AvrupaPress

BAĞIRSAK MİKROBİYOTASI VE SAĞLIK DOSYASI – 1

BAĞIRSAK MİKROBİYOTASI VE SAĞLIK DOSYASI – 1

BAĞIRSAK MİKROBİYOTASI VE SAĞLIK DOSYASI – 1     

Bağırsaklarla yapılan çalışmalar son zamanlarda yoğunlaşmaya başlamıştır. Birçok hastalığın temelinde bağırsak mikrobiyotasının sağlığının önemi görülmüştür. Obeziteden kansere, kanserden sinir sistemi rahatsızlıklarına kadar birçok hastalığın bağırsak sağlığı ile arasında ilişki bulunmaktadır. Bunlardan ötürü bağırsaklara ikinci beyin de denilmektedir. Bu yazımda bağırsak mikrobiyotasından ve hastalıklarla olan bağlantısından bahsederek dosyamıza giriş yapacağım.

      Mikrobiyota denilince akla her ne kadar bağırsaklar gelse de vücudumuzdaki her organın kendine özel içeriği olan bir mikrobiyotası bulunmaktadır. Mikrobiyotalar arasında en çok sinir hücresi ve bakteri bulunduranı bağırsak mikrobiyotasıdır. Her insanda kendine özgü bir mikrobiyota vardır. Doğum şekli, beslenme düzeni, genetik yapı, yaşanılan çevre, vücut bölgesi, mevcut hastalıklar, kullandığı ilaçlar ve birçok etken mikrobiyota içeriğini de değiştirmektedir. Mantarlar, mayalar, bakteriler, virüsler bağırsak mikrobiyotasını oluşturan mikroorganizmalardır. Tahminlere göre bağırsaklarımızda 10 trilyon kadar mikroorganizma bulunup toplam ağırlıkları ise 2 kg’dır.

      Anne karnındaki bebeğin bağırsak mikrobiyotası fetal dönemde başlayarak doğum anında annenin deri, vajinal, anal mikrobiyotası ile temasıyla ve ileriki dönemdeki yaşantısına bağlı olarak değişmektedir. Yetişkin mikrobiyotasıyla 3 yaşındaki bir çocuğun mikrobiyotası birbirine büyük oranda benzemektedir. Bu yaştan itibaren değişim çok az olmakla birlikte mikrobiyota çeşitliliği sabit bir düzene geçmektedir.

      Bağırsaklar içeride ve dışarıda nöronlar tarafından inerve edilmektedir. Merkezi ve santral sinir sistemini de ürettikleri metabolitlerle etkileyerek kişinin metabolizmasını ve fizyolojisini düzenlemektedirler. Parasempatik ve sempatik sinir sistemiyle bağırsaklara gelen iletilerle mikrobiyotada değişiklikler olabilmektedir. Bağırsak mikrobiyotasında üretilen metabolitler; beyin biyokimyasını, sindirim sürecini, ağrı ve davranışların modülasyonunu, stres cevabını, depresyon davranışlarını, beyinsel süreçleri etkilemektedir.

     Beslenme biçimi bağırsaklarımızı etkileyen en önemli unsurdur. Beslenmemizde oluşan farklılıklar bağırsak mikrobiyotasındaki mikroorganizmaların içeriğini ve sayısını üç hafta içinde değiştirebilmektedir. Beslenme ve bağırsaklar arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalarda bazı besinlerin florayı daha çok etkilediği görülmüştür. Yumurta, omega-6 uzun zincirli yağ asitleri, früktoz, doymuş yağ asitleri, bitkisel kaynaklı trans yağ asitleri, tuz, kırmızı et, süt yağları bunlardan bazılarıdır.

      Şeker ve yağdan zengin besinlerle beslenen insanların bağırsaklarındaki patojen mikroorganizmaların sayısında artış görülmektedir ve kronik inflamatuvar hastalıkların temelini oluşturmaktadır. Aynı zamanda mukusun incelmesine de sebep olduğu bilinmektedir. Mukusun incelmesiyle ve yaşanan disbiyoz ( mikrobiyatadaki bakterilerin içerik ve sayılarının değişmesi ) ile birlikte diyabet, obezite, yağ dokusunda inflamasyon kişilerde görülebilmektedir. Zayıf ve obez kişilerin bağırsak mikrobiyatalarındaki farklılıklar bu sonuçları destekler niteliktedir.

      Probiyotikler ve prebiyotikler son çalışmalardan dolayı önem kazanmaya başlamıştır. Probiyotikler, bağırsaklarımızdaki yararlı bakterilerin sayısını arttırıp zararlı bakterilerin sayısını azaltan ve bağırsak florasındaki doğal dengeyi sağlayan yaşayan mikroorganizmalardır. Bifidobakterler, Streptokoklar, Laktobasiller, Sakromiçesler probiyotikler arasında en sık bilinenlerdir.

      Probiyotikler, kullandığımız antibiyotikler ile yaşadığımız zorlukların ve stresin bağırsaklarımızda oluşturduğu olumsuzlukları önlemede önemli bir etkiye sahiptir. Yeterli ve doğru miktarda alındığı takdirde tip 2 diyabet, dislipidemik hastalıklar ve obezitede insülin duyarlılığını oluşturarak lipid düzeylerini geliştirmektedir. Ayrıca yağların birikmesini engelleyerek periferik inflamasyonu, metabolik sendromu ve obeziteyi önleyebilmektedir.

      Probiyotiklerin yanı sıra prebiyotikler bağırsaktaki bakterilerin aktivitesini ve gelişimini seçici olarak arttıran gıda bileşenleridir. Prebiyotikler; kan kolestrolünü normal düzeye inmesini sağlayan, bağırsaktaki bakterilerin dengede kalmasını düzenleyen, sindirilmeye karşı dirençli olup probiyotiklerin işlevlerini arttıran, kolon kanseri gibi hastalıkların da riskini azaltan karbonhidrat yapılı bileşenlerdir.

      Bağırsak mikrobiyotasının bağışıklık sistemi ile ilgisini açıklayan iki etkileşim bulunmaktadır. Bunlardan birincisi bağırsak epitelinden geçebilen bazı bakterilerin immün sistem ile karşılaşması, ikincisi ise bağırsak mikrobiyotasındaki mikroorganizmaların immün hücrelerle örneklenmesidir. Sağlıklı bağırsak mikrobiyotasına sahip olmayan bireylerde immün fonksiyonlarda bozulmalar ve kronik inflamasyon yaşanmaktadır. Bağırsak zarından geçen kommensal mikroorganizmalar, besin maddeleri ve patojen mikroorganizmalar immün sistemin fonksiyonlarının başlamasında etkili olmaktadır.

      Disbiyoz, mikrobiyotamızda bulunan bakterilerin içerik ve sayılarının değişip dengenin bozulmasına denmektedir. Disbiyoz sonucu intestinal geçirgenliğimiz değişip hastalıklara karşı daha çok risk altında kalabiliyoruz. Bunlardan bazılarına örnek vermek gerekirse; Hepatit B, Hepatit C, tip2 diyabet, kardiyovasküler hastalıklar, obezite, otizm, depresyon, anksiyete, metabolik sendrom, kronik inflamasyon, inflamatuvar bağırsak hastalığı, HIV vb. hastalıklardır.

      Bağırsak mikrobiyotası ve hastalıklar arasındaki ilişki incelendiğinde, obez bireylerin obez olmayanlara nazaran daha çok bağırsak geçirgenliğine sahip olduğu görülmüştür. Bu geçirgenlik inflamatuvar uyarıya sebep olup özelleşmiş immün hücrelerine iletilerek doku içerisinde devam eden çözülemeyen bir inflamasyona neden olmaktadır. Böylece insülin etkisinin azaldığı saptanmıştır. Beyin, karaciğer, yağ dokusu, kas hücreleri, pankreas etkilenen doku ve organlardandır.

      Bağırsak mikrobiyotası ve sağlık dosyamızın bu ayki yazısında bağırsaklarımızdaki mikroorganizmaların dengesinin bireyler için ne kadar önemli olabileceğini görmüş olduk. Sayı ve içerikteki dengesizliklerin birçok hastalığa zemin oluşturabileceği yapılan çalışmalarda açığa çıkmıştır. Aynı zamanda çevresel faktörler, beslenme biçimi, genetik faktörler ve birçok değişkenin vücudumuzun ikinci beyini olan bağırsakları nasıl ve ne şekilde etkileyebileceği de çalışmalarda görülmüştür.

Online diyet hizmetimden yararlanmak için bana whatsApp, instagram veya mail yoluyla ulaşabilirsiniz.

whatsApp : +90 534 305 17 54               

instagram: https://www.instagram.com/dyt.aysenurrabiaonen/?hl=tr

e-mail: rabia_onen@windowslive.com

DİYETİSYEN AYŞENUR RABİA ÖNEN 

Reklam
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ