AvrupaPress

ADI ZEKERIYA! ……..

ADI ZEKERIYA! ……..

Sene 1983! Bir sonbahar sabahıydı, güneşin hafif sicak ılımlı rüzgarı yumuşak bir şekilde yüzüme esiyordu. Hava çok güzeldi. Bugünkü aldığım haberle daha da güzel oldu. Öğretmen olarak atamam olmuştu. Uzun zamandır bekliyordum bu haberi bir ilçeye ilkokul ögretmeni olarak atanmıştım ve gerçekten bügun çok mutluydum. İlk işim annemi aramak oldu. Anneme hazırlıklarımı yapıp kısa sure sonra yanlarına geleceğimi soyledim. Sevinç çığlığı attı güzel annem. Yapmam gereken işlerimi hallettikten sonra önce annemin yanına gitim. Sonrada atamam olan ilin köyüne bana verdikleri okulun küçük lojmanına bakmaya gittim. Küçük ama çok şirin bir evdi. Okul ise büyük bir bahçenin yeşillikleri içinde dört sınıflı bir köy okuluydu. Okul asfalta çok yakın köyün tam kenarındaydı. Ulaşımı kolay olan bir yerdi. Okulların açılmasına on beş gün vardı. O zamana kadar bana verilen lojmanın ve okulun boya ve badana işi vardı. Bunları elbirliğiyle yapabileceğimizi düşündüm ve sonra bundan Müdür Bey’e ve öğretmen arkadaşlarıma bahsettim. Onlarda benimle aynı fikirdeydi. Gün kararlaştırıp hep beraber okul için çalışmaya başladık. Kış için hazırlık yapmamız lazımdı. Çocukların ihtiyaçlarını, okula gerekli olan sınıf malzemelerini öğretmenlerin de yardımıyla düzenledik. Komşularda yardımlarını eksik etmediler. Köyün hanımları yemek yapıp getirdi. Bana verilen bu şirin evde komşuların yardımıyla bütün işini bitirmeye uğraşıyordum. Biraz dinlendikten sonra tekrar çalışmaya başladım. Bitmek üzereydi benim de evimin işi. Gecenin uzayan saatlerinde bitirmiştim boya işini ve artık bende evime yerleşebilirdim. Yorgun bir gecenin ardından sabah olmuş bahçeden ögretmen arkadaşlarımın sesleri geliyordu. Okulun çok az işi kalmiştı. Müdür Bey bunu da kısa zamanda haldeceğini bazı eksiklerimizin olduğunu bu durumu belediyeye bildireceğıni söyledi. Çok kötü durumda olan aileler ve eksikler var, bu eksikleri bildirip yardım isteyeceğim dedi. Benden hariç iki öğretmen arkadaşım ve elli yaş civarı Müdür Bey vardı. Öğretmen arkadaşlar ilçede Müdür Bey de bana yakın bir yerde bahçe içinde bir köy evinde kalıyordu. Çok sevmiştim herkesi yardımsever insanlardı. Dikkatimi kadınların çok çalışkanlığı çekmişti. Adapazarın’da kadınlar çok çalışmazken burada neredeyse bütün işi kadınlar yapıyordu, hayran kalmamak elde degildi. Sabahın erken saatlerinde kalkıyorlar gün ağarana kadar pirinç tarlalarında çalışıyorlardı. Yarının yemeğini bir gün önceden yapıp diğer günün hazırlıklarına geçiyorlardı. Bu yetmiyormuş gibi bir de eşlerinin her dediklerini yapıyorlardı. Çok şaşırmıştım neden bütün yükü kadınlar taşıyor çok az işe yardım ediyordu eşleri. Üzüldüm çok yorucu bir hayatları vardı komşu ablaların. Safiye abla, yan bahçedeki komşum anlatıyordu bizim halimiz zordur öğretmen oğlum zordur diyordu. Benim evimle onun bahçesi birbirine bakıyordu. Okulun arka tarafındaydı evim bu yüzden komşu evleri görebiliyordum. Köyün muhtarına velilerin çocuklarını okula gelip yazdırmaları gerektiğini söyledik. Muhtarın yardımıyla veliler çocuklarını okula yazdırdı ama bunun kötü yanı çok az kız çocuğu vardı ve çocukların yaşları diğeriyle aynı degildi. Yaş sınırı yedi yaştı ama bu çocukların içinde on yaşında olan bile vardı. Çünkü kızların büyük olma sebebi aile büyükleri kız çocuklarının okumasını istemiyordu. Evli olan çiftler hala babaları ne söylerse onu yapmak zorundaydı. Babaları vefat edincede çocuklarını büyük küçük demeden okula yazdırıyorlardı. Çok acı bir durumdu kız çocuğu on bir yaşında birinci sınıftan başlaması lazım. Bazıları altı yaşlarında abisi veya ablası okula yanlız gitmek istemediğı için küçük kardeşiyle beraber gelmek istiyordu. Anlam veremediğim çok değişik düşüncelere kapılmıştım. Günler yaklaşmiş okulların açılmasına üç gün kalmiştı sabahın erken saatlerinde hazırlanıp okuluma gittim beklediğim gün gelmişti, bugün okulun ilk günüydü çok hecanlıydım. Önce Müdür Bey sonrada diğer öğretmen arkadaşlarım geldi. Dört sınıflı okul olduğu için birinci ve ikinci sınıflara aynı sınıfta ders verecektik. Öğleden önce birinci sınıfı öğleden sonra ikinci sınıfa öğretim verecektik öğretmen arkadaşlarla dönüşümlü olarak. Öğrenciler yavaş yavaş gelmeye başladı. Okulun bahcesinde toplandık marşımızı söyledikten sonra çocuklar sınıflara dağıldı. Çok fazla öğrenci sayısı yoktu, hepsinin yüzü gülüyordu. Gerçekten durumu çok kötü görünen öğrencilerimiz vardı. Birinci sınıftan üçüncü sınıfa kadar ders verecektim. Ders başlamış ve biz birbirimizi tanımayı başlamıştık, ögrerencilerim ismini ve okul numarasını söyleyip oturuyordu, mahçup görünüşlüydü hepsi. Sakindiler, durumlarına üzülmemek elde değildi. İçlerinden bazıları yoksuldu ve bu hallerinden utanıyordu. Sanki şuçmuş gibi saklıyordu kendini fark ettirmeden sıranın kenarına yırtık ayakkabılarını göstermemek için. Önlüğü ve yakalığı yoktu çoğunun. Üçüncü sınıfa ders veriyordum ama çocuklar derslerden gerideydi. Çok işim vardı ve zor günler beni bekliyordu. Öğrencilerin içinde en çok dikkatimi çeken Zekeriya olmuştu. Hiç başını kaldırmıyor, gülmüyor ve çok fazla konuşmuyordu. Zekeriya’nın evi okula çok yakındı. Zekeriya’nın dört abisi ikide kendinden küçük kardeşi vardı. Bu çocuk nedense bana çok farklı gelmişti. Zekeriya’yı Safiye ablaya sordum. Neden hiç konuşmadığı, neden hep mahçup göründüğünü ve neden sustuğunu öğrenmek istedim. Safiye abla anlatı, bak oğlum bu çocuğun babası içki içer, kumar oynar yetmiyormuş gibi her gün karısını ölesiye döver kadıncağızı elinden zor alırız. Kadıncağız çaresiz dört oğlu sanayide çalışır adamın kumar borçlarına yetemezler. Kadının iki küçük bebesi var tarlaya onlarla çapaya gidir biraz olsun çocuklarına yardım edebilmek için. Ama nerde kadının parasınıda alır. Çok söyledik muhtara bu adamı jandarmaya bildir diye sadece bir kere şikayet etti kadın üç gün komada kaldı öldürüyordu zavallıyı, adam aynı gün çiktı. Kadıncağız hastaneden çıkınca bir daha dayak yedi. Çocuklarıda dövüyor etmediği hakaret yok. Burda çok sevenide yok içer içer gelir. Muhtarda biraz korkuyor bundan. Anlıyacağın gariban bir aile, yokluk çok ara sıra komşular yardım ediyor o ayyaş adamın utancını bunlar yaşıyor. Zor halleri Allah yardımcıları olsun. Safiye ablanın anlatıkları beni çok üzmüştü. Küçücük omuzlarında babasının ayıbını taşıyan bir çocuk. Zekariya ile daha yakından ilgilenme ve onunla her fırsatta konuşma kararı almiştım. Ben bu çocuğa yardım etmeliyim. Okullar açılalı bir ay olmuştu artık soğuk olmaya başlamıştı. Odun sobasını kurduk okula odun alamadığımız için her öğrenci her gün iki odun getiriyordu. Bütün günü bu odunlarla geçiriyorduk. Günlerden cuma haftanın son okul günüydü sıralamayı yaptıkdan sonra Zekeriya’nın olmadığını fark etim. Arkadaşı İbrahime sordum Zekeriya niye gelmedi diye. Hasta öğretmenim ondan gelmedi dedi. Öğlen paydosuydu, poydos bittikden sonra çocuklar sınıfa geldi, son iki dersimiz kalmiştı. Sonbaharın son ayıydı cama dogru yürüdüm tuhaf bir sessizlik vardı sınıfta. Sesler gelmeye başladı dışardan. Zekeriya’nın babasıydı bu zavallı kadını yine dövüyordu. Camdan bağırdım çok yüksek bir sesle kurtarın kadını ne bakıyorsunuz. Kadını bahçede sopayla dövüyordu. Ceketime uzandım tam o sırada iki el silah sesi duydum. Ögrencim İbrahim’in çığlığı hala kulaklarımda. Zekeriya diye bağırıyordu. Koştuk korkularla gittiğimizde daha on üç yaşında zekariyanın elinde abisinin av tüfeği vardi. Dayanmadı daha küçük bedeni annesinin çektiği acıya, ölesiye yediği dayaklara, duyduğu hakaretlere, sefalete, abilerinin yaşam çabası küçük kardeşlerinin gözlerindeki korku ve acı. Dayanamadı küçük yüregi çekti av tüfeğini vurdu babasını tam iki kurşunla. Babası ölmüştü. İnsanlar şok içinde herkes suskun. Daha on üç yaşında baba katili. O muydu bunun suçlusu yoksa bu şerefsiz adam mı? Hayatımın en acı gününü yaşıyordum. At silahı sessizce yere Zekeriya at oğlum dedim. İbrahim sırtına sarılmış tutuyordu onu. İki küçük yürek sahip çıkıyor birbirine. Zavallı annesi yine kanlar içinde baygın yerde, bir ceset var yerde. Ama o insan cesedine pislik gibi bakıyor herkes. Komşu kadınlar Zekariya’nın annesiyle ilgileniyor. Ben ve köyün önde gelenleri Zekariya ile ilgileniyor. Korkma yanındayız korkma oglum. Abileri şaşkın senin eline yakışmadı aslanın o silah yakişmadı diyor. Murat abisinin ağlaması, öyle bir ağlama can dayanmıyor. Küçücük Zekariya hala suskun, annesinin yanına gitti başını dizlerine koydu. Bitti annem çektiğin acılar bitti. Annesinin belki yüzlerce kere öptü o sessiz çocuk ilk kez konuştu gelen jandarmaya ben yaptım dedi. Ben öldürdüm babamı artık dayanamıyordu anamın bedeni onun yaptığı işkencelere babam ölmezse annem ölecekti asker abi ben daha fazla dayanamıyorum her gün annemi kanlar içinde görmeye benim annem dünyanın en güzel annesi benim ömrüm feda olsun anneme çok üzgünüm asker abi çok ben on üç yaşındayım çocuğum suçum babamı öldürmek nedenim annemi kurtarmak çok üzgünüm neden asker abi biliyor musun keşke bu kadar kötü bir adamın katili benim gibi bir çocuk olmasaydı. Adım Zekariya yaşım on üç, suçum öz babamı öldürmek. Getirdiler Zekarıya’yı sessizce hiç bırakmadık Zekarıya’yı elbirliğiyle yardım ettik. Davası iki ay sürdü cezası bir yıl üç ay çocuk hapishanesine göderildi. Geride gözü yaşlı bir anne abileri ve İbrahim’i kaldı. Onsuz dokuz ay geçirdiler. Zekariya’nın iyi hali dürüstlüğü cezasını kısalttı. Bir yaz sabahı kucakladı anasını, sımsıkı sarıldı derslerine, elbiriğiyle unuturmaya çalıştık ona yaşadıklarını. Küçücük bedeninde büyük yükler taşıyordu ve bu yükü kimseyle paylaşmadan koca yürekli küçük Zekeriya çok güzel şiirler yazdı hem kendi ağladı hem bizleri ağlattı. Şimdi ise çok iyi bir şair olmuştu artık ve benim hala küçük dostum. Benim hayatımdaki en büyük tercübemdi küçüçük koca yürekli Zekeriya!!

Sevda özen / AVRUPAPRESS

Reklam
ETİKETLER:
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ