‘’İŞ NASILSA HAYAT ÖYLEDİR’’

Bu söz size bir yerden tanıdık geliyor olabilir. Belki bir yerde duymuşsunuzdur. Bu söz ünlü filozof Adam Smith’in sözüdür. İnsanlık tarihinin geçim biçimlerini açıklayan dört aşamalı tarih kuramı tezi vardır. Bu tarih kuramı aşamaları insanlığın avcılık, çobanlık, tarım ve ticaret çağı biçiminde ardışık olarak dört farklı çağdan geçtiğini, her bir çağı tanımlayan geçim biçiminin toplumun hukuki yapısını, askeri örgütlenmesini, toplumsal ilişkilerini ve bireylerin davranış kodlarını belirlediğini söyler. İlkel çağda insanlar avcılıkla geçimini sağlardı. Tüm günleri av bularak geçerdi. Tek amaçları buydu ve hayatlarını buna göre yaşarlardı. Daha sonra bu göçebe yaşam koşulları zorlayıcı olmaya başlayınca yerleşik hayatla tanıştılar. Hayvancılığın evcilleştirilerek çobanlık ve ekim dikimle tarımın ortaya çıkışıyla da yeni çağlara sayfa açıldı. Sosyoloji biliminin kurucularından sayılan ünlü fransız sosyolog Emile Durkheim da bu toplumsal iş bölümü için iki farklı kuram ortaya koymuştur. Mekanik ve Organik dayanışma. Peki bu kuramlar neden önemli? Niçin anlatıyoruz? Bunun sebebini söyleyecek olursak toplumdaki iş anlayışının zaman içinde nasıl değiştiğinin, hayatımıza nasıl yön verdiğini ve bireyler arası davranışlarımıza nasıl etkide bulunduğunu daha iyi kavramamıza yardımcı olacaktır. Geleneksel yapıdaki ve benzerliklerin fazla olduğu toplumlarda mekanik dayanışma, farklılıkların olduğu ve farklı görevlere sahip insanların bulunduğu modern toplumlarda organik dayanışmanın mevcut olduğunu söyleyebiliriz. Örnek verecek olursak eski zaman toplumlarında sadece tarımla uğraşan ve geçimini sağlayan insanları düşünün. Sabah güneşin doğuşuyla tarlada tarıma başlayıp akşam güneşin batışıyla işlerini bitiriyorlar. Her günü bu düzen üzerine kurulu ve hepsinin yaptığı iş aynı. Yani bir makine tarzı yaptıkları iş belli olduğundan mekanik dayanışma diyoruz. Organik dayanışma ise modern toplumlarda (sanayi devriminden sonra ortaya çıkan toplum türü) bürokratik yapının birbirine bir organizma misali bağlı olmasıyla ortaya çıkar. Sizin bir departmanda yaptığınız iş diğer departmanda çalışan bireyin işiyle bağlantılıdır. Bir yapbozun parçaları ile birleşerek ortaya çıkan bütün olarak düşünebilirsiniz. Günümüz toplum hayatına geldiğimizde ise artık dijital bir çağa hızla evriliyoruz. Endüstri devrimi ile elektronik aletler yerlerini almaya başladı. Bu çağ ile her şey hızlı bir şekil aldığından belli bir süre içerisine birden fazla iş yükü sığdırabiliyoruz. Evlerimizde oturduğumuz yerden mekan kavramı farketmeksizin birbirimizle bağlantılı işlerimizi bir network ağı sayesinde kolayca halledebiliyoruz. Bir görüntülü seminer, bir mail ile binlerce insana ulaşabiliyoruz. Birkaç yazılım kodu ile vücuda temas etmeden uzaktan ameliyatlar yapabiliyoruz. Sosyal medya sayesinde bilmediğimiz yardıma muhtaç insanlara ulaşarak yardım edebiliyoruz. Üstelik bunları yapmak sadece birkaç tuşa bakıyor. Eski zamanda hayal bile edilemeyen şeyler hayatımızda çok kısa sürede gelişerek yerini alıyor. Böylece eski toplumlardaki zaman ve mekan kavramı da tarihsel süreçte değişebiliyor. Zamanımızın çoğunu işimize ayırarak geçiriyoruz. Bu yüzden hayatımızı da bu düzene göre ayarlamak zorunda kalıyoruz. Metnin başında söylediğim iş nasılsa hayat öyledir sözünü hayatımızın her anında görebiliyoruz.   Rumeysa Ozcelik  /  AVRUPAPRESS