İş Dünyasında Kadın Olmak….
Şu sıralar Sheryl SandBerg’in kaleme aldığı “Lean in – Sınırlarını Zorla” kitabını okuyorum. Kendisi Facebook’un Operasyonlardan sorumlu Genel Müdürü. Buradan önce Google’da Uluslararası İnternet Satış Operasyonları Ekibi Başkan Yardımcısı olarak çalışmış, ondan önce de ADB Maliye Bakanlığı’nda Personel Şefi olarak görev almış. Bu görevlerinden önce McKinsey&Company’de araştırma görevlisi olarak yer almış. Ayrıca burda sayamayacağım birçok yerde yönetim kurulunda görev alıyor. Bu arada evli ve 2 çocuk annesi. Ailesine de ayrıca düşkün.
Üniversiteyi Harvard’da ekonomi bölümünde okuyor, Harvard İşletme Okulunda MBA derecesine sahip. Bunları okuyunca ya evi idare eden bir yardımcısı var, ya da dediği gibi sınırlarını zorlamayı bırakın, aşmış diye düşünüyorsunuz.
Kitapta şu ana kadar okuduğum bölümlerde dikkatimi çeken noktalar, Sheryl Sandberg’in daha çocukluktan zeki karaktere sahip olup, attığı adımlar konusunda disiplin içinde hareket ederek başarıyı yakalaması. Enteresan olan , bulunduğu ortamlarda kadın olmasından kaynaklı zekasının ortaya çıkması ve dikkat çekmekten rahatsız olması. Göze batmaktan çekiniyor ve bu noktayı kitabın birçok yerinde sık sık dile getiriyor. Şanslı ki onu gerçekten anlayan ve kariyeri konusunda destekleyen biriyle evleniyor. Evliliklerinde görev dağılımı yaparak o çerçevede hareket ettiklerini belirtiyor. Bu şekilde anlaşarak yol almalarına rağmen, 24 saatinin nerdeyse tamamını evliliği, çocukları ve kariyeri arasında mekik dokuyarak, hızlı tempoda geçtiği ifade ediyor. Herşeye tam anlamıyla yetişemediğinden dem vuruyor. Bu şekilde yaşamanın da onda yetersizlik ve suçluluk duygusuna sebep olduğunu belirtiyor. Nedeni ise kadın olduğu için asıl sorumluluğunun ailesiyle ilgilenmek olduğunu düşünmesi, bir yandan da kariyerindeki başarı merdivenlerini tırmanmayı istemesi.
Kitabı okumaya devam ediyorum, ilerleyen süreçte ne sürpriler var merak ediyorum.
Bana, ilginç gelen şu ki, iş dünyasında erkek egemenliğinin Türkiye’ye özgü olduğunu düşünüyordum. ABD’de kadın çalışanların, özel hayat ve kariyer arasında bu derece zorlanacakları, baskı altında olabileceklerini düşünmüyordum. Kadınların toplantılarda daha çok dinleyici modunda kalmaları, düşüncelerini ancak söz hakkı verilince belirtmeleri bana ilginç geldi. Özel hayatlarında yaşadıkları sorunları nedeniyle izin almaları gerektiği durumları nadir kullanmaları veya izin dışında sorunlarını çözmek için çabalamalarını garip karşıladım. Birçok kadın çalışanın, eşinin kariyerine destek olmak ve ailesinin düzenini korumak amacıyla kendinden feragat ederek evde oturmayı tercih ettiğini şaşırarak öğrendim. Şaşırmamın nedeni ise ABD gibi, sözüm ona her alanda büyük ilerleme kaydeden bir ülkenin kadın çalışanlar konusunda tutumu bana ters geldi. Her zaman iş dünyasında eşitliği ve liyakatı savunurum.
İş dünyasında kariyer sahibi olmak, başarı basamaklarını tırmanmak erkekler açısından normal ve olağan karşılanırken, bayanlarda neden ciddi bir olay olarak algılanıyor ve şaşırılıyor. Dikkatlerden kaçan bir nokta var ki, kadınların olaylara daha ayrıntılı yaklaşması erkeklerin kabul edemediği bir durum. Bu baskı, sadece çalışanlar açısından olmayıp, girişimci kadınlarda da göze çarpıyor. Kadınların başarıyı elde etmeleri, kendilerini göstermeleri için 2 katı çabalamaları gerekiyor.
Bu hayatı hep birlikte yaşıyorsak, iş dünyası da buna dahil ve her alanda birlikte hareket etmemiz gerekiyor. Konu ve alan her ne olursa olsun yetkinlik, deneyim, heyecan, çalışma isteği ve azim önemli. Değer katmak, farklı bakış açısı getirebilmek önemli. İşin özü bu aslında.
Funda Salk / AVRUPAPRESS