BABAMIN HİKAYELERİ….
Saat sabahın yedisiydi, kapıyı anahtarı ile açmaya çalışırken uyandım,her zamanki gibi elinde iki ekmeği, içinde bir paket margarin ve bir kutu salçası olan küçük bir plastik çantasi vardı, kapıyı açtı, hafiften gıcırdayan tahta kapıdan içeriye girdi birazcık eğilerek "kalk okula geç kalıyorsun" dedi. Ben yatağımdan kalkarken şapkasını çıkarıp duvardaki çiviye astı, ceketini üstüne, "hava yine serin, kış kapıda " dedi.
Yıl 1982, Ankara /Altındağ, üniversite birinci sınıftayım, yurt başvurusu yaparken "baba meslegi" kısmına "çiftçi" diye yazmışım ve devlet baba beni Çukurova'da bir toprak ağasının oğlu ile ayni statüye koyduğu için yurt hakkımın olmadığına karar vermiş. Babam köyden gedi, Altındağ'da arkadaşım/kardeşim Şaban'ın yardımıyla tamamı 15 m2 civarında bir odadan ibaret gece kondu kiraladı benim için, küçücük bir camı vardı dimdik kayalığa bakan, hiç güneş görmezdi, giriş kapısından hemen sonra mutfak ve leğende yıkanmak için kullandığımız küçük bir bölüm, ondan bir basamak aşağıda bir oda.
Biraz yukarida oturan halamın oğlunun evinde geçirdik geceyi babamla, sabahleyin beraber çıktık ordan, "sen okula git ben akşama kadar bir şeyler ayarlarım" dedi. Akşam eve döndüğümde demirden ranza, üstünde sünger yatak, bir piknik tüpü, alimünyüm tencere, bir iki plastik tabak, yere muşamba, tenekeden bir odun sobasi, rutubetli duvarın üzeri kapansin hem de elbiseler üzerine asılsın diye duvardan duvara plastik almış, döşemiş odamı.. akşam okuldan döndüğümde böyle buldum yeni evimi. Bulgur pilavi ve domates salatasi yapmış, yedik, konuştuk, aynı yatakta uyuduk, uyur gibi yaptık. Ne ben ona bütün bunları kaç paraya aldın diye sorabildim ne de o bana yarın köye giderken çok az para bırakabileceğini söyledi, söyleyebildi... sabah oldu, Bent Deresi'ne beraber yürüdük, yürürken şapkasını hafif yukarıya kaldırdı, anamın beyaz koyun yününden ördüğü kazağının altından çatal iğne ile kapattığı kareli gömleğinin cebine elini soktu, plastiğe sarılı bir miktar parayi cebime koydu. "İdare et, yakında köyden emmin gelecek çalışmaya, ondan para gönderirim, zaten emminle beraber kalırsınız evde , o gece çalışır fırında, gündüz de uyur yatakta sen okuldayken, ikinizde rahat edersiniz " dedi. Bentderesi'ne indik, gözlerimden öptü, ben de ellerinden, ben Cebeci dolmuşuna bindim, oda otogara dogru yürüdü köye gitmek icin.. içim hep kan aglar düsündükçe; babam hep bana para verdi, Allah bana hiç babama para vermeyi nasip etmedi..
Kapiyi gıcırdatarak elinde ekmek ile içeriye giren amcamdi, İskitler de gece fırında çalışır, ekmek pişirirdi, her sabah işten gecekondumuza yürüyerek gelir, benim uyandığım rutubetli sünger yatağa yatar ben daha evden çıkmadan uykuya dalardi, ben okuldan geldiğimde yemeği hazırlamış olurdu, yer soframizda sabah gelirken getirdiği ekmekle beraber yemeğimizi yerdik, o işe giderdi, bense sokağa çıkar, duvarın uzerine oturur Ankara'yı seyrederdim bazen arkadaşım Şaban ile bazen de yalınız , seyrederken Bentderesi'nden Dışkapı'ya giden yolun üzerindeki gri lojmanları, apartmanda yaşayanlar nasıl yaşar diye hayal ederdim. Yillar sonra Yılmaz Erdogan'ın " Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim" şiirinde ki "lojman griliği" lafını ne zaman duysam o lojmanlar gelir aklima..
En güzel yıllarımda devlet ve düzenin bana bu kadar acımasız davranmasındandır solculuğum..
Babamın Hikayeleri
M. Taşkıran / AVRUPAPRESS