Düşünürsem VARIM!

Benim için;
TÜM DÜŞÜNCELER ÖNEMLİ, TÜM DÜŞÜNCELER DEĞERLİ!
DÜŞÜNENLERİN DÜŞÜNCESİ: Benim köşelerimin ADI!
GERÇEKSE,  DAYANAKLIYSA,  ORJİNALSE, FARK YARATIYORSA, yararlıysa da zararlıysa da bilinsin, duyulsun isterim...
ÖNCE  DÜŞÜNCESİNE, SONRA DÜŞÜNENİNİN ZEKÂSINA SAYGI DUYAR ve PAYLAŞIRIM!
DÜŞÜNMEK, SEVMEK GİBİ BİR HİS YARATIR BENDE!
BELKİ TIPKI, SEVEN İNSANDAN KİMSEYE ZARAR GELMEYECEĞİNİ BİLİP, HİSSETTİĞİM için!
YETER Kİ İNSAN SEVSİN!
KUŞU, BÖCEĞİ, DANSI, AĞACI, MERMERİ, TAŞI!
YETER Kİ SEVSİN İNSAN!
ZARAR VEREMEZ, ŞİDDET GÖSTEREMEZ!
Düşünmek de aynı bunun gibi! Zeki olup, hızlı görüp kavrayan, sonra aklını kullanıp bunları birleştiren ve bağlayan, sonra da yorumlayan KİŞİ;
Bir neden- sonuç ilişkisi kurup, empati yapar, doğru anlar, doğru yorumlar ve doğru çözümler!
Çevremde, düşünen insanlar, hayvanlar hatta bitkiler olsun isterim!
Düşünemeyenden uzak durmak gerekir, çünkü herkese zarar verir ve en büyük zararı da düşünenler görür.
Tek hırsım bu benim! DÜŞÜNEBİLENLER BULMAK!
Düşünüp yanlışını ya da başarısını görenlerin davranışlarını anlamak!
AZİZ NESİN ve CAN YÜCEL bakışı ile yaşadığı gerçeklere göre tavırlar takınmak!
Tek düze kişiliklerse çeşitlidir!
Yüzde otuz, yüzde kırk, yüzde elli! Şimdi açık arttıranlar var ama AZİZ NESİN yüzde atmış demişti bu toplumun genel kişilik seviyesi için!
Bense hiç Aziz NESİN' lik değilim!
Düşünemez, karşılaştıramaz, öğrenemez, yorumlayamaz, bilgiyi kullanamaz ve nedenini sorgulayamaz, toplumdaki bu yüzde atmıştık kesimin!
Oysa ben yedi - sekiz yaşından beri, ne, niye, niçin, nasıl, ne zaman ve kim sorularını sordum, adım atacağım her işte ve her konuda!
Dini, siyasi, ekonomik, sosyal, toplumsal, bilimsel vb tüm alanlarda, SORU SORMADAN YAŞAYAMAM!
Tek rakip olarak, hep kendimi gördüm, tıpkı bir sporcu edasıyla ve çıtayı yükseltme adına!
DAİMA önce düşündüm, sonra konuştum. Düşündüm, yaptım ya da uyguladım!
Düşüncemin üretimi olan başarıya karşı bir hırsım var sadece!
En tepeden kendime baktığımda;
Hırsım, sadece gerçekleri bilme ve yorumlama adına, hep zekâmı ve aklımı kullanmaktan yana! Bazen akıl edemediğimde, kendime de kızarım!
Deneyip, kötü olduğuna karar verdiğimde ise hemen  oradan uzaklaşır, gelişimci ve değişimci düşüncelere ulaşıp, yaratıcısı olunca bunları herkesle paylaşırım!
İşte bu nedenle DÜŞÜNENLERİN DÜŞÜNCESİ’ dir, benim köşelerimin adı!
Düşünmeye ise önce kendimden başlarım!
Neden, niçin seçeceğim bu kişiyi, daha önce iki dönem, altı yıl seçtiğimde, ne kazandı  mesleğim?
Şimdi yine aynı seçimi yaparsam, yerimde saymaz mıyım?
Bir başkasına şans verirsem, mesleğim ve meslektaşlarımın kazanımları ne olur?
Kim seçilirse mesleki saygınlık çıtasını, daha da yükseğe taşır?
Seçeceğim başarısız olursa istifa etmeye ya da sonraki seçimde gönüllü çekilmeye şimdiden razı mı?
Dediklerini yapabilecek, arkasında durabilecek, sözünü tutabilecek,  çalışandan yana  tavır koyabilecek,  mesleki yarar doğrultusunda, düşünce, bilgi, görgü ve kapasite çizgisine sahip olan fedakâr birini mi seçeceğim?
İş birliğine ve yeniliğe açık, çözüm üreten, paylaşımcı biri mi, yoksa makam sahibi olunca, yine çevresinden mi götürür, bu kişi?
Mesleki üretimi değil, iki dönem altı yıl, kişisel yararını düşünmüş, makamdan vazgeçmeyen, makamın faydalarını, yönetim arkadaşlarıyla dahi paylaşmayan, katıldığı tüm mesleki toplantılarda, şahsi sponsoru nedeniyle diğer STK yöneticilerinin diline dolanan, bu denenmişi, niye tekrar deneyecek mişim sorularına, yine kendim yanıt vereceğim!
Çünkü sonradan pişmanlığı yok  alacağım bu kararın ve zamanın bir üç yıl daha geçmesini, beklemem lazım!
 TÜLAY SÜKUN  /AVRUPAPRESS