AvrupaPress

KÜRESEL SALGINLAR : COVİD-19 VE IRKÇLIK

KÜRESEL SALGINLAR : COVİD-19 VE IRKÇLIK

2020’nin ilk çeyreğinden itibaren “eskisi” gibi olmayacak günlere merhaba denildi. Ancak Covid-19 süreci ile birlikte toplumu derinden etkilemiş eski hastalıklar da varlıklarını sürdürmeye devam etmektedir. Geçtiğimiz haftalarda ortaya çıkan ve insanlık tarihi kadar eski olan ırkçlılık hastalığının yeni örnekleri ırkçılığın toplumda hala aktif olduğu ve koronavirüs salgınından daha ağır sonuçlara sebebiyet verdiği görülmüştür. Nitekim Kanada’da yapılan bir gösteride açılan pankartta “ırkçılık bütün virüslerden daha kötüdür” ifadesi durumu özetlemektedir. İnsanların çeşitli kalıtsal ve değişmez özelliklere sahip farklı ırk gruplarına ayrılabileceğini iddia eden bir ideoloji olan ırkçı düşünce, gruplar arasındaki farklılıkların doğuştan ve değişmez olduğu kanısına varmaktadır. Irkçılık, nefret söylemi, eşitsizlikler ve ayrımcılıkları beslediği gibi nefret suçlarının da kaynağını oluşturmaktadır. Son kurban ise ABD’li polislerinin ırkçı şiddeti sonucu yaşamını yitiren siyahi George Floyd olmuştur.

Floyd’un can vermeden bir kaç dakika önce “Lütfen, lütfen, lütfen, nefes alamıyorum” sözleri yeni bir ırkçı karşıtı hareketin sembolü haline gelmiştir. Floyd’un Minnesota polisi tarafından öldürülmesi ırkçılık hastalığının kurumsallaşmış versiyonu olarak karşımıza çıkmıştır. Kurumsal ırkçılık olsun veya olmasın, ırkçı tutumların kurbanı olmuş binlerce Floyd örneği bulunmaktadır. Floyd’un öldürülmesiyle başlayan süreç dünyanın birçok yerinde yakından takip edilmiştir. ABD’de başlayan “nefes alamıyorum” protesto ve gösterileri hızlıca dünyaya yayılmıştır.

Irkçılığın her daim gündemden düşmediği Avrupa ülkelerinde de destek amaçlı hareketler başlamıştır. Ocak ayının ilk haftasından itibaren Belçika’da da çeşitli gösteriler düzenlenmiş ve ırkçılığa karşı hareketlere katılanlar Belçika Kralı II.Leopold’un heykeline saldırmışlardır. “Neden II.Leopold hedef alınmıştır ?” sorusuna Réparons l’Histoire isimli grubun verdiği cevap oldukça düşündürücüdür. Grubun iddiasına göre Kral II.Leopold “10 milyondan fazla Kongoluyu öldürmüştür”. Fransa’da da gösteriler esnasında “Siyahiler insan değiller” cümlesini kuran ve 17.yüzyıl köle tüccarı olarak bilinen Edward Colston’un Ulusal Meclis yakınlarında bulunan heykeli saldırıya uğramıştır. Lille’de de göstericiler Senegal’i vahşice sömürgeleştiren Louis Faidherbe’nin heykelinin kaldırılmasını talep etmişlerdir. Aynı şekilde San Fransisco’da ırkçılığa karşı gösterilerde

de18.yüzyıl misyonerlerden olan Junipero Serra’nın heykeli de yıkılmıştır.

Ülkeler farklı olsa da bu tepkilerin ortak yönü Batı’nın sömürgeci tarihine vurgu yapmalarıdır. George Floyd’un ölümünden bu yana #BlackLivesMatter hareketi bağlamında sömürgeyle uzaktan yakından ilişkili olan isimleri kamusal alanda sembolize eden heykellere karşı tepkiler çok şiddetli olmuştur. Irkçılık, Avrupa sömürgeciliğine hizmet eden önemli bir araç olduğuna şüphe yoktur. Sömürgeci zihniyet sömürüyü haklı çıkarmak için “tehakküme” dönüşen Avrupa’nın beyaz ırk üstünlüğü ideolojisini geliştirmiştir. Siyahi George Floyd’un, beyaz bir polis memuru Derek Chauvin tarafından nefessiz bırakılarak boğulması o vakte kadar aynı kaderi paylaşanların son halkasını oluşturmaktadır. Olaylara beyaz ırkın diğer ırklar üzerine üstünlüğü mantığı çerçevesinde bakılmaktadır. Polisin ırkçı tutumu siyah adamın doğası gereği tehlikeli ve suçlu olduğu stereotipinden kaynaklanmaktadır. Beyaz ırkın üstünlüğü suç-ceza ilişkisini de etkilemektedir. Floyd’un ölümüne sebebiyet veren ırkçı suçu işleyen “beyaz adam” (polis) kimi zaman cezasız kalmakta kimi zaman da göstermelik ceza almaktadır. Benzer durumlarda polislerin işledikleri suçun karşısında elini kolunu sallayarak olaydan sıyrılmaları, ve hatta zaman zaman tutumlarında “haklı” konumuna getirilmeleri yıllardır toplumsal bir yara olmaya devam etmektedir. Tepkiler her platformda dile getirilmiş olsa da şimdiye kadar bir sonuç alınamadığı gibi “üstün beyaz adamın” suçuna da meşruiyet kazandırılmıştır. Irkçılığa karşı oluşan hareketler ve yapılan gösterilerin doğrudan sömürgeci tarihi hedef almalarını “tarihi ve hafızayı sömürgecilikten kurtarmaya” çalışma yönünde değerlendirmek gerekir.

Biyolojik ırkçılığın yanında Covid-19 sürecinde kültürel ırkçılığın da hız kesmeden devam ettiği görülmüştür. Virüsten daha hızlı yayılan ve daha ağır sonuçlara sebebiyet veren kültürel ırkçılık kültürel ve dini farklılıklara vurgu yapmaktadır. Bir başka ifadeyle kültürel ırkçılık, ırkın da ötesinde dini ve kültürel değerleri hedef almaktadır. Nitekim pandeminin ortaya çıkmasıyla birlikte dini motifler üzerinden saldıralara maruz kalanların başında Müslümanlar gelmektedir. Özellikle Avrupa ve Asya’da Covid-19 öncesi var olan olumsuz ve ötekileştirici ortam virüsün yaygınlık kazanmasından sonra da etkinliğini yitirmeyerek devam etmiştir.

Dünya olarak aylardır koronavirüs salgınıyla mücadele edildi. Yasaklarla, kısıtlamalarla, zorunluklarla hayatta kalınmaya çalışıldı. Alınan tedbirler doğrultusunda kısmen de olsa salgın kontrol altına alınabildi. Ancak ırkçılık gibi diğer küresel salgınlarla mücadelede dün yetersiz kalındığı gibi bugün de etkili mücadele politikaları üretilememektedir. Dualarımız “yeni normal” dönemde “salgınsız ve hastalıksız” bir toplumsal yaşam yönünde…

Doç.Dr.Müşerref YARDIM / AVRUPAPRESS

Reklam
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ