AvrupaPress

ÇOCUKLUKTAN BUGÜNE CİNSELLİK

ÇOCUKLUKTAN BUGÜNE CİNSELLİK

Freud bireylerin yetişkinlik dönemlerinde ortaya çıkan semptomların tümünün geçmiş yaşam yani erken çocukluk dönemlerine dayandığını vurgulamıştır. Erken çocukluk dönemi ile başlayan art arda birbirini takip eden bağlantılar şeklinde kendilerini yetişkinlikte karaktere bürünerek göstermekteydi. Tüm bu semptomların ardında erken çocukluk döneminde yaşanmış cinselliğe maruz bırakılmıştık söz konusuydu. Çocukluk çağına ait cinselliğe ait anılara tedavi sürecinde ortaya çıkarılsa da, bu anıların geçek bir cinsel yaşantıyla bağlantı olduğunu ve şu an yaşadığı cinsel işlevine yansıdığı bulgularına varılmıştı. Freud’un çocukluk çağı baştan çıkarma kuramının da çocuğa ilk bakım verenin çocuğun erken döneminde temas ile ya da görsel olarak uyardığını ve bununda yetişkinlik dönemi nevrofik karaktere büründüğünü belirtir. Freud’un Gloria vakasında bu sonuç net bir şekilde gözlemlenmiştir: bu vakada erken çocukluk döneminde babasının penisini gören çocuk yetişkinlikte evliliğinde eşinin penisinin büyük ve vajinanın halen çocuksu boyutlarda incelebilen dokuya sahip olduğuna inanır ve cinsel arzulara rağmen cinsel birlikteliği reddeder. Bu vaka bize kadın cinsel işlev bozukluğunun da vajinismus (içe girme bozukluğu) olarak katsımıza çıkmaktadır.

Cinsellik, genital olarak değilde vücudun farklı yerlerinde var olan, yaşamın ilk yıllarındaki bir çok farklı etmenlerce uyarılan yaygın bir duyumsallık ile başlamaktadır. Freud’un çocuksu cinsellik kuramı açısından bakıldığında; anal, oral, fallik dönemlerin yaşam boyu devamlılığın olduğu ve en çok yetişkin cinsel işlev bozukluklarının bir çoğunda kılık değiştirmiş biçimleri ya da savunma mekanizmalarıyla devamlılığının söz konusu olduğu görülmektedir (Mitchell ve Black, 2014).

Klein’ e göre cinsellik ise; sevgi, nefret ve onarma ile ilişkilidir. Cinsel ilişki bireyin diğer bireylerle olan ilişkilerini hem de kendi varoluşlarını temsil eden bir mücadele alanı olarak görmektedir. Bireyin karşı tarafı cinsel olarak uyarabilmesi, arzulaması, doyuma ulaştırması kişinin özünde onarma becerisinin yansıması iken zevk ve haz kişinin sevgi nesnesinin nefretten üstün olduğunun yansıması olarak görülmektedir. Cinsel döngüde ki uyarılma ve cinsel istek aslında Klein’in kuramına göre içsel yaşam enerjisnin ve sevgi nesnesinin varlığını temsil ederken, cinsel istek ve uyarılma bozukluğu nefret ve içsel ölüm ve sevgi nesnesinin devamlılığını sağlamama endişesini temsil etmektedir (Mitchell ve Black, 2014).

Ericson ve Kohut da erken dönem aile yaşantıların etkisinin devamlılığını savunurken bir yandan da kişinin içinde yaşadığı kültürel normların etkisi altında kalarak karakteri şekillendirdiğini savunmuşlardır. Cinsel bastırılmış arzular bu defa karşımıza bu kuramcılara göre nesnesel ilişkinin yan sıra toplumsal kurallar dahilinde şekillenmektedir. Burada dikkatimizi çeken nokta kadına ve erkeğe yüklenen toplumsal normların göstergesi olarak cinsel işlev bozukluklarının ortaya çıkması söz konusudur.

Kernberg ve Abrahan ise; Freud’un oral, anal, fallik, genital dönemlerde ki geçiş nesnelerinin libidonal haz enerjisi ile bağlantısının yetişkinlik dönemi öteki ile ilişkisinin değişmiş devamlı halleri olduğunu vurgularlar. Yani çocuksu cinselliğin temelleri ileriki yaşantıda kişilik örüntüsünün devamlılığını sağlar. Kernberg, sevgi ilişkisinde erken dönem yanlış kazanımların, sevgi ve cinselliği kendisi ve diğer kişiler arasında düzenli şekilde sürdürmede sorun yaşadıklarını, temas ile olan birlikteliklerin bu kişilere korkutucu geldiğini belirtmiştir. Bu bireyler için cinsellik , sapkın ve vahşi yönlerin yumuşak ve yakınlaşma ile bütünleşemeyecek boyutta yıkıma uğramıştır.

Buradan da anlaşılacağı gibi bu bireyler cinsel arzuları yıkıcı bulduğundan cinsel işlev bozukluklarında sertleşme, içe alma sorunları gibi bir çok problemle karşı karşıya kalabilmektedirler. Kernberg’in vaka örneği bu yapılanmayı şu şekilde örneklemektedir: Byan Joyceçok değişik durumlarda cinsel uyarılma hissettiğini ve orgazm bir erkekle yada mastürbasyonla, yalnızca kendisine cezalandırıcı ya da şiddet eylemleri olduğunda ve zihninde canlandırdığında olabiliyordu. Çocukluk döneminde ebeveynleri ilgisiz ve narsis kişilik özelliklerine sahipti. Yetişkinliğinde ise sevgi şefkatti, orgazma teslim etmek tehlikeli ve kendine zarar vericiydi Cinsellik kurduğu bağ yalnızca ona zarar veren kişiler ile birlikte olarak güven duygusunu sürdürdüğü düşüncesiydi. JJoyce gibi bireyler yasmaları boyunca ebeveynlerin yansımaları olarak cinsel işlev problemleri ile karşı karşıya kalmaktadır. Bir başka vakada ise vajinaya girmek için steril bir ilacı penisine süren bir bireyden bahseder. Vajinanın ürpertici yapısı burada ona anneyi temsil etmektedir. Tüm bu vakalar Kernberg’in de ele aldığı gibi bireyin kendi ve öteki arasında kurduğu sevgi-güven ilişkisinin cinselliğe yansımalarıdır. (Michell ve Black, 2014).

Geniş bir yelpazede bakıldığında tüm bahsi geçen kuramcıların bize özetlemek istediği şu ki erken çocukluk dönemi yaşanan ilk deneyimler bilinçaltına yerleşmekte ve bu hatırlayamadığımız anılar yetişkinlik döneminde karşımıza kişiliğimizin bir bağlamı olarak ortaya çıkmaktadır. Cinsellik ise kişinin bu bağlamda kişilik örüntüsünün geçmişle temasını sağlayan bir yapılanmadır. Cinsel işlev bozukluklarının psikolojik olan her türlü boylamında

geçmişin izlerini taşımakla birlikte bir döngünün telafisi ya da bir kişilik yapısının alt basamağının yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. Öte yandan şu da bir gerçektir ki içinde yaşadığımız toplumun kişilere yüklediği cinsel değerlerde işin içine girdiğinde kişiliğimizin kırık parçaları ile birleşerek birçok cinsel işlev bozukluğunun devamlılığını hatta bu bozukluğun güveni

Uzman Psikolog Tuğba Kara / AVRUPAPRESS

Reklam
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ