dayatılan, bu uyduruk demokrasili, kapitalist cumhuriyetli, siyasi ve ekonomik sistemin, tam olarak kendisinde!
Her ferdi eşit derecede düşünen, doğru, dürüst, adil ve düzgün işleyecek şekilde tasarlanmış, toplumun yararını gözeten bir siyasi ve ekonomik sistemimiz olsaydı, çıkarcı, rantçı, canavar ruhlu kişiler, hırsları nedeniyle utanır, hiçbir şekilde bu toplumda barınamazdı.
Bu kapitalist sistem nerede veya hangi ülkede kurulu olursa olsun; o toplumun iti, koptuğu, arsızı, hırsızı, soyguncusu, dolandırıcısı, komisyoncusu, sahtekarı, ukalası, yalancısı, şarlatanı, kandıranı, soytarısı, gangsteri, tetikçisi, hapçısı, topçusu, tozcusu, döneği, rantçısı, aldatanı, takla- parende atanı, uyuyanı, yön değiştireni, hacısı, hocası, kafasını kuma gömeni, kaçanı, kovalayanı bitmez, bitirilmek de istenmez...
Bu SİYASİ sistem, DEĞİŞMELİ!
Değişmesi için de zeki, bilgili ve akıllı kişilerimizin birleşmeleri gerekiyor. Akıl akıldan üstündür ya da hepimiz, birimizden daha akıllıyız, yol göstericiliği eşliğinde, ortak akılla ve de kurtarıcısız olarak yaratılacak, yepyeni, eşitlikçi, aynı hak ve adalet içerikli, bir ekonomik ve siyasi sistemin hem önerilmesi hem de kurulmasına öncülük edilmesi zorunlu hale geldi...
SOSYALİST SİSTEM ise:
Olmayan demokrasili, KAPİTALİST CUMHURİYETLİ parlamenter sistem ile değil, her kişini sırası geldiğinde yönetimde görev alacağı, tepeden tırnağa yeniden yapılanma gerektiren bir DEVRİMLE kurulabilir ya da parlamenterler bu sisteme karar verebilir…
Bu açıdan, TİP, TKP ya da EMEP gibi sol düşünceli siyasi partilerin, şu anki tuzak meclis sistemi içinde, yeniden yapılanma değişikliği yaratamayacaklarını bilmeme rağmen, yine de birer çoban ateşi olmalarını önemsiyorum… Çünkü gençler, bu uyduruk parlamenter sistemi, büyüklerinden çokça dinledi ve son 20 yılın sonuçlarını da kendileri iyice gözlemledi…
Gençler artık, yeniden yapılanmayı gerekli kılan, her kişiye yönetim görevleri veren, eşit gelir, aynı hak ve özgürlük içeren, eğitim, barınma, iş olanağı ve sağlıkta, yarın endişesi yaşatmayacak bir ekonomik ve siyasi sistem olan SOSYALİZM üzerine sorgulamalar yapmalı!
DÜŞÜNDÜREN DÜŞÜNCELER –
TÜLAY SÜKÜN / AVRUPAPRESS